İnsan Hakları / Eğitim

“Benim üniversitemde neden transseksüel hoca yok?’’

Çarşamba, 13 Temmuz 2016

Bu soru bir süredir benim gibi üniversite öğrenimine devam eden bir arkadaşımla birlikte sık sık tekrarladığımız ve tekrarladıkça canımızı sıkan bir soru oldu… “Bizim neden transseksüel hocamız yok?’’

Sorunun kendisi ilk bakışta çok kolay cevaplanabilirmiş gibi görünse de aslında muazzam bir şekilde örgütlenmiş natrans odaklı sistemi incelemeye başladığımızda sorunun o kadar da kolay cevaplanabilir olmadığını anlayabiliriz.

Bu yazıda etik politik dilin tartışmalarına girmeden, trans/ transgender /transseksüel gibi kavramlar arasında derinlikli bir ayrım yapmadan gayet kaba tıbbın tanımladığı üzere, yani bedeni üzerinden belli değişimler yapan ve kendini ikili cinsiyet kodu üzerinden algılayan veya inşa etmeyi tercih eden transseksüel/trans tanımlamasını kullanacağım çünkü trans geçiş süreci için “sağlık’’ ve “eğitim’’ hakkına ulaşım özellikle belli bir grup trans bireyin neden üniversitelerde bulunamadığına dair sorunun iki temel hattını oluşturmaktadır.

Gelişigüzel bir haber taraması yaptığımızda dahi, yasal olarak görece trans haklarının kazanıldığı ülkelerde bile hala “öğretim hizmeti veren’’ konumunda olan transseksüel bireylerin çok az sayıda olduğunu görebiliriz. Eğitim hizmeti verebilen azınlık durumundaki transseksüellerin de daha çok üniversite de değil de orta öğretimde kendilerine alan bulabildiklerini görüyoruz.

2013 yılında New York’da  Marla Krolikowskii isimi trans öğretmenin veliler tarafından “feminen hareketleri’’ bahane edilerek  okuldan atılmak istenmesi,  2014 yılında Laura Jane Klug isimli trans öğretmenin yine veliler tarafından sorun olarak görülmesi ve okul yönetimine baskı yapılması  son 5 yıl içerisinde trans öğretmenlerin dünya çapında yaşadıkları ayrımcılıklara örnek olarak gösterilebilir.

Henüz Türkiye ve Dünya’da, en azından benim araştırabildiğim kadarıyla, transların eğitim kurumlarında çalışan olarak bulunduklarında yaşadıkları ayrımcılığa ve şiddete dair maalesef kapsamlı bir çalışma yok ancak medya üzerinden yaptığımız metin okumaları bile bizlere öğretmen veya akademisyen transların karşılaştıkları sorunlara dair ciddi bilgiler vermektedir.

Orta öğretimde az da olsa kendilerine bir alan açabilmiş transları neden “bilimin’’ ve “sanatın’’ merkezi olarak görülen üniversitelerde hoca olarak göremiyoruz? Aslında soruyu en baştan sormak lazım “translar eğitim hakkına ulaşabiliyorlar mı?’’ Her ne kadar Türkiye’de eğitim ayrım gözetmeksizin herkese açıkmış gibi görünse de birçok farklı dışlanma pratiğinde olduğu gibi eğitim translar için pratikte açık bir alan değildir.

Ergenlik dönemlerini natrans bireylere göre çok sancılı ve zorlu geçiren trans bireylerin üniversite sınavına hazırlanma koşulları ne kadar sağlıklı olabilir? Diyelim ki bir trans birey üniversite sınavını kazandı, maddi destek barınma, zihinsel ve bedensel sağlık gibi konulara nasıl çözüm bulacak?

Diyelim ki bunlara da  bir şekilde çözüm buldu, bir trans birey eğitim alanında yaşadığı ayrımcılıklarla nasıl mücadele edecek?

Aslında liste çok daha uzatılabilir veya listeye başka basamaklar eklenebilir ancak asıl mesele üniversite eğitim hayatında trans bireyler ile natrans bireylerin hiçbir şekilde sosyal ve ekonomik anlamda eşit olmadıklarıdır.

Bilindiği gibi bir kişinin akademik personel olabilmesi o kişinin lisans eğitiminde kendini kanıtlaması, yüksek veya doktora yapması gibi birçok emek isteyen sürece bağlıdır. Hali hazırda transların büyük bir kısmı üniversiteye girme noktasında, yine bir diğer büyük kısmının lisans eğitimleri sırasında yaşadıkları ayrımcılıklar veya çeşitli ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında elendiğini söyledik. Durum böyle olunca çok çok az trans bireyin natrans bireyler için bile zorlu olan bu süreci tamamlama şansları oluyor.

Transların hala çok büyük bir kısmının üniversitenin kapısından kendileri olarak girme şanları dahi olmadığı bir eğitim sisteminde, trans akademisyenlerin olmaması ve böyle bir olgunun tartışılmaması da son derece “normal’’ bir sonuç olarak görülebilir.

Konun bir başka boyutu da bilginin üretimine dairdir:

Bilim felsefesiyle ilgilenen feminist teorisyenler bilim kurumlarının eril işleyişinin ve üretilen bilginin güvenirliğinin tartışmasını en azından son yirmi yıldır yapmaktadırlar oysa aynı şekilde üniversite kurumlarında üretilen bilginin neredeyse tamamının natrans bir bilgi olduğunun eleştirisi yeni yeni yapılmaya başlanmıştır.

Bu iki noktayı birbirine bağladığımızda natrans temelli bilim ve sanat yine sosyal ve ekonomik kaynakların dağıtımını bu bilginin üretilmesi üzerinden kurguluyor diyebiliriz. Zaten bilginin üreticisi natrans olarak kabul ediliyor ve sonrasında öğretim alanına bu bilgiyi üreten alınabilir kılınıyor veya tam tersi şekilde sosyal ve ekonomik kaynaklar natrans bireylere göre kurgulandığı için bilginin üreticisi kaçınılmaz olarak natrans bireyler oluyor.

Sormamız gereken soru gerçekten yalınlığıyla bizi dehşete düşürebilir : “Üniversitelerde neden trans hocalar yok?’’

Belki biraz ajite edilmiş bir cevap olacak ama “Evet translar üniversitede değiller çünkü E-5’teler.’’

Türkiye’de bir gün açık trans, asistanlar, okutmanlar, profesörler hatta dekanlar ve rektörler görebilecek miyiz? Bugünden bakıldığında çok uzak bir hayal gibi görünse de mücadelenin ne getireceği bilinmez.

Tıpkı Drew Gilpin Faust’un "Ben Harvard Üniversitesi'nin kadın rektörü değilim. Ben Harvard Üniversitesi'nin rektörüyüm" demesi gibi Türkiye’nin ilk transseksüel rektörünün de “Ben X transseksüel rektörü değilim. Ben X üniversitenin rektörüyüm’’ diyeceği günü heyecanla bekliyorum.

Kaynakça:
http://www.huffingtonpost.com/2013/09/11/marla-krolikowskii-transgender-teacher_n_3903603.html
http://www.advocate.com/politics/transgender/2014/04/28/texas-transgender-teacher-banned-classroom-following-suspension

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL Dergisi’nin “Sosyal Hizmetler” dosya konulu 148. sayısında yayınlanmıştır.