Yaşam / Gezi/Mekan

Lubunyanın seyir defteri: Kolisi, kumarı, şarabı, sahiliyle Batumi

5 Temmuz 2016

Artvin’i gezdiğinizi varsayıyorum. Gezmediyseniz de erteleyin sizi şimdi Karadeniz’in incisine, güzelliğine, Karadeniz’deki Akdeniz’e götüreceğim. Kalkın ayol Batum’a gidiyoruz.

Artvin’in Sarp köyünden (ki ben bu köye hep üzülerek bakmışımdır yarısı ötede yarısı beride sınırların boktanlığının simgesi gibi) Sarp kapısında iki saat kuyruk bekledikten sonra kimliğinizi gösterip bir de üstüne 15 lira verip lunaparka girer gibi giriyorsunuz Acara bölgesine yani Gürcistan’a.

Batum’a girdiğiniz anda Batum bulvarında palmiyeler arasında denizi izleye izleye gezerken fark ediyorsunuz bu şehirde bir gariplik, bir güzellik, bir başka hava olduğunu. Similyaları but ondandır. Allah Gürcü erkeklerine çok cömert davranmış. Lubunyası da bol, dışarda koli kesecek yeri de çok. Yani bildiğiniz cennete düşmüş gibi olacaksınız. O hornet o grindr ne güzel similyalarla dolu, artsın eksilmesin inşallah. Konuştuğum herhangi bir Batumlu lubunyanın similyasını elvan bile göremedim a dostlar, faraşsanız bu şehir tam sizlik (faraş değilim).

Gürcistan’ın ibnesi bol diye hoşgörüsü de vardır diye kendinizi kandırmayın sakın, pişman olursunuz. Bulvarda biraz ilerledikten sonra Piazza meydanına varıyorsunuz. Deniz konusunda basiretsiz orta Avrupa ülkelerinden bir meydanı almış buraya taşımışlar gibi. Kocaman alana kafedir restorandır ne ararsan koymuşlar yine de alan kocaman duruyor. Yayılın oradaki banklara ya da kafelere Avrupa görmüş insan gibi açın kitap okuyun cool sansınlar. Kitap okumak işin şakası okur gibi yapıp kara yağız ya da çiğ olmayan sarışınların boylarını poslarını kesin. Sapık mısın demeyin lütfen aklıma geldikçe libidom oynaşıyor. Ha bir de bear seven sevgili lubunyalar komşu memlekette size daha çok ekmek çıkar demedi demeyin. Meydana yakın bir yerlerden bisiklet kiralayabiliyorsunuz. Bisikletle gezmeniz en en en tavsiye edilen yöntem. Ha yok ben zenginim ayol ne bisikleti araba götürsün beni derseniz de şayet taksi ücreti ucuzdur, taksimetrede kalmasın aklınız. Zaten Batum denen şehri kolisiz, partnersiz gezecekseniz bir günde bitirirsiniz. Bisiklete binmeden önce gidin bir St. Nikolas Kilisesi’ni gezin. Bedava mum yaktıran nadir kiliselerden. Mimarisi de hoş ama kiliseler birbiriyle yarışıyor güzellikte. Ama bana göre en iddialısı Virgin Mary Kilisesi ki zaten Batum’daki en büyük kilise. Bizim Sultanahmet gibi düşünün ama bu daha havalı.

Batum Karadeniz’de amenna ama havası suyu kumsalı insanı pek Karadeniz gibi değil. Fiili madilik, ibneliği alıktırmadığınız müddetçe görünmüyor desem yeridir. Ama siz yine de parklarda banklara oturmuş yaşlı teyzelerin göz tacizine dikkat edin. Ajan olduklarını falan da düşünmeyin sadece meraklılar.

Yaz aylarında Rusya’dan illallah etmiş parası da Antalya’ya çıkışmayan lubunyalar soluğu Batum’un o upuzun kumsalında alıyorlar. Bu yüzden olsa gerek Batumi şehrinin sakinleri duruma azıcık aşinalar. Zaten ibnelerin çoğu sayısız park ve yapay göl kenarındaki çalılıklarda işi pişiriyorlar. Sadece görmek istemiyorlar buradakiler bu işleri.

Kıbrıs’taki kumarhaneleri bu Batum’da. Dinden imandan çıkacağınız her şey var. Mesela otellerin kumarhaneleri… Allah affetsin dikkat edin maaşı bırakıp da çıkmayın o kumarhanelerden.

