Yaşam

Aslı Alpar’dan ‘Merhaba Canım’: Yine sana dönüyoruz

Çarşamba, 28 Aralık 2016
Haber: Kaos GL

Diyelim ki, içimiz patlayacak gibi, yorgunluğa rağmen unutulan sokaklara atıyoruz kendimizi, henüz güneş de tam köşesine çekilmiş değil, köşe başlarından, başka sokaklardan, çıkmaz yollardan, meydanlardan bir yere varıyoruz.

Ankara’dan Aslı Alpar’ın yeni yıl mesajı:

2016 yılını düşündüğümde, ne kadar yorgun olduğumu fark ettim; öyle ki geçtiğimiz on küsur senenin üzüntü verici tüm olaylarını bu sene yaşamış gibiyim. Sanki tüm grevler bir sene içinde yenilgiye uğramış,  Hrant Dink ve Tahir Elçi bu sene öldürülmüş, Gezi bu sene dağıtılmış, tüm bombalar bu sene içinde patlamış, Eylül Cansın bu sene köpeğini annesine emanet etmiş ve aramızdan ayrılmış, Roboski daha dün olmuş, katırları da bu sene devlete itaatsizlikten kurşuna dizmişler gibi. Biliyorum, bu yorgunluğu paylaşıyoruz, yalnız ve yorgun hissediyoruz.

Paylaşılacak bir mutluluk düşünüyorum, Sevinç Tevs’in şarkısını* söylüyorum: “…yorgun yalnız yürüyorum, umutları arıyorum…”

Ayfer Tunç bir yazısında**, merhametin çocukluk çağında öğrenilmesi gerektiğini yazmış. Aynı metinde, merhametin, erken öğrenildiğinde hayat boyunca taşınacak bir kambura dönüşeceğini, öğrenilmesi geç kalınan bir merhamet duygusunun ise bilgiden ibaret kalacağını ifade etmiş:

“Merhamet, ilk karşılaştığında ağır etki bırakan duygulardandır. Ama merhameti öğrenmenin zamanı önemlidir. Geç karşılaşılmış merhamet bilgiden ibaret kalır, içselleştirilemez; kimi zaman duyarsızlığa, katı kalpliliğe, hatta başkalarının acılarını reddetmeye, küçük görmeye yol açar. Merhamet çocukluk çağında öğrenilmelidir bana sorarsanız. Erken öğrenilmiş merhamet ise hayat boyuna bir kambur gibi taşınacak ezikliğe dönüşür, büyük bir duygudur çünkü. Merhameti zamansızca, erken öğrenen çocuk, içinde o duygu ne zaman uyansa teslim olacak bu teslimiyeti başkaları tarafından sömürülecek sonunda kendine acır hale gelecek, hayatı boyunca bu böyle sürüp gidecektir. İnce bir denge ister merhametle başa çıkmak. Ne iyi bir duygudur diye baş tacı edilmeli, ne de kötüdür diye kestirip atılmalıdır. Doğru zamanda merhamet öğrenen çocuk, büyüdüğünde kendinin farkında olan, ‘daha insan’ bir insan olur.”

Ben merhametin de politik olduğunu ve bu duygunun insanın içini eze eze kendine yer etmesinde, kişinin gelecekte duracağı yeri işaretlediğini düşünürüm. Bugün hissetimiz bu yorgunluğun, zamanında öğrenilmiş merhamet duygusundan kaynaklandığını aklımdan geçirdim Tunç’un bu cümlelerini okuduktan sonra. Fakat egemenlerin kopya çekerek dahi olsa merhamet dersinden geçemeyeceklerini iyi biliyorum, 2016 bunu bir defa daha deneyimlediğimiz bir yıl oldu bana kalırsa.

Şimdi biz derin bir yorgunlukla yeni bir yılı karşılayacağız, öyle görünüyor. İyi beslenmek, vitamin kullanmak, oksijeni bol kırlarda yolculuk yapmak, meditasyona başlamak, yeni bir kitabın sayfalarını çevirmek… Yorgunluğun geçmesi için doktor reçeteleri ya da bilinen klasik yöntemler bir çözüm gibi görünmüyor. Marjane Satrapi’nin Azrail’i Beklerken’inde,  kırılan tarının ardından ölüme yatan Nasır Ali Bey gibiyiz, aldığımız yeni bir tarla bildiğimiz o şarkıları söyleyemiyoruz, uzanmışız yatağa, Azrail’i bekliyoruz. Nasır Ali Bey şanslı tamı tamına bir haftada Azrail ile tanışıyor. Sonra Azrail bize yanaşıp fısıldıyor, daha vaktiniz var… Kapıların Dışında*** oyunundaki, Elbe Nehri’nin Beckmann’ı bir güzel kıyıya vurması gibi, Azrail’de bizi savuruyor. Peki, o zaman toparlanma vakti!

Ankara sokaklarında, Sevinç Tevs’in şarkısını söylüyorum, “unutulan sokaklara, gülümseyen yapraklara sevgi dolu bakıyorum, yine seni anıyorum.”  Diyelim ki, içimiz patlayacak gibi, yorgunluğa rağmen unutulan sokaklara atıyoruz kendimizi, henüz güneş de tam köşesine çekilmiş değil, köşe başlarından, başka sokaklardan, çıkmaz yollardan, meydanlardan bir yere varıyoruz. Birbirimizi fark ettikçe yorgunluğumuz geçiyor, ellerimiz birbirine değiyor, kaybettiklerimizi içimizde taşıyoruz ya onlar da burada, unutulan sokaklardan umutla yürüyoruz.

Belki tarımız kırık, başka tarlarla eski müziğimizi yapamıyoruz o zaman belki de başka şarkılar söylememiz gerekiyor, bilmediğimiz şarkılar…

“Yine sana dönüyoruz, seninle biz…”

*Sevinç Tevs, Ve Ben Yalnız

**Büyümenin Türkçe Tarihi, Der.: Murathan Mungan, İçinden, Ayfer Tunç, Merhamet

***Wolfgang Borchert’in yazdığı Kapıların Dışında isimli tiyatro metninde, savaştan dönen sakat asker Beckmann’ın gidecek yeri olmadığını düşündüğünde kendini Elbe Nehri’ne bırakması fakat Elbe’nin Backmann’ı kabul etmemesini anlattığı bölüme ilişkindir.

Siz de yeni yıl mesajınızı; isminiz, yaşadığınız şehir ve yayınlanmasını istediğiniz bir görsel ile 30 Aralık Cuma gününe kadar web@kaosgl.org’a yollayın, yayınlayalım.

İlgili yazılar:

Yeni yıla “Merhaba canım” diyoruz!

Büşra Karadeniz’den ‘Merhaba Canım’: Gökkuşağının içimizde çiçekler açtırması