Gökkuşağı Forumu

Soytarıca bir şey yapalım, kafa atalım

Cumartesi, 12 Kasım 2016

Boğazımızda düğümlenmiş kalmış, çıkaramıyoruz. Kan ter içinde uyanıyoruz derin kâbuslardan ve kekelemeye başlıyoruz. İçinde yaşadığımız, ama bir türlü kendimize bile itiraf edemediğimiz karmaşadan, anlamsızlığın derin çukurundan bizi yüzeyin ferahlığına taşıyacak sözcük, bir türlü çıkamıyor ağzımızdan. Bir şeyler yapmalı. En iyisi kitaba başvurmalı, kekemeliğimizi çözecek bir çare buluruz belki: Grotesk Yerginin Tarihi (1894). G. Schneegans, “soytarıca, bürleks ve grotesk” olarak üç tür komikten söz ediyor. “Soytarıca komik” için verdiği örnek, bir türlü ifade edemediğimiz ve kekeleyip durduğumuz trajik durumumuza komik bir çözüm olabilir.

İtalyan ‘commedia dell’arte’den bir sahne aktarıyor yazar: “Kekemenin biri Arlekino ile konuşmaktadır, zor bir kelimeyi bir türlü telaffuz edemez; büyük bir çaba sarf eder, nefesi kesilir, kelime boğazına takılır kalır, terler, ağzını dahi kapatamaz, titrer, tıkanır. Yüzü şişer, gözleri pörtler; sanki doğum sancıları, kasılmaları çekmektedir. Sonunda beklemekten sıkılan Arlekino sürpriz bir hareketle kekemeyi derdinden kurtarır; ona doğru hızla koşup karnına bir kafa atar. Zor bir kelime sonunda doğmuştur” (M. Bahtin, Rabelais ve Dünyası, çev. Çiçek Öztek, Ayrıntı).

Headbutt, Adel Abdessemed

Birbirimizi doğurtmaktan başka çaremiz var mı? Bir söyleyebilsek o zor sözcüğü, ağzımızdan bir çıkarabilsek, inanın hep birlikte kurtulacağız. Bizimkisi zor gebelik; çocuğumuzu, kendi sözümüzü doğuramazsak, doğmamış sözümüzle birlikte bizi de kaybedecekler hiçliğin karanlığında. Söylersek hem sözümüz kurtulacak hem bedenimiz, ferahlayacağız. Marx’ın ‘Gotha Programının Eleştirisi’nin sonuna eklediği o meşhur cümle geliyor aklıma: “Dixi et salvavi animam meam”, “söyledim ve ruhumu kurtardım.” Söyleyemediklerimizin altında sadece ruhumuz ezilmiyor, bedenimiz de. Ezildikçe değersizleşiyor, değersizleştikçe hiçleşiyoruz ve hiçleşenler için bir tek çözümsüzlük kalıyor geriye: var olabilmek için varlıklarını iktidara armağan etmek. Birbirimizin karnına kafa atarak, dokunarak doğurtalım, doğuralım şu zor sözcüğü ve anlamsızlığın, hiçliğin dipsiz kuyusundan çıkalım; yüzeyin yataylığında sözcüklerimizle örelim direnişi. Sadece sözcük değil, biz de doğacağız, unutmayalım. Hiçlikten varoluşa, kaostan kozmosa doğru bir yolculuk olacak bizimkisi, bir doğum yolculuğu.

Sözü doğurtmak için karna kafa atmak, bir diyaloğu başlatmaktır. Karnımıza kafa atan, bizim sözümüze muhtaç; onun karnına kafa attığımızda biz de ağzından çıkaracağı sözcüğe. Sözcüklerimiz birbirini dölleyecek. Evet, kekeleyelim, hatta daha fazla kekeleyelim ve daha fazla kafa atalım birbirimize. Eril, despotik dilin dengesini bozmak gerek. Kekelemek, dili çatallandırarak dengesini bozmaktır. İktidar zihinlerde ve mekânda despotik bir düzen ve denge yaratacağını, dolayısıyla dili de değişmez öğeler ve ilişkilerle sabitleyebileceğini sanıyor. Kekeleyelim, bozalım dengesini ve yeni kavramlar doğuralım.

Ne zaman kekeleriz? Bildik düşünce kalıplarının ve bu kalıplarda kullanılan sözcüklerin, gramer kurallarının artık işe yaramadığı durumlarda. Kalıpların ifade ettiği gerçeklik ile yaşadığınız gerçeklik arasındaki derin uçurumu, dilin yetersizliğini duyumsadığınızda, diliniz tökezlemeye başlar ve dil anlamsıza doğru kayarken düşe kalka yeniden dengesini, anlamı kekeleyerek bulacak. Yürürken sürekli dengenizin bozulması ve yeniden denge kurmak için çabalamanız gibi, konuşurken yaşamın denge ile dengesizlik arasındaki geçişlerini düşünce ve dile yansıttığınız durumdur kekelemek. Kapalı ve korunaklı bir yerden çıkıp yaşama katıldığınızda, yaşamın akışkan kuvvetlerine rağmen anlam devşirmeye çalıştığınızda, kekelemek kaçınılmazdır. İktidarın kendi konumunu meşrulaştırmak için dilde kurduğu dengeli yapıyı, temellerine dek sarsmak ve yıkmaktır ve yıkarken tüm değişkenleriyle birlikte yeni bir dil icat etmek. Evet, kekeliyoruz ve kekelemek yaratıcı bir edimdir, yeni doğumlara gebe. Kralın soytarısı olmak yerine birbirimizin soytarısı olalım, ne dersiniz? Karınlarımıza kafa atarak doğurtalım sözümüzü; söyleyelim ve hem sözümüzü hem de bedenlerimizi kurtaralım.