Daha gezmeye başlamadık bile… Batum’da meydanlara heykellere, parklara bahçelere kumsala doyacaksınız benden söylemesi. Hadi biraz gidin dediğim yerlerden bahsedeyim. Medea heykeli ve henüz kırılmamış fıskiyeleriyle Avrupa meydanı tüm Batumlulara ve turistlere açmış kucağını panayır yeri gibi günün her saati hareketli. Yazın barlardan çıkıp orada sızmış insanları görmek ilginç değil doğal. Hatta bazıları için bunun zevk olduğunu duydum. Gidin sızın demiyorum ama gitmişken bir yayılın. Medea heykeline hayran hayran bakıp bir kafede oturuyorsanız şayet kafe çalışanı kesin size o heykelin kaç lariye yapıldığını söyler. Bir övünç durumu gibi bir şey bu heykel Batumlular için.

Batum tüm şehirlerin güzel şeylerini alıp kendine uydurmuş bir şehir. Mesela İzmir’deki saat kulesinin bir benzeri hatta aynısı diyen de çıkıyor Chacha Saat Kulesi’nde. Batum’da hem de Prag ve Venedik’teki örneklerinin aynısı olan astronomik saatin iki üç dakika ötesinde…

Kopuk kopuk anlatma lubunya diye iç geçiren madilik meraklısı arkadaşlara söyleyeyim Medea heykeli tiyatro meydanı, saat kulesi (chacha tower) ve astronomik saat neredeyse dib dibe. Hepsi birbirinin olduğu yerden görülüyor. Ha bir de saat yedide gitmişseniz ve daha 7:10 olmamışsa Chacha kulesinin çeşmelerine dayayın ağzınızı. Çünkü akşam saat 7:00-7:10 arasında Gürcülerin gururu chacha akıyor çeşmelerden. (Kıskanmayanlara tuhaf gözle bakıyorum bilesiniz)

Artık yavaştan Batum limanına doğru gidip eski Batum’da biraz turlamanız gece yarısıysa ve koliniz yanınızdaysa da lapış alıkmanız gerekiyor. Eski Batum’da gece yarısından sonra devriyelere yakalanmadan sevişebilirsiniz. Batum fenerine uzanan kayalıklarda koli kesmek daha rahat oluyor. Eski Batum dediğimiz yer Batum limanının çevresi. Burada en en en görmeniz gereken şey aşk heykeli. 10 dakikada bir birbirinin içinden geçen kadın ve erkekten oluşuyor. Ve gerçekten çok güzel ama dibine tüneyip beklemenizi önermem.

Batumluların Avrupa’dan alıp kendilerine uyarladığı bir diğer şey ise London Eye’ın Batum uyarlaması olan dönme dolap. Buna neden Batumi Eye dememişler bilmiyorum ama keşke deselermiş. Taklidinin yeri de London Eye kadar ideal ve bir turu on dakika sürüyor. Yani aşk heykelinin hareketini görmek için güzel bir konum. Aşk heykelinden dönme dolaba yürüyebilirsiniz birkaç dakika sürüyor ve yol üstünde bizim Ankara yüksel caddesindeki yaşlı teyze amca gibi ama bunların gençlik versiyonu olan bir çift var masada oturan cinsinden. Her gördüğümde aralarına oturup ilişkilerine dahil olasım geiyor. Gerçi bu tip heykeller Batum’un neredeyse her parkında meydanında var. Dönme dolabın bir yanında da Gürcü alfabesi şerefine (ki kendisi en eski alfabelerden olur) yapılmış olan uzaktan bakıp azıcık biyolojiden anlayanın DNA sarmalına benzettiği alfabe kulesi var. Ermeni Apostolik kilisesini de görün derim. Geçen yıla kadar buradaki din görevlileri taş grubundan olup Tanrı’nın kanıtı olarak konulmuş gibiydiler. Eğer hala oradaysalar gidin iki ayılıp bayılın dikkat çekin. Bence günahı olmaz bu işin.

Kumar oynadınız, kilisenin din görevlisine yavşadınız hala çarpılmadıysanız hadi biraz da içkisi ucuz eğlencesi but tutar Batum gece hayatına dalalım. Öncelikle söyleyeyim herhangi bir Batumluyla içki yarışına girmeyin insanlar senin üçte biri fiyatına alıyor içkiyi e haliyle de vücut senden daha idmanlı. O yüzden bir haddinizi bilin kendi kendinize için. Birebir LGBT barı vardı zamanında ama hâlâ olup olmadığını bilmiyorum. Ama çok fazla bar alternatifi yok bu şehirde insan bir üzülüyor aslında bu duruma ama olsun.

Bu kadar anlattıktan sonra Batum'un on dakika ötesindeki botanik bahçeden bahsetmezsem olmaz. Avrupa’nın en büyük ilk beş botanik bahçesinden biri. Koli kesmek için yapıldığına inandığım yerleri bile var. Sadece baka baka gezmek iki saate yakın sürüyor bu parkı. Ama neredeyse dünyanın dört bir yanında yetişen bitkiler mevcut. Ha bahar aylarına girerken bazı yerleri ölü gibi kokuyor bazı ağaçlar da bildiğin çamaşır suyu kokuyor midesi hassas olanlar bu parka gitmek için yazı beklesin annem.

