Gökkuşağı Forumu

Yüreklerin vuruşu ölçüye sığar mı?

6 Kasım 2016

Sınırların, ölçünün ve yasanın alanındayız. Sınırları aştığımızda ölçüyü ve yasayı ihlal etmekle kalmıyor, kalıbımızı, dolayısıyla kimliğimizi de yitirebiliyoruz. Ama unutmayın, bizi sınırların içine kapatıp, tek bir yer ve işleve sahip kimlikli formlara dönüştürmedikçe egemenlerin içi rahat etmez. İstemezler sınırımızı, haddimizi aşmamızı, formumuzu yitiriyoruz çünkü ve ortalıkta tanımadıkları, adlandıramadıkları, sınıflandıramadıkları tuhaf oluşlar dolaşmaya başlayınca birden kaygılanmaya başlıyor, huzurları kaçıyor, huysuzlaşıyorlar. Aristoteles’in ‘Politika’ kitabında bahsettiği ve her türlü sınıflandırmadan kaçan, çok işlevli “Delphoi bıçağı” gibi tedirgin edicidir kalıplarını parçalayanlar.

Buduyorlar bizi

O yüzden de sınırlarını aşıp olmadık şeylerle bağlantı kurmasınlar, çaktırmadan form değiştirmesinler diye budadıkça buduyorlar bizi. Yeryüzünün ayrıksı şeylerine bağlandığımız zihinsel ve bedensel uzantılarımız budandıkça güdükleşiyoruz. Bahçelerinde yetiştirmek istedikleri tam da böyle güdük bir nesildir. Ve budanmış, şekle sokulmuş bu güdük gövdeleri tepe tepe kullanabilirsiniz, nerede ve nasıl kullanacağınız artık size kalmış. İster savaşa sürün, ister tarlaya, ister fabrikaya; isterseniz şirketlerinizin masalarına oturtun; ister mavi yaka giydirin, ister beyaz yaka. Gıkları çıkmayacaktır; üstelik komutlarınızı kutsal bir kelammış gibi huşu içinde yerine getirecekler. Tükenecekler diye de üzülmeyin, ev içi imalathanelerde kadınlar yenilerini üretecek. Biyo-iktidarın üretim süreçlerini kontrol ederek yetiştireceği bu golem sürüleri, sürüler halinde sokaklarda dolaşarak üretim hatalarını, kaçakları, ölçüyü kaçıranları, sınırlarını aşanları, şeklini bozanları derhal imha edecekler. Biz ideallerimizin peşinden koşarken, distopya gerçekleşmiş ve faşizmin karabasanı yaşamı karartmış bile. Var olmayan, idealize edilmiş bir şimdinin içinde, yaşadığımızı sanırken gelecek, tekdüze ritimlerle uygun adım yürütülen güdük varlıklarca biçimlendiriliyor.

Teneke Trampet, 1979

Korkmayın hemen. Kararan yüzeydeki yaşantılarımız, ama yüzeyin altında çarpan vuruşlar, yaşamın karartılamayacağının teminatı. Şairin dediği gibi: “Kararmasın yeter ki sol memenin altındaki cevahir.” Faşizmin tekdüze ritmini bozacak olan yaşamın yürek atışlarıdır. Ve yürek atışlarının nasıl da yüzeyi zangır zangır titrettiğini de biliyoruz. İstediğiniz kadar üretimi kontrol etmeye, hatasız güdük nesilller üretmeye çalışın, yürek vuruşlarının ritmini, despotik tonun ritmine uyduramazsınız. Mutlaka üretim bandından kaçanlar, Oscar’lar çıkacak, yüreklerinin tekil vuruşlarıyla, golemleri uygun adım yürüttüğünüz tekdüze ritimlerinizi bozacaklar.

Ve çökecekler

Günter Grass’ın aynı adlı romanından sinemaya aktarılmış ‘Teneke Trampet’in büyümeyi, üretim sürecine katılmayı reddetmiş kahramanı Oscar, çok sevdiği teneke trampetiyle golemlerin, Almanya’daki Faşist sürülerin tekdüze ritimlerle uygun adım yürütüldükleri resmigeçiti dağıtmıştır. Zorlama düzenin despotik ritimleri, yaşamın kaotik, bozuk ritimlerine ayak uyduramaz. Yaşam, sürekli dengeleri bozarak ilerleyen bir yürüyüştür çünkü, dengemizin bozulduğu ve yeniden denge kurmak zorunda kaldığımız. Yürürken, yaşamın kuvvetlerine maruz kalan bedeniniz, denge yitimine karşı dengeyle yanıt vererek yol alır uzamda. Attığımız her adım dengemizin bozulmasına yol açar ve bir sonraki adımda yeniden toparlanıp dengemizi kurmak için çabalarız. Rastlantısal tökezlemeleri de hesaba kattığınız da yürüyüş, denge ile dengesizliğin bitimsiz dansıdır, tıpkı yaşam gibi. Yürümek, yaşamın kaotik kuvvetleriyle dans edebilmektir. Ve golem sürülerini istedikleri kadar dengede tutmak için despotik adımlarla yürütsünler, yaşam vuruşlarıyla bozacak dengelerini. Ve çökecekler.

Şimdi yürek olup atmanın zamanı. Yüreklerin vuruşu ölçüye sığmaz. Donmuş bir göl yüzeyi, dipten gelen dalgaların kudretine dayanabilir mi hiç? Buzdan kalıplar da dayanamaz yüreklerin kudretine. Ne diyor Ezra Pound? “Köle, birinin gelip onu özgürleştirmesini bekleyendir.” Boşuna beklemeyin, kimse gelmeyecek. Çıkaralım yüreklerimizi, trampetlerimizi, özgürlüğün vuruşlarıyla çınlasın mekânlar!