Gökkuşağı Forumu

Delilik direncim, deli’reneceğim!

Pazartesi, 19 Eylül 2016

Gençliğim kulağımda küpe, çıkarmam. Delilik direncim. Deli’reneceğim yaşadıkça. Sevilmek istiyorum çok, sevginin dizleri pamuk, elleri şefkatten. Başımı kaldırmak istemiyorum dizlerinden, elleri saçlarımda.  Alışmak da istemiyorum. Kendimi de sevmek istiyorum tanıyarak, anlayarak, hak vererek. İnsan kendine kalıyor en çok. Kendimin zoraki yoldaşıyım. Neler, kimler, gelip geçiyor içimizden, bu hay huy da görmezden geliyoruz kendimizi. Kendisiyle çarpışınca insan, kalp kırılıyor, çarpışmanın etkisiyle. Görsek çarpmazdık.

Yaz sıcağında sevişmek istiyorum her şeyle. Bana biri şarkı yazsa keşke. Şarkılara konu olmak istiyorum. Şarkı olmak istiyorum ve kendimin müziği. İçimin rüzgarı bugün serin. Kendimi öptü hislerim. Hafif meşrep bir neşe ile içte derin bir anlayışı kapladı hallerim. Kendime göz ucuyla baktım aynada, dayanamadım hepsini gördüm.

Kendini sevmenin başkalarında denemesini yaptım.  Hesap kabarık geldi. ‘Öde’ dediler. ‘Nasıl’ dedim? ‘Yıkayarak’ dediler. Gözyaşımla yıkadım, duygularımı. Hesap kapandı mı bilmiyorum. Kendime de borcum var, hayata da borcum var. Yaşamadıklarım var, içimde hurdaya çıkmış bazı duygular. Belki de alacaklı benim.

Sevgiyi getiren duygu ne?  Bana bir his geldi - her şey- sevdirdi. Arkasına gizlenmişti sevginin, o neydi?

Bir yere davet alınca duygular, en son sevgi gidiyormuş. Önce cesaret gidip kapıyı açıyormuş. Sonra güven gidiyor, tabandan tavana, baştan sona  geçmişi temizliyormuş. Sonra sadakat gidip yatağı yapıyormuş. Sonra öfke gidip ocağı yakıyormuş. Sonra haz gelip, fazla yanarsa ocak, onu söndürüyormuş.  Sonra huzur gelip yemek yapıyormuş, doyuruyormuş herkesi. Sonra umut gelip camları siliyormuş, pırıl pırıl oluyormuş manzara. Sonra mantık gelip dengeliyormuş ötekileri. Sevinç dans ediyormuş son hazırlık olarak. Her şey hazır olunca, sevgi gidiyormuş.

Beğenmezse konukluğu ya da ev sahipliğini ilk o dönüyormuş. Sevgi tek başına değil, birden çok duyguyla gidiyormuş gideceği yere yani. Birinden biri işini yapmasın, sevgi ya katılmıyormuş davete veya gitse bile keyf almayıp geri dönüyormuş. Hazırlıklar boşa.

Onu çok sevmiştim. Attığı sigaraları toplar boynuma kolye yapardım. Her yerim yara olmuştu. Taşınırken bir arkadaşım ‘at, yeter artık’ dedi. O benim olmadığım, olamadığım, olamayacağım her şeydi. Nitekim olmadı. Belki bunu sevmiştim. Şimdi hatıram bana sadık, ara sıra geçerken uğrar, halimi hatırımı sorar. Kahrım da susar. Korkuttum belki de, sevilmekten korktu. Onu da anladım, kim bilir, kalbinde nelerin yükü vardı. Ama güzelliği ben de kaldı. Odasında asılı toz olmak, evrenin de bir ‘yok’ olmak istemiştim.

Yaz mevsimi çok yalancı bir fotoğrafçı. En güzel fotoğraflarımızı çekiyor, gidiyor. Bastıysan bize de gönder. Yazın en sevdiğim tatil mekânları sokaklar. Sokakta salınmak beni paklar, ruhumu aklar. İzlemek, dinlemek, yabancıyla en bilindik şeylerden bahsetmek. Sokak, insanlığın evi.

Dün ürperdim biraz, ayaklarım üşüdü. Sonbahar, kış kapısı. Kış zengin mevsimi hep. ‘Kansızlık mı var sen de?’ dedi arkadaşım, hayır dedim ‘aşksızlık’ var. Güldük. Aşka boğuldu kahkahalar.

Şimdi sakinim. Sokağa çıkmak istiyorum. Bir mevsim daha gidiyor bizden, bedenimizden. Vesikalık anılar, yüksek hayaller mevsimi. Zamanın başında yeşil, göz görmeden kurumuş, sarı bir hüzün geçişi. Varlığım ve yokluğum arasında ılık esen bir rüzgâr. Ilık ve sızılı, sevişmeli ve sancılı. Sevişmek hiçbir zaman yetmez. Sevişmek bana hep az gelir, daha çok daha çok.  Bir yaz daha çekti fotoğrafımızı, gülümse!