Kültür Sanat

Sanal gerçekliğin ötesinde: Björk Digital

Çarşamba, 28 Eylül 2016

Bjork, sergisinin basın bültenine bir avatar olarak katıldı ve o andan itibaren Bjork Digital, Londra’da en çok beklenen sergiler listesinde üst sıraya yerleşti.

Aslında sergidense, sanal gerçeklik üzerinden izlediğimiz bir performans olarak tanımlamak daha doğru olur. Zaten tüm eserlerinde deneysel bir tarzı olan Bjork’ün, takipçileri için böyle bir çalışma şaşırtıcı değildi. Sergide bazı teknik aksaklıklar -odak problemleri- yaşanmasına rağmen özellikle ikinci yarı çok doyurucuydu.

Tabi ancak ekipmanla izlenebilecek bir sergiyi elimizi kolumuzu sallayarak gezemiyoruz, turlar düzenlenmiş, toplamda bir saat on beş dakika sürüyor. Bir grup hiç tanımadığımız insanla birlikte ilk odaya Black Lake performansı için alındığımızda tüm salonda gergin bir sessizlik hakimdi. Sessizce iki duvardaki dev ekranlarda oynayan filmi izlerken 360 derecelik muhteşem ses sistemiyle damarlarımıza kadar Bjork’ün müziğini hissettik. Fakat karanlık bir odada hiç tanımadığınız insanlarla bir anda bir arada kalmak çok rahat bir izleme şekli değildi. Neyse ki hemen sonrasındaki salonda sanal gerçeklik maskelerimizle buluşunca performanslar nihayet daha bireysel deneyimlenebilmeye başlandı. Sanal gerçekliğin en önemli etkisi zaten bu bireysel yanılsamalar, deneyimler. Eğlencenin kaynağı kendini bu yalan fantezi dünyalarına bırakabilmekte yatıyor. Burada; kulaklık sıktı, gözlük kaydı, taburenin kenarına ayağım sıkıştı veya şu an herkes bana bakıyor gibi dertlere düşmeden deneyimin, Bjork’ün dünyasının, tadını çıkartabilmek önemli.

6 ila 10 dakikalık gösterileri farklı odalara geçerek izledik. Bu odalar ardı ardına sıralanmamış olmalarıyla Bjork’ün oyuncu tavrına uyum sağlıyordu. İlk salonda gergin ve elini ayağını nereye koyacağını bilemeyen izleyiciler bile ikinci salondan sonra rahatlıyor, grupla birlikte bir sonraki salona doğru koşar adımla ilerliyordu. Kliplerin içinde devam eden gösteri, Mouth Mantra şarkısında bizi Bjork’ün gırtlağına kadar soktuktan sonraysa iyice uçuşa geçiyor. Tam burada, sergiyi izleme şansı olanlara, öncesinde fazla ağır yememelerini tavsiye edebilirim.

Son salonda –muhteşem bir finale yakışır biçimde- grup değil perdelerle çevrili iki kişilik alanlar oluşturulmuş. Sanal gözlükler ayakta dururken takılıyor ve bu son evrede muhteşem Björk’ün, dev egosunu da İzlanda’nın buzulları gibi sertleşmiş duvarlarını da rengarenk hayal dünyasını da görüyoruz. Tabi ki metaforik olarak. Sanatçı, tüm deneyim boyunca her an dokunabilecek gibi yanımızda oluyor, hatta bizi içine alıyor, etrafımızda dönüyor, bir an taşlaşıp başka bir an saydamlaşıyor.

Sanatçı, tüm işlerindeki gibi bunda da çok sayıda kült yapıta gönderme yapmış, bolca metafor kullanılmıştı. Bjork çocuksu ve masum tavrının yanında, şamanik, kadınsı ve gizemli bir duruşu da temsil eder. Onun hem ulaşılmaz hem de kendini ciddiye almayan tavrını performansların tamamında hissetmek mümkün. Daha önceki işlerinde de video oyunları ve bilgisayar programlarına olan ilgisini zaten takipçileri bilirler. Bu sergide de felsefesini, sanal gerçekçilik odağını kullanarak ve diğer yapı taşlarıyla –müzik, kostüm, dans- birleştirerek vurgulamış.

Son bölümde ise iki saate bir filmi başa dönen bir sinema salonu var. Burada da Bjork’ün eski kliplerini günümüzün ses sistemleriyle dinlerken; zaten sandalyesiz olan salonda uzanmak, dinlenmek, uyumak, öpüşmek, keyiften bayılmak, gün sonuna kadar yayılmak serbest. Fakat serginin en kötü deneyimi, çıkışta, o muhteşem kulaklıklardan nasıl edinilebileceği hesaplanırken yaşanıyor. Zira tüm bu deneyimi size evinizde yaşatabilecek teknoloji şu anda zaten dükkanlarda var. Sanal gözlükler de, kulaklıklar da, videoların hazırları ve kendinizin video hazırlayabilmeniz için gereken programlar da. Önümüzdeki yıllarda, kullanım arttıkça, bu teknolojilerin ucuzlaması da bekleniyor. Son derece eğlenceli ve geniş bir kapı herkes için. Björk’ün dediği gibi ‘Porno endüstrisinin sanal gerçekçiliği neden bu kadar sahiplendiği ortada.’