Gökkuşağı Forumu

Biraz Pop, Biraz Sezen; çokça karanlık!

Perşembe, 19 Ocak 2017

Sosyal medyada, yılbaşından önce başladı fırtınası. Haber okumaya girdiğim en ‘ciddi’ siteden tutun da, instagramın anasayfasına kadar düşmüştü tanıtımlar. Sezen Aksu ne zaman albüm yapsa, ilahi bir devrim olacak gibi abartır anaakım medya, gazeteler ya da dergiler. Hatta albüm tanıtımları akşam haberlerinde yapılır, Sezen’in ne kadar hassas, derin ve özel bir insan olduğunu ima eden alt metinler geçilir, yere göğe sığdırılmaz. Yıllar süren popülerliği, çalıştığı isimlerin profesyonelliği kadar, medya ile kurduğu yakın ilişkiler ön ayak oldu bu köpürtmelere. Keza, yıllarca kendisine seslenilen ‘Minik Serçe’ lakabı, yine bir gazeteci tarafından ona verilecekti. Ama bu sefer farklıydı, Sezen’e duyulan özlem!

Sezen Aksu, 1973 yılında İzmir’den, İstanbul’a bir ses yarışması için gelen, kalacak yeri olmadığı için bindiği taksicinin evine misafir olan ve ünlü olduktan sonra bu taksiciyi arayıp bularak ihya eden ve ilk plağını 1974’te çıkaran bir pop müzik şarkıcısıdır.

İlk pop müziği eseriyle 1961’de, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ezgileriyle tanışan Türkiye, 70’ler boyunca yabancı müzikler üzerine yazılan Türkçe sözlü aranjmanlar ve  80’larda ise popun gelişme-olgunlaşma evresine tanıklık etti. Türk halkı için bu müzik türü henüz geçerli ve ciddiye alınan bir tür değildi. Zaten hemen öncesi Osmanlı’dan gelen ağdalı ve yoğun Türk Sanat Müziği, Anadolu’da, Türk Halk Müziği ve sınıfsal süreçler içinde ortaya çıkan ve kendi kitlesini yaratan, arabesk ve fanteziydi. Dinleyici, zevkleri tutucu ve yeniliklere kapalıydı.

80’lerin sonlarına gelindiğinde, söz yazarı – besteci kimliğiyle Sezen, rakiplerini çoktan geride bırakmayı başarmıştı. Osmanlı müziğine de harika eserler bırakan, Ermeni kökenli müzisyenlerin yolundan giden torunlarıyla çalışıyor, bu anlamda akademik, entelektüel, azınlık ve sol çevrelerde sempati yaratıp, bir örnek teşkil ediyordu. Sezen söz yazıyor, Sezen müzik yapıyor, Sezen turneye çıkıyor, Sezen kabarelerde yer alıyor, Sezen şairlerin şiirlerini besteliyor, Deli Aysel’den sözler alıyor, ünlü ve yetkin kişilerle yakın ahbaplıklar kuruyor ve özgüvenin var edici tılsımı kendini Sezen’e bol bol bahşediyordu...

90’ların başında,  Sezen artık bir pop ilahı haline geliyor. Zaten fazlasıyla yetenekli gençler ona ulaşmaya çalışıyor, ulaşabilenleri, vokallliğini yaparak eğitimlerini tamamlıyor, başarıyı yakalıyor, Sezen kendi albümlerinde olduğu gibi, gençlerin albümlerine söz yazıyor, beste yapıyor ve albüm yapımcılığını üstleniyordu. Doğal yoldan kurulan bir Sezen Aksu okulu vardı artık. Bu okulun bazı mezunları, dünyaya dahi açılmıştı, son derece ‘bize özgü’ şarkılarla. Üstelik reklamın en canlısını, ‘onu Sezen ünlü etti’ gençlerle yapıyordu.

