Yaşam

Yersiz Yurtsuz Cinsiyetsiz Bedenler

Pazartesi, 27 Mart 2006
‘Belki de herkesin cinsiyetsiz , yersiz yurtsuz olması gerekiyor. Kapitalizmin temel çelişkisi akışkan olanın karşısında kendini nasıl konumlayacağını bilememesi. Belki de her şeyi tekrar düşünmek, bilginin arkeolojisinin peşine düşmek gerekiyor.’ Erdal Demirdağ’ın kaleminden.

Günümüzde sıkça sorulan sorulardan biri travesti ve transeksüellerin neden örgütlenemedikleridir. Özellikle Türkiye özelinde bu konu eşcinsel mücadelesiyle tartışmaya açılmıştır. Örgütlemeye cesaretlendirilmek istenen bir kesim olarak görülmüştür. Bu bakış açısı pozitif anlamda gey ve lezbiyenlerin travesti/transeksüellere yaklaşımını ortaya koyuyor.

Heteroseksüeller ise travesti/transseksüelleri bir ucube, bir yaratık olarak görüyorlar; korkunun ve şiddetin kaynağı, bilinmezin bataklığı olarak algılıyorlar. Travesti ve transeksüellerin ıslah edilmesi, tedavi edilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Ancak, bu türden eleştirileri sıralamanın bir anlamı yok. Karşılaştırmalı bir yol izlemek konuyu daha açacaktır.

Bu çalışmada bir toplumsal kesimi ele alırken eleştiriyi travesti ve transeksüellere yöneltmektense eleştirinin kendi içimize dönük olması önemliydi. Akademik teorilerin ayaklarının yere basmadığını ve soyutlamaların ise pratiği anlamada yetersiz kaldığını söylemek mümkün.

Beden ve Mekan
İlk olarak bedenden başlamak sanırım bu konuya açıklık getirecektir. Bilindiği üzere insanlar kadın-erkek cinsiyeti olarak kaba bir ayrıma maruz bırakılmıştır. Kimilerince bu ayrım tarihsel bir kurguyken, bazı insanlar için doğal bir durumdur. Tartışmalar hangi ağırlıkta olursa olsun şu gerçeği göz ardı edemeyiz: Heteroseksüel ilişki bir varoluş olarak insanlara tek seçenek olarak sunulmuştur. Tek seçeneğe indirgenen insan hayatı, heteroseksüelliği bir norm olarak kabul etmiştir. Toplumsal kadın ve erkek rolleri de bu norma dahil edilmiştir. Normal ve tek kabul edilen heteroseksist organizasyon bedenin dışa dönük kamusal ve özel alanını da böylece tahakküm altına almıştır.

Bu organizasyonun gelişimine baktığımızda birey kendi bedenini konumlarken kadın ve erkek stereotipi bedene göre konumlar. Nasıl bir kadın ya da nasıl bir erkek olacağı hem biçim hem de hareketle ilgilidir. Cinsiyet rollerine göre birçok insan yetiştirilir. Cinsiyet rolleri değişime açık değildir. Ancak cinsiyetlendirilmiş beden rollerini kabul etmeyen, kendi bedenini de bu haliyle kabul etmeyen kişi, kendi bedeni ve temsili konusunda farklı düşünür.

Heteroseksizmin bedenler ve onun uzuvları üzerindeki baskıcı ve kontrol eden tavrı, toplumsal hayatın tüm hücrelerine kadar siner. Evde, okulda, işte, maçta her yerde beden; kadın-erkek cinsiyet rollerine göre konumlandırılır. Cinsiyetlendirilmiş beden, üretim ilişkilerine kolay sokulan ve düzenlenen pasifize bedeni ifade eder. Karmaşık ağlarla düzenlen bu ölçüler birer norm olarak karşımıza çıkar.

