Ölüyorum anlasana | Kaos GL Haber Portalı

Gökkuşağı Forumu

Ölüyorum anlasana

Cuma, 22 Temmuz 2016

"Ölüyorum, anlasana! Gözlerimin önünde birbirlerini seviyorlar. Ben işkenceler içinde kıvranırken, onların mutluluğundan ölüyorum. Anne ben ölüyorum, yardım et!"

Bu sözleri söylemişti Bihter Ziyagil. Kıskançlık hissi ile aşk acısı çeken herkesi de kendisiyle birlikte öldürmüştü. Bir çoğumuz gibi annesine sığınmıştı, en güvenilir limana..  Ama benim yardım isteyebileceğim, gece ağlayarak uyandığımda "benim yaralarım kanıyor" diyebileceğim bir annem yok şimdi. Çünkü bilmiyor. Çünkü en dürüst olmam gereken insandan senelerdir gizleniyorum. Çünkü ona da kendime de koca bir yalanı yaşatıyorum. Keşke bir şiirin içinde yer almak kadar basit olsaydı yaşamak. Mısralar arasındaki boşluk kadar kısa ve yeri doldurulabilir acılarımız olsaydı. Biraz olsun umut edebilseydim eğer, o resmin içinde tek bir saniye kırıntısına sıkışmayı nasıl da isterdim.

Öyle bir şeydir ki kıskanmak; bu duygunun seni esir almasına boyun eğdiğin için, dışarıda bırakıldığın için, yürüdüğün onca yol için, tüm güzel kelimeleri ona harcadığın için, yazdığın onlarca sayfa için, yalanlar üzerine bir hayat kurduğun için, hiç gerçekleşmeyecek bir mucizeye kendini ve karşındakini inandırdığın için acı çekersin; pişman olursun. Çünkü söyleyemiyor ve haykıramıyorum. Sustukça içine kusmak gibi bir şey. İnsan kaybediyor, çok kaybediyor, kaybetmekten korkuyor ve bunu kıskançlıkla gösterebiliyor çoğu zaman. Ama bu sadece kaybetme korkusu değil, başkasında olanı elde edememekten de kaynaklanıyor bazen. Mesela kendimi sürekli başkalarıyla kıyaslamak gibi. Ellerimin küçük, kılsız ve güçsüz olduğunu görmek gibi. "Onlar" gibi biri olmadığımı anlamak gibi. Aynaya her baktığımda bana benzemeyen bir beni öfkeyle kabullenmek zorunda olmak gibi. Hayat karşısında ezilmişlik hissi gibi. Kendi kusurlarımı, eksikliklerimi kafamda kurarak sürekli iç sesimin bu durumu yüzüme çarpması gibi. Benim ancak istemekle, umut etmekle kaldığımı başkası elde edebiliyorken; ben o unutmadığın büyük aşkından kıskandım seni. En iyi arkadaşım dediğin insanlardan kıskandım. Aynı fotoğraf karesinde olduğun herkesten kıskandım. Yolda, dolmuşta, herhangi bir yerde seni görebilen kim varsa kıskandım. Bir fanusa kapatmak istedim. Sadece ben göreyim ben seveyim istedim. Bu düşünce beni ele geçirdikçe olmaktan en çok korktuğum insan haline geldim. Zaten kim olduğumu bulamıyorken daha beter kayboldum sende. Ben artık hayatımı başkalarının beklentilerine göre ertelemekten, hissettiklerime paralel bir bedene ulaş-amamaktan, toplumun o çok kıymetli değerlerine uygun yaşamaya çalışırken, hayallerimdeki hayattan uzaklaşan bir ömür geçirmekten yoruldum. İçimde susmak bilmeyen adamın sesinden yoruldum. Bu halimin bana yaptırdıklarından, her geçen gün biraz daha kaybetmekten, küçe çıkmazları aşamamaktan yoruldum. "Düşten güzel" hayaller yüklediğim kitabın, elinde sıradan bir kağıt parçasından farklı olmadığını anlamanın verdiği çaresizlikten yoruldum. İçimdeki yetersizlik hissiyle sana ulaşmaya çalışmaktan gerçekten çok yoruldum.

O hayata girmek kime imkânlı? Bana imkânsız. Hangi cesaret buna yeter? Hatalar hata olduğunu, pişmanlıklar pişmanlık olduğunu, eskiler eski olduğunu kabul edeli yer kalmamış ki yenilere.

Ben ki en sevdiğim şarkıyı kimse benden çok dinlemesin diye adını herkesten gizleyen,

Ben ki sarı rengini hiç kimse benim kadar sevemezmişçesine sahiplenen,

Ben ki taşındığım evde benden sonra oturan insanlara sinir olan,

Ben ki başıma bela güzelliğin derken seni her şeyden çok seven; sigara aldığın bakkala, kim bilir merhaba diyorsun belki diye, içim içimi yemez mi?

Bazen sözün söyleyemediklerini yasta olan şarkılar, şiirler söylüyor. Bunun nasıl bir aşk, nasıl bir acı, nasıl da tehlikeli bir duygu olduğunu şöyle anlatıyor:

"Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın. Annen bile okşasa benim bağrım kan olur. / Anmasınlar adını, candan anan dudaklar, Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun"

Sanırım ben de Çamlıbel'in kıskançlığını almışım. Öyle bir an oluyor ki bazen bu hastalıklı sevgi anlayışı bile tuhaf gelmemeye başlıyor. Çünkü kıskançlık yenildiğinin farkında olmaktır. İnsanın kendisini bırakıp başkalarıyla yarışmasıdır. Geceleri uyutmayan, acıdan ağlatan, kendini gün geçtikçe bitirmene neden olan, iliğini kemiğini kurutan olmaz olası bir duygudur. Kıskançlık, insanın bir ihtimal hesabı sonucunda yakalandığı hastalık. Gerçek şu ki; en aşık ve en saf, en ilkel ve en sefil halimle seni kıskandım, seni kıskanıyorum; beni affet.