İnsan Hakları / Sağlık

Bildirimi zorunlu olmak…

Perşembe, 7 Temmuz 2016

Sağlık Bakanlığı, Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı, her yıl bulaşıcı hastalıkları, bir bildirim sistemi doğrultusunda kaydeder. Bildirim kategorilerinden biri de HIV/AIDS vakalarıdır. 

Bildirimleri zorunlu olmakla birlikte, HIV’le yaşayanların damgalanmasını önlemek amacıyla, ki bakanlık bunu Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisine göre yapmaktadır, 1994 yılından beri özel bir sistem kullanır ve kişiler kodlanarak bildirilir ve kaydedilir. HIV’le tanıştıktan sonra kişi bu veri tabanında artık bir kod olarak var olur.

Bugüne kadar elde edilen verilere göre ülkemiz, HIV’in az görüldüğü ülkeler sınıfına bulunuyor. Aralık 2015 itibariyle toplam HIV/AIDS vaka sayımız, resmen 11 bin 322. Son 2 - 3 yılda eskiye göre olağan üstü artış olmasına rağmen…

Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu sayfasına baktığınızda yıllara göre hangi yaşlarda HIV enfeksiyonu edinilmiş, anlıyorsunuz. 

Buna göre, son beş yıl içinde en çok HIV olgusunun görüldüğü yaş diliminin, yavaş yavaş aşağıya indiğini görüyorsunuz. Önce 30-34 yaş arasında olan birincilik, giderek 25-29 yaşa aralığına iniyor ve buraya demir atıyor. Kısa bir sürede bu kadar hızlı aşağıya iniş, ilgililerin dikkatini çekmiş midir? Nedenleri ele alınmış mıdır?

Örneğin, artışın erkek cinsiyetinde olduğu hemen anlaşılıyor. Peki hangi seksüel yönelimde olduğu? İşte burası pek anlaşılmıyor. Resmi veriler (başka sayfa ve kaynaklardaki de) sağlam bir veri sunmuyor bize.

Sanırım HIV’in bildiriminde bazı sorunlarımız var. Örneğin; kişi ilk kez HIV’le tanıştığında - kendisine bir uzman tarafından HIV taşıdığı söylendiğinde - yaşadığı parçalanma, onun cinsel yönelimi hakkında doğru ya da sağlıklı bir veri ortaya çıkarmasına engeldir. Üstelik doldurulan form, zorunlu olarak doldurulmaktadır.

Kişi, dumura uğramışken neden zorunlu bilgi versin? Neden seksüel yönelimini paylaşsın? Heteroseksüel bir birey için değilse de (heteronorm bir sistematik içindedir çünkü) gey ya da biseksüel bireylerin çok azı bu paylaşımda bulunacaktır. O halde, HIV’in ilk tanımlandığı anda yapılan bildirimler yetersizdir. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı verileri HIV’in bulaş yolu detayını verirken “bilinmiyor” kategorisi büyük oranlarda çıkıyor. Bu da zaten HIV’in nasıl bulaştığını öğrenemiyorum anlamına gelir. Eee, o zaman nasıl özgün, önleyici politikalar geliştireceksin?

Ulusal/uluslararası çeşitli toplantılarda HIV hakkında konuşurken, bendeki kimi verilerin Sağlık Bakanlığı verileri ile uyuşmadığından bahsediyorum. Özellikle HIV’in bulaş yolu detayı bunlardan biri. İlaç direnci analizi aşamasında kişiler genellikle HIV’i kabullenmiş, kısmen rahatlamış (aslında bundan hiçbir zaman emin olamayız), tedavisini başlatan ve takip eden enfeksiyon hastalıkları uzmanı ile sağlam bir frekans oluşturmuş oluyorlar. Bu frekans, kesinlikle ilk tanı alındığındaki ortamdan çok uzakta oluyor.

Ancak yine de böyle bir durumda biseksüalitenin hekimle diyalogda ortaya çıkmadığını/çıkamadığını düşünüyorum. Bunun nedeni nedir? Kişiler cinsel yönelimi gey ise rahatlıkla kendisini takip eden klinisyenle paylaşırken, biseksüel oluşunu neden kısıtlı bir şekilde paylaşırlar? Yoksa biseksüel durum yeterince açık değil midir?

Bildirimi zorunlu olmak…

“Devletin egemenlik alanlarından biridir gözetmek, kayıt altına almak, tasnif etmek, veriyi tekelinde tutmak…“ (Michel Foucault, Özne ve İktidar, 2005, Ayrıntı Yayınları)

HIV ile ilk kez tanışan kişiler, zorunlu olarak kodlanıp bir veriye dönerken, bunun ne kadarı doğrudur?

Fotoğrafta, Filistin kökenli İngiliz sanatçı Mona Hatoum’un Paris Centre Pompidou’da sergilediği eseri (2002) görülüyor. Esere “Grater Divide” adını vermiş.

Muayene paravanı görünümünde büyük bir rende, gördüğümüz. Rendeleniyorsunuz. Sanatçı müthiş bir eleştiride bulunmuş. Yani işini yapmış.

Bu eleştiri aslında modern tıbba! Ya da iktidara…

İktidar (devlet) ilişkileri, kendini yeniden ve yeniden kurgularken, eşitsiz toplumsal ilişkiler oluşur. Kamu hizmeti üretilirken de böyledir. Devlet, kendi gerçeğine göre ve zorla kurgular bunu.

Rendelenmek, uygun bir tanım olmadı mı?