Gökkuşağı Forumu

Naçar ahvalimden bilmez lisan-ı lubun

Perşembe, 23 Haziran 2016

“Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil

Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil”

Nef-i beyitlere dökmüş biçare halimin narin serzenişlerini. Ben de alıntılamak istedim.

Aşık ile maşuk kavuşamazlar da nasıl ki arzularlar birbirlerini, benim dönememe maceram da öyle hissettiriyor. Ya sabır ya sabır ya sabır. Gel de anlam verme iğneci bilmem ne efendi hazret-ul şahanelerini çağırıp da üç güne bir kimyager edasıyla vurulduğu hormonların aslında Asya’dan mı Avrupa’dan mı yoksa İran’dan mı geldiğini sazın tellerine vuran lubunyalara.

Canım çok sıkılıyor, ondan bu kelamlarım. Gittim geldim Hacettepe’ye. Sağ olsun Psikiyatrım ne naif ne şinas ne latif bir şahsiyet. Dedim ki “...ama doktorcuğum sizin koltuğunuz benimkinden yüksekte duruyor. Ben huzursuz oluyorum. Ya ben yükseğe çıkayım ya siz aşağı yanıma iniverin.” Ah aşk-ı saadetimin gizli penceresi Gök Tengri, doktorcuğum hemen yanıma aşağı kıdeme iniverdi de başladık hoşbeş etmeye.

Daha önce hiç psikiyatra gitmemiş ben, bir döküldüm, bir saçıldım, bir rahatladım, bir o kadar da tedirgin oldum. İnsan giz perdesini araladı mı içeriden dışarı ne yansıyacak, dışarıdan içeriye ne süzülecek diye kaygılanmaz mı hiç. İşte öyle bir saate yakın hasbihâl ettik. Çok güzel ve özel dinledi beni. Mutlu da oldum. Sabır ve tevekkül ile beni haplamaya başlayacakları günü bekleyeceğimi belirtsem de n’olursunuz kuzum hızlandıralım şu vetîre’ul evbi diye de belirttim. Neyse ki ben demeden o da teklif etti, hızlandıralım dedi.

İyi, hoş her şey derken dün  Endokrinoloji bölümünde randevum vardı. Gittim önce her yerlerimi ellediler. Boynuma baktı, bacağıma baktı, karnıma, memelerime, omzuma, enseme, hatta ayak bileklerimde ödem var mı derken en son boy ve kilom ölçüldü. Çok utandım! Meğersem herkese ve dahi kendime bile yalan söylüyormuşum kaç zamandır. Boyum benim inandığım boyumdan 1 cm kısa, kilom ise etrafa söylediğimden 8 kendime söylediğimden 4 kilo fazla çıktı. Ay yalancının mumu Endokrinolojiye kadarmış.

Gittim kanımı verdim önce. Sonuçları çabuk çıkıyor ama doktora gösterebilmem için sekreterlik ta 18 Temmuz’a randevu verebildi. İyi dedim neyse çok uzak tarih değil. Sonra skrotal ultrason çekileceği için Radyolojiden randevu istemem gerekiyordu. Önce sekreterlikteki görevli kişi özel randevu alırsanız hocalarımız bakıyor hem de 1 ya da 2 hafta sonrasına randevu verebiliyoruz dedi. Birazcık para ödemem gerekiyormuş. Daha hızlı olurmuş. “Normal” randevuları 6 ay sonrasına verebiliyorlarmış. Ben dedim ki para falan ödemek istemiyorum “normal”inden verin siz. Ta 11 Ocak 2017’ye randevu verildi. O zamana kadar conconlarım ultrasona girmek zorunda değil.

Şimdi önümde Genetik testi duruyor. Pazartesi günü Genetiğe giderek bakacaklar aslında gen haritam bana ne diyor. Acaba interseks miyim değil miyim diye bakacaklar. Sonra ben aynı gün Psikiyatrımı arayıp görüşme randevusu talep edeceğim. Zaten en keyifli zaman psikiyatrla konuştuğum anlar.

Yoksa hastaneye gitmenin kendisi bile cefaya dönüşüyor. Bazen kobay faresi gibi bazen de herkesin baktığı, kulak verip dinlediği, merak ettiği bir fukara gibi hissediyorum. Sevmiyorum hastaneye gitmeyi. Sıkılıyorum, bunalıyorum, daralıyorum.

Şunun farkına varmak pek çok insan için zor olabilir ama ben öyle düşünüyorum; kendini nasıl tanımla ya da tanımlama, böylesi bir sürece katlanıyorsan herkes bilmeli ki çok sabırlısın, çok şeyi, ezayı, cefayı göze de almışsın. Kadınlık, erkeklik, şunluk, bunluk nedir bilmem ben. Ben bu sabrı, sükuneti, çabayı bedenimle sevişebilmek için gösteriyorum, bu efaya, cefaya, ezaya da bu amaç için katlanıyorum. Yoksa bedenim beni cinsiyetlendiremeyecek zaten. İzin verebileceğim bir algı değil bu kendim için.