Kendini bu daire içinde hisseden ya da hissetmeyen, aynı zamanda kendi bedenine dair değişim düşüncesi, değiştirmeye yönelik arzusu, kendini ve bedenini zamanda ve mekanda konumlandırmasıyla çok ilişkilidir. Her birey kendini bir daire içinde bulur. Heteroseksist tahakkümcü daire her şeyi yutar. Sadece travesti ve transeksüelleri yutmakta zorlanır.
Travesti ve transeksüeller için sadece cinsel kimlik akışkan değil cinsel yönelim de oldukça özgürdür. Bu özgürlük tabii ki heteroseksüel bir ilişki karşısındaki konumuyla ilgilidir. Daha çok travesti ve transeksüeller ‘kadına öykünen’ ya da ‘kadın’ olarak görülürler. Oysa yataktaki ilişkileri ve cinsel yönelimi sanıldığının aksine çeşitlilik gösterir. Bir transeksüel ve travesti gey olabilir, lezbiyen olabilir, heteroseksüel olabilir ya da bunlarla tanımlayamayacağımız birçok şey olabilirler. Aslında kadın ve erkek kaba ikililerindeki cinsel yönelim de o kadar karışıktır. Oysa bizler heteroseksizmi dolayısıyla kadın ve erkeğin birlikteliğini tek cinsel yönelim olarak kabul ederiz. Bu sadece erkek ve kadın cinsiyet ikiliğinin dışına çıkamaz.

Dışarıdan travesti ve transeksüellere bakıldığında genellikle eşcinsel olarak (ibne) travesti ve transeksüeller görülür. Erkekten kadına bir yol alış olarak nitelendirilir. Oysa gerçekte toplumsal bir yönlendirme payının olması gerçeğinin dışında, kişinin bedeni konusundaki değişime ve toplumsal örüntü içindeki konumundan farklı bir zamana kaymayı ifade eder.
Travesti ve transeksüellerin kendi bedenlerine duydukları değişim bitmez. Zaman ve mekanda beden kendini sürekli yeniler. Burnunun büyük olması onlar için önemli bir sorundur; ayağının büyük olması gibi. Travesti ve transeksüeller ilk olarak penisleri kesilmiş kişiler olarak bilinirler. Kendi aralarında da kimin kestirdiği ya da kestirmediği çok bilinmez. Kimileri için penisten kurtulmak oldukça önemliyken bazıları için önemli değildir. Penisinin olması ile burnun büyük olması arasında pek fazla fark yoktur. İnsan bedenindeki farklı uzuvların nasıl algılandığı ve onlara yüklenen toplumsal ve bireysel anlamlarla çok ilgilidir. Cinselliğin ve toplumsal cinsiyetin insanlar için anlamı; penisi ve vajinayı bir değer olarak kabul etmelerinde önemli bir etkendir. Tabii ki din olgusu ve üreme bununla çok bağıntılı bir durum. Penis cinsiyet rolündeki erkeği temsil eder. Vajina ise kadını temsil eder. Toplumsal kadın ve erkek rolleri vazgeçilmez rollerdir. Tabii ki burun sorunu, penis ve vajina ile karşılaştırılamaz. Bu bedensel parçaların kabul edilmeyişi bedendeki zamansal kaymayı belirtir. Bedenin bütünsel kaymasından bedenin parçalarının kaymasına kadar bir süreci izler.
Bütün bu kaymalar toplumsal cinsiyetin kadın ve erkek rollerinin anlamından farklı anlamları ifade eder. Yıllar önce penis kestirme travesti/transeksüel olmak için şart görünürken bugün bu baskı azalmıştır. Artık birçok travesti kendi bedenini kendi istediği gibi bırakıp kendini daha özgür hissetmektedir. Ancak, bu özgürlük hiçbir şekilde toplumsal normları içermeyen bir özgürlüğü ifade eder. Kadına öykünmekten çok, bedeninin cinsiyetsiz anlamına işaret eder. Dışarıdan bakıldığında bir kadın olmaktan çok seks işçisi olarak görülürler. İkinci anlamda kadın olarak görülürler. Ancak, cinsel pratiklerine baktığımızda kadın-erkek cinsiyet rollerinin birbirine karıştığını söyleyebiliriz. Beden cinsiyetsiz bir bedendir. Toplumsal normlar onları kadınsı/erkeksi ikilik tanımına sıkıştırmak istemekte, bu kavramlarla açıklamaya çalışmaktadır. Oysa beden tarihi basit, sıradan bir tarih değildir. Beden birçok koşul altında var olan öznedir. Bu özneyi toplumsal cinsiyetin kadın ve erkek tanımlamasıyla açıklamak oldukça zordur. Bu nedenledir ki, travesti ve transeksüeller cinsiyetsiz bedenlerdir. Cinsiyet sanıldığının aksine iki değil beş, hatta daha da arttırabiliriz. Travesti ve transeksüeller için cinsiyet bir performans, bir temsildir.

