Yaşam

Onur hikayem: Küçücük bir öpücük ile sisteme karşı duranlar

Perşembe, 30 Haziran 2016
Haber: Kaos GL

Onur hikayelerinde bugün: Her şeye rağmen sevdiği insanın elini sımsıkı tutanlar, küçücük bir öpücük ile o gün orada sisteme karşı duranlar.

                                Foto: Şener Yılmaz Aslan/MOKU, Onur Yürüyüşü 2015

Halim’in hikayesi

2015 LGBT Onur Yürüyüşü, ilk onur yürüyüşümdü. Örgütlü mücadeleye ve LGBT hareketine inanmaya başladığım, içinde yer aldığım iki yıldan bu yana birçok yerde LGBT çalışmalarına da yürüyüşlerine de katılmıştım. 2015 1 Mayıs’ında da Bursa’da kendi kortejimizle alandaydık, Bursa’nın duymaya pek de alışık olmadığı sloganlarımızı atmış, alana gökkuşağı bayraklarımızla renk katmıştık. Tüm bunlardan aldığım doyum ve heyecanla İstanbul Onur Yürüyüşü’ne katılmak istedim.

Onur haftası boyunca İstanbul’daydım. Hafta boyunca yapılan etkinliklere katıldım. Cuma günü Bursa’ya döndüm. Biraz da aklım İstanbul’da kalarak döndüm açıkçası. Neyse ki yürüyüş için tekrar gelecektim.  

Pazar sabahı iki arkadaşım ile birlikte Bursa’dan İstanbul’a geldik. Deniz havası hep çok iyi gelir bana, yine çok iyi gelmişti. Bir de yürüyüşü düşününce. Ne güzel gün!

Kahvaltımızı ettik. Taksim’e geçtik. Hem yürüyüş saatini beklemek hem de birer bira içip sohbet etmek için Bursa’dan arkadaşların yanına, İstiklal’e çıkan ara sokaklardan birindeki bir bara geçtik. Kaçırdığım cumartesi günkü eğlencelerden girip, Bursa lubun hayatının dedikodularına varan bir sohbetle saat iyice yaklaşmıştı. Adana’dan gelen bir arkadaşım ile başka bir arkadaşımızı almaya, meydana gitmek için bizimkilerin yanından ayrıldık. Caddede yürürken birçok arkadaşımla karşılaştım. Kocaeli’den, Ankara’dan, İzmir’den, Antalya’dan… Onları görünce bir kat daha arttı heyecanım. Ne güzel şeydi onurunu haykırmak için bir araya gelmek! Ben bunları düşünürken meydana da gelmiştik. Caddenin girişindeki polisleri gördüm. Gördüm ama çok da yadırgamadım açıkçası. Zaten ne zaman bir araya gelsek hemen oracıkta olmuyorlar mıydı? Yanlarından geçip gittik. Aradan yirmi saniye geçti geçmedi. Bir hareketlilik oldu. Dönüp baktığımızda İstiklal’in meydan girişi polisler kapatmış, “Yürüyüş olmayacak, dağılın, dağılın.” diyorlardı. Sonrası malum. O arkadaşımızla birbirimizi bulamadık. Caddeye tüm girişlerin kapatıldığını duyduk. Girmeye çalıştık ama giremedik. Zor da olsa bizimkilerle birbirimizi bulduk. Neyse ki hepimiz iyiydik.

Şu an düşündüğümde çokça sahne geçiyor gözümün önünden. Tazyikli su sıkan tomalar. Elinde gökkuşağı bayrağı ve lolipop olanları caddeye sokmayan coplu polisler. Gazdan etkilenenler, mağazalara sığınanlar. Kepenklerini indiren mağazalar. Merak ettiği için arayan, mesaj atan arkadaşlarım.

Ve direnenler. Her şeye rağmen sevdiği insanın elini sımsıkı tutanlar, küçücük bir öpücük ile o gün orada sisteme karşı duranlar. Onuru için yürüyenler. Onurum için yürüdüğüm, direndiğim ilk onur yürüyüşüm.

Diğer hikayeler:

Onur hikayeni anlat!

Onur hikayem: Çiçek taşıyoruz ağzımızda

Onur Hikayem: Tarifler olmasın!

Onur hikayem: Ben buradayım, direniyorum aşkım!

Onur hikayem: Aşka doğmak

Onur hikayem: İdeolojik pankart!

Onur hikayem: İstiklal hiç bu kadar güzel olmamıştı

Onur hikayem: 15 kişiden on binlere

Onur hikayem: Kız kardeşlikten ablacılığa onur!

Onur hikayem: Her yer “ONUR”