Geceleri klasik müzik eşliğinde fıskiye gösterisi yapan parkları var Batum’un. Saat başı bir devriye polisi geçer çeşmelerin başından ama onlar geçtikten sonra klasik müzik eşliğinde bir ağaç gölgesinde oynaşıp fingirdeşmek çok mu zevkli ya da adrenalin beni buna mı sürüklüyor çözemedim. Ama hâlâ zevkli hâlâ zevkli benim için. Günlük kiralık evler, hosteller ve oteller de çok pahalı yerler değil tabi tüm birikimi bu şehirde harcamak istiyorsanız pahalı konaklama yerleri de var. Şehrin orta yerinde denize girebilirsiniz evet ama benim önerim Batum’un sahil köyleri. Evet bir Kaş değiller ama yine de bayağı bir tatlılar.

Ee hadi biraz da yemeklerden bahsedelim. Batum bulvarında ve meydanlarda sayısız kafe bulmak mümkün. Bu kafelerde fast food yiyebildiğiniz gibi yöresel yemekleri hatta Fransız yemeklerini de yiyebilirsiniz. Yöresel yemek konusunda da şöyle diyeyim ölmeden önce yemeniz gereken şeyler listesine ekleyeceğiniz çok şey var bu mutfakta. Acar Haçapurisi listenin en başını hak eden bir pide. Hem şekli hem lezzeti gerçekten ilk sıraya girmeyi hakediyor. Aslında ilk gördüğümde bizim Sürmene pidesinden pek de farklı değilmiş desem de ilk lokmama birlikte “Sürmene pidesi kim köpek” dediğim doğrudur. Listenin bir diğer güzel üyesi hıngal. Kayseri mantısının dev hali gibi düşünün ve kıymanın yanı sıra kişniş de var içinde. Bu ikisinin yanına ne güzel diye sorarsanız Türkiye’de satılmadığı aklıma geldikçe üzüldüğüm Gürcü gazozu benim favorim. Yemek yanına alkol söyleyeceğimi düşünenlere Gürcistan’da alkol öyle araya kaynayacak bir şey değil demek istiyorum. Yazıda da bahsettiğim chacha, Gürcü votkası tekilası falan diye anılsa da bambaşka bir şey. Olayizm abla kesin bi deneyin derim. Yanına da meze diye meydanların yakınlarında olan pazarlarda satılan yarı olmuş turşulardan alın. Zaten siz turşu almak istediğinizi söylediğinizde boğma chacha teklif eden bir satıcı çıkıyor oradan bir yerden. Ihlamur turşusunu denemenizi tavsiye ederim.

Ve geldik en önemli şeye. Gürcistan’a geldiniz hele hele Acara bölgesindesiniz (ki batum Acara özerk bölgesinin başkentidir) ne demek sulguni peyniriyle birlikte saperavi şarabı içmeyeceğim. Şu hayatta yok diyemeyeceğim şeylerin başındadır Gürcü şarapları. Fransız şarabını da Bulgar şarabını da denemiş biri olarak Gürcü şaraplarına daha fazla iltifatta bulunabilirim. Saperavi biraz halk işi ama yine de candır canandır şaraplardan. Ama bir de chackhaveri var ki az biraz pahalı olsa da pahasının iki katını hakkettiğine inandığım bir şarap. Tabi bu kadar övdüğüm şarapların yanına da doğru düzgün bir peynir istersiniz haliyle. Korkmayın şarabı bu kadar iyi olan bir yerin doğal olarak buna eşlik eden bir peyniri de var. Sulguni diyorlar adına ve değme mozerallayı cebinden çıkarır. Zaten çoğu yemeğin içinde yeri vardır bu peynirin. Ve turşuyu aldığınız pazardan bunu da bulabilirsiniz çok kolay bir şekilde.

Ben bu yazıyı uzattıkça uzatırım. Anavatanım olması, Karadeniz’de olup da Karadeniz gibi olmaması, kültürü sanatı her parkına her meydanına taşmış olması, içkinin sigaranın ucuz olması, doğasına bu kadar düşkün olup aynı özeni sanata ve şehirleşmeye de göstermesi Batum’u bende çekici kılıyor. Tabi kolilerini saymıyorum. Ülkeden bunaldıysanız Batum’a gidin. 2-3 Avrupa ülkesinden potpori bir şehir olduğunu göreceksiniz. Hadi anam ben bu kadarını anlatayım kalanını siz keşfedin.