‘Oysa travesti ve transeksüeller daima vardılar. Aşkın olduklarından hep muhaliftiler. Ancak, bu muhaliflik örgütlenebilir bir durum değildi. Çünkü heteroseksizmin kapsamakta zorluk çektiği eşcinsellerin bir yüzüydü.’

Travesti ve transeksüeller kimleri temsil ediyor? Heteroseksüeller için travesti ve transeksüellerin kötülüğü, şiddeti, sapkınlığı temsil ettiği düşünülür. Gey ve lezbiyenlerce de zor koşullarda yaşayan, seks işçiliği yapmak zorunda bırakılan olarak temsil edildiği düşünülür. Her iki yaklaşım da birbirinden büyük farklar içerse de her ikisi de travesti ve transeksüelleri normal olmayan bir temsil olarak ifade ederler. Oysa travesti ve transeksüeller için, olduğu gibi davranmak, hatta olduğundan aşkın davranmak oldukça önemlidir. Aşkın kadın rolü, ama erkek tavrını yansıtan ne olduğu belli olmayan tuhaf olanı temsil ederler. Bedenin aşkınlıkla ve ironiyle bağlantıları da dikkate değerdir. Bedenin aşkınlığı travesti ve transeksüeller için muhalif bir ironiyi de gerçekleştirir. Erkekten kadına bedenin hareketlerinde abartılı kadın sembolleri onun arzulanmasını sağlar. Bu sembol aynı zamanda kadınlıkla dalga geçmeyi de beraberinde getirir. Toplumun kadınsılığına karşı ironik bir duruştur. Yol boylarında bedenin salınımı, ellerin saçlara götürülmesi, yürüyüşün erotikleştirilmesi, toplumsal cinsiyet rollerini ti’ye alan bir yorumu sunar. Kahkahalar oldukça abartılıdır. Bu abartı, toplumsal cinsiyet rollerinin, eğlencenin, gülmenin pasifize edilmiş ironisidir. Modernizmin bedenin hareketlerini sınırlayan ve eğlencesini manipule eden anlayışı postmodernizm ile dağılmaya yüz tutmuş gibi görünüyor. Oysa travesti ve transeksüeller daima vardılar. Aşkın olduklarından hep muhaliftiler. Ancak, bu muhaliflik örgütlenebilir bir durum değildi. Çünkü heteroseksizmin kapsamakta zorluk çektiği eşcinsellerin bir yüzüydü. Modernizmin toplumsallığı düzenleyen, kontrol eden yapısı, insanlara nerede nasıl davranıldığını öğretmişti. Bütün aşkınlıklar baskılanmıştı. Postmodernizm sonrasında bu aşkınlık halen dışarıda bırakılmaya çalışılmaktadır.

Temsiliyetleri ortak, toptancı değil, her temsiliyet kendine özgü temsilleri ifade eder. Sokaklar onlar için bir temsil alanı, aynı zamanda bir performans alanıdır. Çevresinde olan insanlar bir tuhafın karşısında ona egemen normalleştiren gözlerden öte, dehşet saçan gözlerle bakarlar. Gülenler, laf atanlar, dalga geçenler, dayak noktasına kadar bu devam eder. Performans normatif değildir. Normatif olmadığı için de aşkındır, yani Queer’dir.
Temsil ve performans bu bakımdan oldukça önemlidir. Aşkın bedenlerdir. Bedenin bu algısı çift yönlü bir algıdır. Travesti ve transeksüeller için esasen heteroseksüel olan aynı zamanda kadın-erkek cinsiyetini içselleştiren bireyler tarafından sabit bir norma işaret eder. Beden, akışkan bir zamanda hareket eder.

Deleuze’ün işaret ettiği gibi ‘çöl, su bir akışkanlığı ifade eder; kara parçası gibi sabit değildir.’ Travesti ve transeksüel beden de pürtüklü olmayan bir zeminde hareket eder. Kapitalizmin kapma aygıtına dönüşmesi içerdenlik mekanizmasının yürürlüğe konmasıdır. Ancak, travesti ve transeksüeller kendilerine içkindirler; sistemin dışardanlığını ifade ederler.

