Gökkuşağı Forumu

Özne, yüklem, belirtili nesne; Biz, siz, onlar

14 Haziran 2016

Dilbilgisi, test sorularıyla ölçülmez. Dilbilgisi, hayat bilgisiyle sınanır. Her şeyi adlı adınca anmakla başlar.

Katliamlar, suikastler, faili meçhuller bizden cürmün kendisi kadar keskin bir açıklık talep eder. Kim kimi neden öldürdü. Kimler kimleri neden yok etti. Bunlar soru değildir. Nokta koymak gerekir. Nokta koymak için de boşluk bırakmamak, lafı evirip çevirmemek elzemdir. Katliamlar, suikastler, faili meçhuller geri kalanımızdan aciliyet ve samimiyet talep eder. Acil samimiyet. Samimi aciliyet.

Orlando Katliamı, İŞID bağlantılı Afganistan kökenli Ömer Sıddık Metin tarafından Pulse isimli gey barda bulunan LGBTİ’lere yapıldı. Bu saldırı aynı zamanda Onur Haftası ve etkinliklerine hazırlanan harekete dönük toplu bir tehdit, aleni bir gözdağıydı.

Katilin babası Mir Sıddık’la konuşulmuş. Tepkisi şöyle:  “Çok iyi bir çocuktu, eğitimliydi, bir karısı ve çocuğu vardı, anne-babasına saygılıydı. Kutsal Ramazan ayında neden böyle bir şey yaptı ki? Eşcinsellik normalde Allah tarafından cezalandırılır. Böyle bir ceza vermek insanların elinde değildir. Yaptıkları beni çok derinden etkiledi. Bunu bilmenizi isterim.”

Bilmiş olduk. ‘Normalde’ bazılarımız varoluşu hasebiyle baştan cezayı hak eder. Başta İslam olmak üzere bütün dinlerin nerede nefrete geçit verdiğini sorgulaması gereken yerdir burası. Zira, öldürmek için önce eşdeğerin olmayan, katli vacip, hayatta olması sakıncalı gibi birtakım sıfatlar kuşanmak gerekir. Onlar insan değil şeydir artık, birer belirtili nesne. Ve senin öldürülerek özne olma vaktin gelmiştir.

Hiçbir katliamda insanlık ölmez. Hiçbir kurşun bir ülkeye, devlete, birlik ve beraberliğe sıkılmaz. Hayatından olanlar ve ‘sonunuz onlara benzer ha’ diye tehdit edilenler vardır. Her katliam el yakan bir an resmidir. Çerçevelere sığmaz. Ateşin düştüğü, yaktığı yere saygı, geniş çerçevelerden imtina etmeyi gerektirir. Gücün yetiyorsa çıplak elle tutarsın hakikati. Hissedebilesin diye. O da bir nebze.

O yüzden işte eşcinsel, gey, lezbiyen, biseksüel, trans, interseks, queerlere dönük bir katliamı lanetlerken mesela Ermeni soykırımından, Holokost’un ‘biricikliği’nden, Kürt halkının hali hazırdaki varoluş, ölüm kalım ve hak mücadelesinden, Rojava direnişinden bahsetmek bile züldür. Elbet herkes cezasızlıkla kuşatılmış her bir cürmün bir diğerine meşru zemin sağladığını bilir. Kimi devletlerin bekasının sistematik yıkım ve zulme dayandığını da. Ama katliamlar, doğrudan hedefe konanlarla dayanışmak adına, maruz bırakılanın adının doğrudan ve bir başına telaffuz edilmesini şart kılar.

Dayanışmaksa şık bir hareket ya da lütuf değildir. Yine dilbilgisiyle anlatmak gerekirse öldürenlerden olmaya tahammül edemeyenlerin koca bir biz oluşturmasıdır. İnsanın önce kendi onuru için yaptığıdır. Zorunluluktur. Tek seçenektir. Testteki ‘E) Hepsi’ şıkkıdır.

Dilimiz bizi ele verir böyle zamanlarda. Farklı kimliklerden arkadaşlara sahip olmanın vurgulandığı yer zaten bu düzende yanlış gidenin teyididir yalnızca. Keza felaket zamanlarında onların yanında olamamak da. Hiçbir insanın kimliği kullanışlı, cazip sakıncalı ya da lanetli değildir. Sıfatlar sınar seni. Ve bazı bağlaçların hiç affı yoktur. “Ama onlar da…” diye başlayan cümle de kurşundur. ‘Onlar’ acıyla gülümser haline.

Biz’lik çaba ister. Birlikte gülebilmek gözyaşı paylaşımından geçer. Haddini bilen bir paylaşımdan. Emekten. Tutarlılıktan. Bağdan. Susup o haykırışı, küfrü, infiali dinlemekten. Siz olabilmeyi de sineye çekmekten. Çok sevgiden.

Her katliam bir sınavdır önümüzde.

Sahi Orlando’da kim kimleri neden öldürdü?

Hangi zamir kümesindesiniz LGBTİ karşısında. Onlar mı biz mi?

Ben de diye eklenecek cesaretiniz, dirayetiniz var mı size yönelmeyen kötülükte? 

Budur bütün mesele.