Yaşam

Onur hikayem: Her yer “ONUR”

Çarşamba, 29 Haziran 2016
Haber: Kaos GL

Onur Haftası biter, onur hikayeleri bitmez: Benim için onun dudağının üzerindeki çukurda, bazıları için sabaha kadar pankart boyarken yemyeşil olan ellerde…

                            Foto: Şener Yılmaz Aslan/MOKU, Onur Yürüyüşü 2016

Onur hikayem, rumuz: Running to the Sea

Yüzlerce gök kuşağı bayrağının arasında sevgilimin elleri ellerimde, utanmadan, korkmadan, yüzümüzde kocaman bir gülümseme yürümekti benim için “ONUR”.

2 hafta… İstanbul’a ilk geldiğimde 2 haftadan ibaretti “ONUR “ benim için, bir yürüyüşten  ibaretti. Değilmiş. Olamaz da zaten. Bu sene oldu, bir kadın girdi hayatıma. O kadar değiştirdi ki her şeyi…

Toma’nın önünde öpüşen iki kadın, polisler şaşkın; kalabalık gururlu… Bunu yaşasam hayatımın en gururlu anı olurdu diye çok söylemişimdir artık bu muhabbetlerimden sıkılan arkadaşlarımla oturduğum masalarda.

Sonra o geldi, yaktı, yıktı, okşadı, yeniden yaptı. Hayatımın en gururlu anı… Kabus görmüştü bir kere uyurken, sarıldım, saçlarını okşadım, geçti. O odada kimse yoktu, kameralar yoktu, bayraklar yoktu. “Bana diş fırçası alır mısın, dursun bu evde bi tane” dediği gün, Zeliş’in bir fotoğrafı var ya elinde kamera kalabalığa bakan, yüzünde dünyanın en gururlu ifadesi, onun gibi işte, gurur duydum kendimle, aşkımla.

Bizi 2 hafta ortalıktalar, sonra kayboluyorlar sanıyorlar ya. “ONUR”umuz sadece bu kadar sanıyorlar ya. Oturtup karşıma onları, bir sigara yakıp, şu kadın hayatıma girdiğinden beri “ONUR”lu hissettiğim her şeyi anlatasım geliyor. Yağmurun altında bisikletle yokuştan uçarak inen sırılsıklam bedenini izlerken onurluydum ben, benim için metroda kavga çıkartırken o, onurluydum ben. Sokak köpeklerini sevmekten kapkara olmuş ellerini yüzüme sürerken, onurluydum ben. Bana vinçlerin nasıl yapıldığını anlatırken, onurluydum. Ona dokunurken, onurluydum, o kadar ki yanıyordu parmak uçlarım.

“ONUR” her yerde biliyor musunuz? Benim için onun dudağının üzerindeki çukurda, bazıları için sabaha kadar pankart boyarken yemyeşil olan ellerde, bazıları için 8 Mart’ta gelen, megafonlarla okunan umut dolu mektuplarda, bazıları için dağlarda… Ama her yerde…Zeliş’in saçlarında, Boysan’ın gülümsemesinde, Mert’in sigarasında… Gezide yenen gazda, Berkin’in kaşlarında, zılgıtlarda, halaylarda… Biz yürüsek de yürümesek de aşkın olduğu her yerde “ONUR”. Bizi durdurmaya çalışıyorsunuz ya kardeşim demek istiyorum karşımda “ONUR” umu anlattığım yüzlere, istediğiniz kadar tehdit edin, yasaklayın. Sizin nefretiniz varsa güzel kardeşim, bizim sokak başlarında etrafı kollayarak öpüşen dudaklarımız, yürürken birbirine çarpan ellerimiz, gözlerimiz gazdan görmezken sakın elini sürme daha çok yanar o zaman diyen ağabeylerimiz, güzel gülüşleriyle bize ışık olan yoldaşlarımız, arkadaşlarımız var. Sen uğraş kardeşim, kus nefretini… Sıktığın sudan bile gökkuşağı çıkıyor baksana, anlasana.

Anlamazlar ama olsun. Onlara ne bizim “ONUR” umuzdan, boşverin. Neler bize böyle hissettiriyorsa onlara tutunmamız lazım bence. Ben kaybettim, belki de hiç onun bana hissettirdiği gibi “ONUR” u hissetmeyeceğim, önceden hayalini kurduğum her şey gerçek olsa bile.

Kim ne derse desin kaybetmeyelim aşkımızı, dostluğumuzu, gülümsememizi, ”ONUR”umuzu. Olur mu? Her şeyi alabilirler çünkü elimizden, her şeyi. Ama biz de bunlar oldukça her yatak, her ev, her sokak, her şehir “ONUR”lu.

Diğer hikayeler:

Onur hikayeni anlat!

Onur hikayem: Çiçek taşıyoruz ağzımızda

Onur Hikayem: Tarifler olmasın!

Onur hikayem: Ben buradayım, direniyorum aşkım!

Onur hikayem: Aşka doğmak

Onur hikayem: İdeolojik pankart!

Onur hikayem: İstiklal hiç bu kadar güzel olmamıştı

Onur hikayem: 15 kişiden on binlere

Onur hikayem: Kız kardeşlikten ablacılığa onur!