Bu şartlar günümüz Türkiyesi için geçerli görünüyor. Kapitalizm kendisine savaş makinesini edinirken, onun kaygan zeminini edinmiştir. Bu nedenledir ki her toplumsal muhalefeti içkin bir sistem içinde bırakmış, kontrolünü sağlamıştır. Deleuze, devletin artık bu sistemi kullandığını ve bunda da başarılı olduğunu söyler. Aslında doğru bir yaklaşımdır. Ancak, muğlak bir alan bırakır. O da travesti ve transeksüellerin bu zeminde karşı bir kaygan zemin üzerinde hareket etmesidir. Mekan ve beden birlikte hareket ederler. Birey, aile, iş ve sosyal ortamdan kadın-erkek ikilemi dışında kaldığında ona sunulan bir seçenek olmamakla birlikte içkin olma şansı bile bırakılmamıştır. Kapma aygıtı travesti ve transeksüelleri kapamamıştır. Kapabilmesi için onu tanımlaması, sayması, mekana ve zamana göre konumlaması gerekirdi. Oysa bunu yapmak oldukça güç. Güç olmasının birden çok nedeni olmakla beraber, en büyük nedenlerinden biri cinsellik ve manipüle edilen cinsiyet, buna bağlı din, ekonomi ve benzeri koşulları sayılabilir.

Birey sabit bir mekanda anne, baba ve kardeş üçgeninden oluşur. Evin iç mimarisi kadın-erkek oluşa göre düzenlenir. Anne ve babanın odası çocuklardan uzak, girilmesi yasak olan yerdir. Çocuklar da ailenin belirlenen cinsiyet imge dünyasını oluştururlar. Roller ev içinde bellidir. Anne ve babanın rolleri düzenlenmiştir. Anne ev içindeki normalleştirilmiş bir işçidir. Travesti ve transeksüel beden değişime geçmeden sürekli kontrol altında tutulur. Bu kontrolün dışına çıkması ise çok zordur. Ancak, her yetişkin birey için evden ayrılmasını tek şartı vardır: İş sahibi olmak ya da evlenmek Diğer türlü yuvayı terk edemez. Aileye karşı gelemez. Bu normun dışına çıktığında ise baskı bitmez. Bu, ev mekanının sıradan bir kurgu olmadığını bize gösteriyor. Evler bütün evler gibi cinsiyetlendirilmiştir.

Travesti ve transeksüeller için sabit mekandan, sabit olmayan mekana kayış vardır. Toplumsaldan öznele de. Artık büyük şehirlerde kendi gibi olanları bulacak ve onlarla yaşayacaktır. Kendi bedeninin ve yaşamını özgür kılmalıdır. Şimdi birden fazla mekan devreye girmiştir. Özellikle sokaklar geçimlerini sağladıkları seyyar bir mekana dönüşür. Mekan, nesnesini olduğu her yerdir. Nesnesi, insandır. Cinsel ilişki karşılığı yaşamını devam ettirmesi gerekir. Tek amacı vardır: bedenini baskıcı ortamdan kurtarmaktır. Bu, toplumsal cinsiyetin cinsiyet rolünü reddediştir. Duygusu hazzı özgür bırakılmıştır. Gittiği her mekanda bir dışardanlık yaşar, ta ki kendi ev mekanında, kendi gibi olanlarla baş başa kalana dek. Bu mekan, kapalı bir mekan değil, dışa açık bir mekandır. Beden mekandan ve insandan kopmuştur. Akan mekanların yanı başına kurulmuştur. Sabit değillerdir. Otoban kenarları, yol kenarları, toplumsal hareketlerin kontrolünün en zayıf olduğu alanlardır. Beden bu hızı ve kayboluşu yaşar. Birçok travesti ve transeksüel sabit mekanları istemeyebilir. Sadece güvenlik ve güvence isterler. Sokak onların mekanıdır. Sokak, kontrolün zayıf olduğu mekandır. Barlar da aynı akışkanlığı ifade eder. Aynı zamanda kendilerinin özne oldukları mekanlara dönüşürler.

