İnsan Hakları / Sosyal Hizmet

Her lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks biricik; sorunları da!

Pazartesi, 5 Eylül 2016
Haber: Kaos GL

Kaos GL Sosyal Hizmet Çalışma Grubu, 4. Sosyal Hizmet Gençlik Kampı’ndaydı.

Kaos GL’den Umut Güner 4. Sosyal Hizmet Gençlik Kampı’nın ikinci gününde LGBTİ’lere ilişkin kavramlar ve sosyal hizmet eğitiminde LGBTİ’ler üzerine konuştu, “LGBTİ’lerin sorunlarına nasıl yaklaştığımız, sorunu nasıl ve nereden tanımladığımız bizim LGBTİ’lerle ilişkilerimizdeki homofobiyi, transfobiyi deşifre edebilir” dedi.

Yatılı sosyal hizmet kurumlarında özellikle gelişim sürecinde olan çocuk ve gençlerin birbirlerine her yakınlaşmasını “eşcinsellik” olarak adlandırılmaması gerektiğinin, cinsel davranış ve cinsel yönelimin ayrı şeyler olabileceğinin altını çizen Güner, “Yakınlaşmayı nasıl adlandıracağınız, sosyal hizmet inceleme raporuna yansıtmasanız da müdahalenizi, çocuğun kurumla ilişkisini ve geleceğini etkileyebilir” dedi.

“Her yakınlaşma eşcinsellik değildir”

Erkek çocuklar arasında bir yakınlaşma olduğunda çoğu zaman bu davranışı anlamaya çalışmanın ötesinde, görünen resim üzerinden çocukların “eşcinsel” olarak kodlandığını ancak orada her zaman eşcinsel bir örüntü olmayabileceğini, homofobik bir zorbalık ya da cinselliğe ilişkin merak olabileceğini ancak sosyal hizmet uzmanları ve diğer meslek elemanlarının bunu hemen “eşcinsellik” olarak adlandırdığını vurguladı.

“Mevzuat cinsiyete göre farklılaşıyor”

Güner; kurum bakımında kız çocuklarının birbirleriyle yakınlaşmasının erkek çocuklar kadar “tehlikeli” görülmediğini belirtirken, “Erkek çocuklar için işleyen mevzuat kız çocukları söz konusu olduğunda kurum annesi/ablasının bir kulak sıkması ya da iki tokadı ile çözülebiliyor. Mevzuat aynı mevzuat, sosyal hizmet uzmanı aynı sosyal hizmet uzmanı, davranış aynı davranış ama cinsiyet değiştiğinde davranışın nasıl kayıt altına alınacağı, kayıt altına alınıp alınmayacağı bile değişiyor” dedi.

Sosyal hizmet eğitiminin bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik bir meslek olduğunu, vakalara ilişkin reçeteleri olan bir eğitim olmadığını her vakanın müracaatçının kendisi gibi biricik olduğunun unutulmaması gerektiğini söyleyen Güner müracaatçının olduğu yerden başlamanın her zaman mümkün olmadığını bazen toplumsal ön kabullerin, konuya ilişkin kendi bilgi ve varsayımlarımızın vakayı etkili bir şekilde ele almayı imkansızlaştırdığını hatırlattı.

Müracaatçının durduğu yerden başlamak

Figen-Umut davasını Pembe Hayat LGBTT Derneği ile birlikte yürüttüklerini ve özellikle medya konusunda destek olmaya çalıştıklarını belirten Güner şöyle devam etti:

“Figen sürekli, Umut’un babasının cemaat ile ilişkisini dile getirip bundan dolayı kendilerini darp eden ailenin cezasız kaldığını, soruşturma bile yapılmadığının belirtiyordu. Biz de yaşadığı olayların ağırlığından ve yaşadığı stresten kaynaklı ‘Zaten LGBTİ’ler için işlemeyen adaletin işlememesi için başka bir bahaneye cemaate ihtiyacı yok’ diyorduk. Ve bu konuyu çok fazla üstüne gitmemeyi tercih ediyorduk. 15 Temmuz sonrasında, İsmail Saymaz yazdığı yazıda Figen’in yaşadıklarını doğruluyordu. Buradan şunu sonucu çıkartmak mümkün, LGBTİ’ler zaten bazı hizmetlere erişemiyor olabilir. Figen örneğinde olduğu gibi, darp edildiği halde polis şikayetini almaz, koruma kararı olduğu halde polis Umut’u ailesine teslim eder. Ve müracaatçı size yaşadıklarının ailenin siyasi görüşü veya ait olduğu gruptan olduğunu iddia ettiğinde siz ‘yok öyle bir şey zaten LGBTİ’lerin hizmete erişimi yok’ derseniz aslında müracaatçının olduğu yerden başlamamış ve gerçek bir ilişki kurmamış oluyorsunuz.”