Şüphesiz Türk popuna büyük katkılar yaptı Sezen Aksu. Bunu yaparken de tüm kültürel kodları sırtlandı. Popçu olmasına rağmen, yerel müziği kullandı, nağme yaptı, en jilet sözleri yazmaktan sakınmadı. En arabesk denilecek şarkıları ‘Pop’ adı altında rafineledi. Rock soundlar attı şarkı geçişlerine. Entellektüel eleştiriler, dünyayı tanımlayan zekice cümleler kurmaktan kaçınmadı. Koca bir ülkeyi, poptan nefret eden birini bile yer yer yakaladı, ağlattı ya da oynattı. Herkese ve her şeye yetti. Buna farklı türleri ister bir potada eritmek diyelim, ister kültürel yağmanın meşru hali. Sezen’in Pop’u, belki bir Türkiye metaforu. En temelde yangın yeri gibi duygusal, hasarlı ve sosyal duruşta, entelektüel ve alaycı. Sahnede şarkı söylerken espriyle karışık küfür edebilecek, sonra seyircilerin içindeki babasına dönüp ‘siz’ diye hitap edebilecek kadar ‘dengeli’ ve bitirim bir kız çocuğu. Aptal değil, oturup büyüklerle konuşmuş, bildiklerini dallandırmış, zihni açık, kalbi açık ama varoşluğundan, deliliğinden taviz vermemiş.

Sezen’in bu yeni albümüne duyulan özlem ise bambaşka bir şeyi temsil ediyor artık. Bu özlemin bakılır bakılmaz görünmesi kolay olmayan bir arka planı var ve bunu günümüz siyasi ve sosyolojik atmosferini dillendirmeden anlatmak mümkün değil. Sezen sevilir, sevilmez bambaşka bir şey. Ben örneğin, birçok şarkıda telaffuzlarını anlamam. En acılı şarkılarda bile, ben bir ‘cool ve bilmişim’ halleri beni rahatsız eder. Sezen başka Sezen gibi gelir bana. Lakin Sezen’in müziği koskoca bir 90’lar. AKP öncesi zamanlarda var olan her şey. AKP’siz bir Türkiye. Ülkenin bu kadar kararmadığı, insanların bu kadar ahlakçı olurken, tacizin, tecavüzün, bireysel ve yönetimsel baskınların artmadığı, kültürel üretimin kıtlaşmadığı, kaliteli kültürel üretimlerin ihracat edilerek değer bulmadığı, toplumsal ölümlerin yaşanmadığı, dışarı çıkarken acaba eve döner miyim diye endişe edilmediği, hayatın kendisinin endişe haline gelmediği, alkol almanın, dans etmenin, açık giyinmenin sizi marjinalleştirmediği, şiddete açık hale getirmediği,  zamanları temsil eder. Çok daha fazla şeyi temsil eder ama ne söylemekle biter ne de üzülmekle artık. Üstelik bu herkesi jilet gibi kesmeye hazır toplumsal kırılmaya da ön ayak olup, referanduma evet diyen, demeyenleri ‘ailecek iki dünyada lekeli kabul eden’ yine Sezen Aksu’dur. Bu albümü bu kadar özlenmiş kılan şey işte bu yüzden, Sezen değil. Özlenen, AKP öncesi Türkiye’nin ta kendisidir. Özlenen, insanların o dönemde kendi yaşadığı duyguları, hatıraları, hayat biçimleridir, yaşama şekilleridir. Birbirine uçurum olmamış hayatlardır. Her nasıl olursa olsun, o zamanlardır.  Zira Sezen’in toplu ölümleri anlatan, hapisteki gazetecilere dikkat çeken bir şarkısı yok. Zaten aynı ortak şeylere üzülen, ortak değerlere sevinen insanlar yok bu toplumda. Birinin cenazesi, diğerinin yuhlaması. Tüm ülkedeki aşağı yukarı herkesi mutlu edecek hiç bir şey yok. Bir toplum da yok artık

Kültürel üretimin, eğlence tüketimi olduğu yerde çabuk söner bu albüm, kalıcı olamaz. Zira bayağıdır böyle buralar. İşte bu yüzden kısık bir umut ve özlem ışığı Sezen’in yeni albümü. Yetmez ama evet!