Zaman
Zaman kavramı programlar ölçüsüdür. Zaman ve insan arasındaki ilişki toplumsal tarihin uzantısıdır. Günümüzde zaman dilimleri yirmi dört saat ile düzenlenmiştir. Her sabah kalkıp işimize gideriz. Sabah kahvaltısı , sabah keyfi gibi temsiller gerçekleştiririz. İş saatleri gündüze, ışığa göre düzenlenmiştir. Işık, iş, emek ve insan arasında bağlar kuvvetlidir. İnsan zamanı sistematize eder. Işık da kontrol mekanizmasıdır. Kapma aygıtı olarak görme ve ışık kullanılır. Bütün toplumsal düzenlemeler buna göredir. Bize normal gelen, normalleştirilen toplumsal düzen bazıları için geçerli olmayabilir. Travesti ve transeksüeller için zaman yirmi dört saat değildir. Zaman gece ve gündüzdür. Bu zamanı iki biçimde kullanırlar. Gündüz hızın ve hareketin en yavaş olduğu dönemdir. Akşam ise kendi hız ve bedenlerinin hareketli olduğu dönemdir. Aynı şekilde şehir sakinleri için gece kontrol mekanizmalarından kısmen kopuşu da getirir.

Bütün bu yarı bağımsızlaştırılan bedenler başka bedenlere de yer açarlar. Bu mekanlarda travesti ve transeksüeller yeni bir zamanı ve yaşamı yaşarlar. Akşam sadece bir iş değil, aynı zamanda bir yaşama biçimidir de. İş ve yaşam ayrı değildir. Zaman bizim algıladığımız zaman birimlerini içermez. Travesti ve transseksüeller için zamanın toplumsal kontrollerin insanları en özgür bıraktıkları zaman olması açısından önemlidir. Zamanın bu şekilde kurgulanması, kurgudan öte toplumsal pratiktir. Bir pratiğin sonucunda oluşmuştur. Tabii ki dışardanlık algısı vardır.

Heteroseksüel bir dünyada zaman ve mekan bu şekilde kurgulanmaz. Çünkü heteroseksizm mekanı ve zamanı düzenler. Mekan ve zaman devletin bir kapma aygıtı, düzenleme aracıdır. Bu araç her yerde aynı sonuçlara neden olamıyor. Belki de toplumsal cinsiyeti kaptığı an, travesti ve transeksüelleri de kendi zaman ve mekanına konumlandırabilir. Zaman akışkandır, sabit değildir.

Travesti ve transeksüeller için iki zaman vardır. O da çocukluk zamanı ile travesti ve transeksüel oldukları zamandır. Her ne kadar çocukluk zaman algısı cesaretlendirse de gündüzün eriştiği her yerde şiddete maruz kalma riski artar. Bu şiddet her yerden gelebilir.
Zamanda kayma özellikle küçük şehirden büyük şehre göçlerle görülür. Zaman aynı zamanda bir geriye dönüşü de içinde barındırır. Çocukluk zamanına dönmek, çocukluk mekanına dönmek bireyi parçalar, onu zedeler, kendisi olmaktan tekrar çıkarır. Oysa şartları kendi mantığımızla kurduğumuz ölçüde beğensek de beğenmesek de kendilerini zamandan, mekandan bağımsızlaştırırlar.

Dil
Sanırım zamanı ve mekanı destekleyen travesti ve transeksüellerin birer Queer olduklarını, aynı zamanda ‘yersiz yurtsuz’ bir şekilde hareket ettiklerinin bir ispatını da dil oluşturur. Matematik gibi bir ispatı olmasa da paradigması kendi içinde olan bir ispattır. Dil, travesti ve transeksüeller için farklıdır. Kendi dillerini oluşturmuşlardır. İnsanlar bu dili alt kültür içinde oluşan bir dil olarak görmüşlerdir. Halbuki dil dışardanlığa karşı, içerdenlik üreten bir mekanizmadır. Her ne kadar Romen dilinden çıkan kelimeler olsa da koşullara göre sürekli değişen bir dili ifade eder. Dil oldukça akışkandır. Böylece kendilerini dışarıya karşı korurlar ya da kapatırlar. Normatif olanı değil, normatifin dışına kayarlar. Yeni edindikleri bu dil şifreli bütünü oluşturur. Bu kültür dili yazılı bir kültür değildir. tamamıyla sözlü bir kültürdür. aktarım kültürü değil, değişkenlik kültürüdür. Değişim, farklılık, akışkanlık en temel özelliğidir.

