İnsan Hakları / Mülteci

“ABD’nin kapanması Türkiye’deki mültecilerin belirsizliğe hapsolması demek”

Çarşamba, 1 Şubat 2017

ABD’nin “vize yasağı” ile 7 ülkeye sınırlarını kapatması üçüncü bir ülkeye yerleşmek için Türkiye’de bekleyen mültecileri nasıl etkiler? Biz sorduk, Kaos GL Mülteci Çalışmaları Koordinatörü Avukat Hayriye Kara yanıtladı: ABD’ye yerleştirilmeyi bekleyen birçok LGBTİ mülteciden mail ve telefon alıyoruz. Belirsizlikten dolayı tedirginler.

ABD Başkanı Donald Trump’ın imzaladığı ve cuma günü yürürlüğe giren ‘vize kısıtlaması’ kararının ardından ABD’nin uluslararası havalimanlarında eylemler düzenlendi.

Trump, çıkardığı başkanlık kararnamesiyle Suriye, Irak, İran, Libya, Somali, Sudan ve Yemen vatandaşlarının vizelerini askıya aldı. Türkiye saati ile Cumartesiyi Pazar'a bağlayan gece havaalanlarında vizesi olmasına rağmen ABD'ye giremeyen Irak, İran, Suriye, Somali, Sudan, Libya, Yemen vatandaşları dünya kamuoyunun birinci gündem maddesi oldu.

Kararname sonrası iki Irak vatandaşı New York’taki John F. Kennedy Havalimanı’nda gözaltına alındı. Avukatlar, gözaltına alınan Iraklıların serbest bırakılması ve kararnamenin iptali istemiyle dava açtı. New York Federal Mahkemesi’nden hakim Ann Donnelly de ‘telafisi mümkün olmayan zarara’ yol açabileceği gerekçesiyle, ABD’ye girişlerine sınırlama getirilen ülkelerin vatandaşlarının geçici olarak ABD’de kalması yönünde karar aldı.

“Kararname, ABD’nin sınır politikalarını ortaya koyuyor”

Peki bu yasak ne anlama geliyor? Kararname önümüzdeki süreçte hem sınır politikalarını hem de mültecileri nasıl etkiler? Kaos GL Derneği Mülteci Çalışmaları Koordinatörü, Avukat Hayriye Kara’ya sorduk.

“Bu kararname ABD’nin önümüzdeki süreçte sınır politikalarına dair bize fikir veriyor” diyen Kara şöyle konuştu:

“Zaten ABD’den birçok sivil toplum örgütü daha Trump seçilmeden önce, eğer seçilirse bunun özellikle Müslüman ülke kökenli kişilere etkisi konusunda kaygılıydı. Kararnameye ilişkin olarak yapılan açıklamalara da bakıldığında bu kararname doğrudan ABD’nin mülteci hukukuna ilişkin değil, deniliyor. Kesinlikle göçmen politikaları ile ilgili bir kararname. Kararnameye göre ABD vizesi olanlar, yeşil pasaport sahipleri ve hatta çifte vatandaş olanlar dahil menşei sayılan 7 ülke olan kişilerin “geçici” olarak ülkeye girişini yasaklanıyor. Bakıldığında bu yasaklama halihazırda ABD’deki sığınma başvurularına yönelik değil ancak ABD’nin sınırlarını kapatması anlamına geliyor.”

Kara bu kararname ile “vize yasağı” konulan ülkeler için azınlık dinlere mensup kişiler haricinde ABD sınırlarının “geçici” olarak kapatıldığını belirtti, kararnamenin yürürlüğü durdurulsa da bu durumun kalıcı olması endişesi olduğunu vurguladı. 

“İltica temel insan hakkıdır”

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin “Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır” diyen 14. Maddesini hatırlatan Kara sözlerine şöyle devam etti:

“Yani iltica temel bir insan hakkıdır. Şu anda devam eden mülteci krizi, mültecilerin insan hakları tüm devletlerin sorumluluğu altındadır. Sığınma hakkının ‘siyasetler üstü’, ‘insani’ bir hak olduğu her fırsatta dile getiriliyor. Ancak son dönemdeki sınır politikalarına bakıldığında bunun ne kadar siyasi bir mesele olduğu görülüyor. Şu anki sınır politikalarında mültecilerin insan hakları gözardı ediliyor.

