Yaşam

Onur hikayem: 15 kişiden on binlere

21 Haziran 2016
Haber: Kaos GL

Onur hikayelerinde bugün: 2001 yılı 1 Mayıs’ında ilk Kaos GL kortejinden on binlerce kişilik Onur Yürüyüşleri’ne…

Murat Özen’in onur hikayesi

Yıl 2001. Yer Ankara. Son sınıf üniversite öğrencisiyim. Kimliğimi daha yeni yeni tanımaya başlamış bir “kezban” olarak Kaos GL’ye gidip geliyorum. Bu gidişlerimin birinde Kaos GL olarak 1 Mayıs’a katılma konusu tartışılıyor. Bana “sen de gelir misin” dendiğinde ilk etapta evet diyemesem de evet dedim ilerleyen günlerde.

Pankartlarımız, bildirilerimiz, şapkalarımız ve güneş gözlüklerimizle yaklaşık 15 kişi olarak Sıhhiye meydanından en önde “KAOS GL EŞCİNSELLERİN SESİ” pankartımız ile Tandoğan meydanına yürürken dağıttığım bildirileri bazılarının buruşturarak yere atması bazılarının ise gelip elimi sıkarak tebrik etmesi… Medyanın sürekli burnumuza kadar mikrofon uzatıp görüntü almaya çalışması… Gurur, üzüntü, heyecan, korku, telaş, ümit duygu adına ne varsa an içinde hepsinin yaşanması… Bir eşcinsel ve hak mücadelesi için ilk yürüyüşüm böylesine bir atmosferde, binlerce duygu içinde maksimum 15 kişi ile oldu. Orada bu yürüyüşün bir parçası olmak benim için ayrı bir gurur kaynağıdır.

Yıllar geçti LGBT bireyler daha görünür oldu her ortamda. Göreceli olarak önceki yıllara göre toplum tarafından daha “makul” karşılanır duruma geldiler. 15 yıl önce 10-15 kişi ile yapılan yürüyüşler bugün 10 binlerle yapılıyordu. Bir bakıma son 10 yıl LGBT hakları ve onur yürüyüşü işin “yalancı bir bahar” atmosferi oluşturdu.

2013 ve 2014 yılı onur yürüyüşüne olan muhteşem katılım ve coşku bu yalancı baharın son çiçekleriydi. 2015 yılında gördük ki daha çok yolun başındayız. Batı toplumları gibi bir onur yürüyüşü yapmak için çok daha fazla çalışmak gerektiği ortaya çıktı. Daha doğrusu coşkulu, eğlenceli, gururlu hiçbir fiziksel ve sözel şiddete maruz kalınmayan bir onur yürüyüşü için bunu hak etmek gerekiyordu.

2015 yılı onur yürüyüşünde saat 3 gibi taksimde 5-6 arkadaşla bir cafeye oturup birkaç bira içip sonra yürüyüşe katılmaya karar verdik. Bir taraftan biralar içilirken güllümler alıkılıyor ve bir an önce şen şakrak yürüyüşümüzü yapmak istiyorduk ki sosyal medyaya haberler düşmeye başladı ve çok geçmeden havada o lanet gaz kokusu. Artık cafede oturmanın zamanı değildi. Sokaklara çıkılmalı, yürümeli, direnmeliydi. 6 arkadaştan 2 kişi sokağa çıktık. Alman hastanesine çıkan yoldan Alman hastanesinin önüne geldiğimizde Taksim tarafından gelen tomayla karşılaştık. Toma adeta önüne çer çöp almışçasına bizleri süpüre süpüre Cihangir meydanına doğru sürüklüyordu. 2 slogan bir su yiye yiye Cihangir meydanına inerken yolun karşı kaldırımında bulunan polisleri gördüm. Arkamdaki teneke bariyerlere çarpan bir şeylerin sesini duydum. Neler olduğunu anlamaya çalışırken bir tane koluma bir tane de enseme plastik mermimi yedim. Polislerin vicdanı yoktu, acıması yoktu. Merminin gözüne ya da başka bir yerine gelmesi umurlarında değildi. En nihayetinde bizi Cihangir meydanına hapsettiler bir nevi. Orada yaklaşık 300-400 kişi lokal de olsa gösterimizi yaptık sloganlarımızı attık.

Düşündüm sonra o gün meydandaki cafelerde belki 10 binler vardı. Ama polis izin vermeyince polise direnen, hakkını arayan ve bu uğurda bedel ödeyen belki 1000 kişi vardı. Kimseyi suçlamıyorum. Ama onurlu bir şekilde yürümek istiyorsak da bunun mücadelesini yapmalı ve hak ettiğimizi almalıyız. Kimse bize bunu babasının hayrı için sunmayacak. Direneceğiz ve alacağız tarih boyunca olduğu gibi. Daha özgür onur yürüyüşlerimiz olması dileğiyle.

Diğer hikayeler:

Onur hikayeni anlat!

Onur hikayem: Çiçek taşıyoruz ağzımızda

Onur Hikayem: Tarifler olmasın!

Onur hikayem: Ben buradayım, direniyorum aşkım!

Onur hikayem: Aşka doğmak

Onur hikayem: İdeolojik pankart!

Onur hikayem: İstiklal hiç bu kadar güzel olmamıştı