Travesti ve transeksüeller için dil geçmişin anlamlar bütününü yansıtır. Bu dil, düzenleyen sınıflayan ve anlamlandırandır. Kelimelerin anlam bilgisi cümlelerin yapısı aklı ifade eder. Özne, tümleç ve yüklemden oluşan bir bütünlük vardır. Öznesiz cümle olmayacağı gibi yüklemsiz de olamaz. Yarım bırakılmış cümle anlamdan uzaktır. Toplumsal cinsiyetin kadın ve erkek rolleri dili biçimlendiren hallerdir. Erkek egemen dil nasıl sorunluysa heteroseksizmin dili de o kadar sorunludur. Sadece dil heteroseksist değil aynı zamanda aklı temsil eden bir düzeneğe de sahiptir. Akılcılık ve bedenin kontrolü uzantılar olarak karşımıza çıkar. Travesti ve transeksüellerin kullandıkları dil kendi mekanına, zamanına ve bedenine uygun bir dildir.

Örgütlenme
Sıkça sorulan ve merak edilen konulardan biri de travesti ve transeksüellerin neden gey ve lezbiyenler kadar örgütlenemedikleri sorunu. Sanırım mekan, zaman, dil ve bedenin konumlanışı heteroseksist paradigması içerisine nasıl kolayca yerleştirilip değerlendirilemezse örgütlenmeyi de benzer şekilde masaya yatırmak gerekir.

Heteroseksizmin tüm toplusal yaşamı düzenlemesi ve kontrol etmesi, beraberinde içerden bir örgütlenmeyi de getirir. Her ne kadar gey ve lezbiyenler bunu içinde konulmasa da kadın ve erkek bedenin normalleştirilmiş bütünü içinde kısmen de olsa kendilerine yer bulmaları daha kolay olmuştur. Örgütlenmek hakkını savunmak önemle vurgulanır. Hukukun üstünlüğünden dem vurulur. Gerçekte bu düzenleniş kadın ve erkek toplumsal ve biyolojik bedeni üzerinden hareket eder. Zaman, mekan, dil ve beden travesti/transeksüeller için normatif değildir. Normatif olmadığı için de bilindik bir örgütlenmeye ihtiyaç duymazlar. Daha çok olaylar karşısında anlık çözümler üretirler. Hemen dağılır ve birleşirler. Karşılarına çıkan engelleri kurgulamadan aşarlar. Sonuç her zaman olumlu olmayabilir. Kendilerini dışardanlık halinde kuran bir kesim olarak travesti ve transeksüeller örgütlenme ihtiyacı gütmezler. Bu ihtiyacı duyan birkaç kişi de mekanı, zamanı, dilini, heteroseksist ihtiyaçlara göre, istemese de oluşturur. Bu nedenlerledir ki kapma aygıtlarının tuhaf olanı, akışkan olanı kapabilmesi toplumsal cinsiyet rollerinin kadın ve erkek rollerini aşması gerekir. Bunu aşması için de zamana ihtiyacı var gibi görünüyor.

Belki de herkesin cinsiyetsiz , yersiz yurtsuz olması gerekiyor. Kapitalizmin temel çelişkisi akışkan olanın karşısında kendini nasıl konumlayacağını bilememesi. Belki de her şeyi tekrar düşünmek, bilginin arkeolojisinin peşine düşmek gerekiyor.

Kaynakça
-Kapitalizm ve Şizofreni, Gılles Deleuze &Felix Guattarı, Bağlam Yayınları , İstanbul 1993
-Beden ve Toplum Kuramı, Emre Işık, Bağlam Yayınları, İstanbul 1998
-Cinselliğin Tarihi, Michel Foucault, Çev: Hülya Uğur Tanrıöver, Ayrıntı Yayınları, İst 2003
-Kültür Fragmanları, Deniz Kandiyoti & Ayşe Saktanber, Çev: Zeynep Yelçe, Metis Yayınları, İst 2003
-Ağır Çekim, Lynne Segal, Çev: Volkan Ersoy, Ayrıntı Yayınları, İst 1992
-Toplumsal Cinsiyet ve İktidar, R. W. Connell, Çev: Cem Soydemir, Ayrıntı Yayınları, İst 1998
-Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler, Atilla İlhan, Bilgi Yayınevi, İst 1996
-Hapishanenin Doğuşu, Michel Faucault, İmge Yayınevi

*Bu metin Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Queer Sempozyumu’nda sunuldu.