“Trump bu kararnameyi ‘teröristlerin’ ülkeye girişini engellemek için, ‘güvenlik’ için zorunlu olduğu üzerinden imzaladı. Yerinden edilen, vatandaşı olduğu ya da ikamet ettiği ülkeyi terk etmek zorunda kalan insanların hakları ‘güvenlik’ nedeniyle askıya alınıyor. Mülteciler açısından baktığımızda; mülteciler zaten terörün, işkencenin, savaşların mağduru. 7 tane ülke sayıp, ‘Buradan gelen kişilerin girişini hiçbir değerlendirme yapmadan durduracağım. Hepsi potansiyel terörist’ muamelesi yapmak ırkçılık ve yabancı düşmanlığının üzerine güvenlik kılıfının geçirilmesinden başka bir şey değil.”   

Türkiye’de mültecilere ilişkin yasal mevzuat

Peki bu yasak üçüncü bir ülkeye yerleşmek için Türkiye’de beklemek zorunda kalan mültecileri nasıl etkiler? Kara, Türkiye’deki güncel durumu ve yasal mevzuatı özetleyerek bu soruya şöyle yanıt verdi:

“Durumu Türkiye’deki mevcut koşullara göre değerlendirecek olursak; Türkiye’nin sığınma alanına ilişkin ilk kanunu olan ‘Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ kısaca YUKK, 11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. YUKK ile birlikte göç alanına ilişkin politika ve stratejileri uygulamak, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak, yabancıların Türkiye’ye giriş ve Türkiye’de kalışları, Türkiye’den çıkışları ve sınır dışı edilmeleri, uluslararası koruma, geçici koruma ve insan ticareti mağdurlarının korunmasıyla ilgili iş ve işlemleri yürütmek üzere İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) kuruldu. 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokolüne getirilen coğrafi sınırlama YUKK ile korunmaya devam etti. Bu nedenle ‘Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle’ sığınma başvurusunda bulunan kişilere değerlendirmenin ardından ‘şartlı mülteci’ statüsü verileceği YUKK’un 62. Maddesinde hükme bağlanmıştır.

“YUKK’a göre statü belirleme mülakatları ve başvurunun değerlendirilmesi GİGM tarafından yapılıyor. Coğrafi kısıtlamanın halen korunuyor olması ve Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar nedeniyle sığınma başvurusunda bulunan mültecilere ‘şartlı mülteci’ statüsü verilip üçüncü ülkeye yerleştirilene kadar Türkiye’de kalmasına izin verilmesi nedeniyle statü belirleme mülakatları ve 1951 Sözleşmesine göre sığınma başvurusunun değerlendirilmesi ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından da yapılıyor. Paralel prosedür olarak adlandırılan bu uygulamaya göre hem BMMYK hem de GİGM tarafından yürütülen iki farklı prosedür mevcut.

“Bu durumda yerleştirme BMMYK tarafından yapılıyor. Ancak BMMYK tarafından değerlendirilen ve mülteci statüsü verilen başvuruları sunulan ülkelerin kabul etme gibi bir zorunluluğu bulunmuyor. Yani mülteci statüsü alan başvurular için her ülke kendi incelemesini ve değerlendirmesini yapıyor. Ancak başvuruların yerleştirme için üçüncü ülkeye sunulabilmesi için bu ülkelerin yerleştirme için açık olması gerekir.”

“LGBTİ mültecilerden telefonlar geliyor, endişeliler”

Kara, Türkiye’de bulunan ve yerleştirilmeyi bekleyen mülteciler, eğer yerleştirme ülkesi olmazsa bahsettiği hukuki belirsizliğin içinde beklemek zorunda kalacağını hatırlatarak şunları kaydetti:

“Şu anda sayısal olarak en fazla mülteci kabul eden ülkelerin başında ABD geliyor onu da Kanada takip ediyor. Her ülkenin Türkiye’den kabul ettiği mülteci sayısı belirli. Batı Avrupa ülkeleri yok denecek kadar az, Kanada ise şu an için Suriyeli mültecileri kabul ediyor. Suriyeli olmayan mülteciler için aslında tek alternatif ABD kalıyor. ABD’nin kapanması mülteciler açısından en temel hak yaşam hakkının tehlike altında olduğu ve güvencesi olmadığı Türkiye’de belirsiz olarak kalması demek oluyor.

“Bu durum özellikle mülteciler arasındaki kırılgan grupları daha da etkileyecek. Kaos GL olarak ABD’ye yerleştirilmeyi bekleyen birçok LGBTİ mülteciden mail ve telefon alıyoruz. Bu belirsizlikten dolayı tedirginler. Türkiye mülteciler için ‘cennet’ değil bu aşikar. En temel haklara bile erişemiyorlar ve kırılgan gruplar bu ihlallerden daha fazla nasibini alıyor.”