Yaşam / Siyaset

Gebe olan evet desin!

Cuma, 3 Şubat 2017

Getirilmek istenen sistemde evet diyenler, hayır diyenlerin söz haklarının kalmamasını istemiş olduklarını bilecekler.

“Yıllardır eleştirdiğiniz Erdoğan’a şimdi evet demek zorunda kaldınız, ne düşünüyorsun bu duruma, elin titremeyecek mi oy verirken” diye takıldım, tanıdığım bir MHP’liye. Emekçi bir kadın, namuslu, dürüst, çalışkan dünya iyisi bir insan Leyla. “Ben ne düşüneceğim” diye yanıtladı, gülerek, “gebe olanlar düşünsün!” “Tabii ki hayır diyeceğim referandumda. Kaderimi bir kişinin eline mi bırakayım?” diye de ekledi.

Referandumun özü belki de bu cümle. Gebe olanlar, evet diyecekler. 2010 referandumunda da böyle olmuştu. Nedamet getirenlerini içimize almamız gereken yetmez ama evetçiler için bile böyleydi. AKP-Cemaat düzeninden besleniyorlardı ve o düzene gebeydiler. 2003 yılında Meclis’teki tezkere oylamasında da farklı değildi. Henüz Erdoğan’a gebe olmayan AKP milletvekilleri yurdumuzu korumuşlardı. Dahası 1987 yılında siyasi yasaklarla ilgili referandumda da Özal’ın düzenine gebe olanlar siyasi yasaklar kalkmasın derken; o düzene karşı olanlar siyasi yasakların kalkmasını istemişlerdi.

Yanıtı evet ya da hayır olan sorular, kapalı uçlu sorulardır ve açıkça yargı belirtirler. Tarafını belli etmen istenir bu sorularda. Parlamenter sistem, evet ve hayırlara aynı hakların tanınması. Oy veren kendi tarafı dışındakilerin de söz hakkının süreceğini bilir. Dahası bu sonucu kabullenmekle kalmaz, ister ve haklı da bulur. Getirilmek istenen sistemde ise evet diyenler, hayır diyenlerin söz haklarının kalmamasını istemiş olduklarını bilecekler. “Gebe olanlar düşünsün” diyen Leyla, hayatın ona öğrettiği sağduyusuyla evet çıkarsa artık kendi düşüncelerini savunma hakkının kalmayacağını, sadece RTE’ye tabi olacağını anlamıştı.

Üstelik bu sonuca varmak için anayasa maddelerini incelemesine gerek olmadığını da biliyordu. Maddeler üzerine teknik bir tartışma yapmanın anlamı olmadığını sezmişti. Evet, derse hayatını sürdürme koşulları hakkında sadece ve sadece tek bir kişinin kararlarına tabi olmak zorunda kalacağını anlamış durumdaydı.

Maaşı kaç lira olacak, çalışma koşulları ne olacak; iş güvencesi, emeklilik hakkı, çocuğunun okul masrafları, kendisi ve ailesinin sağlık harcamalarından başlayarak hangi ülke ile dost hangi ülke ile düşman olacağına da o tek kişinin karar vereceğini; artık herhangi bir konuda farklı düşünürse kendi düşüncelerini destekleyecek hiç kimse, grup, yapı, parti kalmayacağını fark etmişti.

Nasıl bir Türkiye’de ve hangi koşullarda yaşamak isterse istesin, isteklerinin hiçbir değerinin kalmayacağını; tam tersine o tek adam ne isterse ona göre yaşamak, seçmek, yapmak zorunda kalacağını, itiraz edecekse bile o tek adama itiraz etmek, onu ikna etmeye çalışmak, ona yalvarmak ya da ona isyan etmek zorunda olacağını görmüştü.

O yüzden referandumda hayat koşulları o tek adama bağlı olanların evet diyeceğini ve evet derse kendisinin de o tek adama gebe kalacağını anlamıştı.

Bütün bu çözümlemeleri zihninde bu berraklıkta düşünüp, tartışıp, ölçüp biçmiş olmasına gerek yok. İçine doğup, büyüyüp, yaşadığı sınıf koşulları ona daha emeklemeye başladığı zamandan bu yana kaderi hakkında hiçbir zaman söz sahibi olamayacağını kimi zaman kafasına vura vura dayatmıştı. Büyürken ve yaşarken her defasında kendisinden daha güçlü olanın istek ve emirlerine uymak zorunda kalarak hayatta kalabildiğini hissederek, ama her defasında da bir gün ben de kendi isteklerime göre yaşama hakkını elde edeceğim umuduna yaslanarak dayanmıştı.

Her yenilgisinde, her boyun eğişinde umudunu bir sonraki döneme taşıyarak ayakta kalmaya çabalamıştı. Hele bir okulu bitireyim, hele bir iş sahibi olayım, hele bir askere gideyim, hele bir evleneyim, hele bir çocuğum olsun, hele emekli olayım, hele bir ev alabileyim diye diye ertelemek zorunda kalmış, en sonunda da yenilgisine “kader böyleymiş” diyerek katlanmak zorunda kalmıştı.

Şimdi önüne konulan sandıkla hep yenmeye çalıştığı kaderini, bir daha hiç söz sahibi olmayacağı, sadece sözünü dinlemek zorunda kalacağı birine teslim etmesinin istendiğini fark etmişti. Tanrıya bağlayarak teselli bulduğu kaderini kendisi gibi bir faniye bırakmasının istendiğini hemen anlamıştı.

Yetkisini teslim ettiği Devlet Bahçeli, birkaç ay öncesine kadar Erdoğan’a karşı olmasını isterken şimdi kendisinin anlamadığı bir nedenle Erdoğan’dan yana olmasını istiyor. Aklına haklı olarak ‘Devlet Bahçeli, Erdoğan’a gebe olmasa bunu yapmazdı’dan başka bir şey gelmiyor. Bir yıl öncesine kadar Erdoğan, “müdürünüz Davutoğlu” diyor ve onlar da ‘küçük enişteye’ saygıda kusur etmiyorlar, kahraman Davutoğlu menkıbelerini alkışlıyorlardı. Şimdi ne olduğunu anlamadan aynı Erdoğan bu kez “yüzüne bakmayın onun, müdürünüz Yıldırım’dır, onun sözünden çıkmayın” diye emrediyor. Davutoğlu’nu niye sevip sonra nefret ettiklerini ve şimdi de neden Yıldırım’ı sevmek zorunda olduklarını anlamıyorlar. Tıpkı Kürtleri neden sevip şimdi de nefret ettiklerini anlamadıkları gibi. Ama işin özünün Erdoğan’ın sözünden çıkmamak olduğunu da fark ediyorlar.

Referandum sonucunu belki de yüzde 5-10 oranında olan bu küçük grubun oy tercihi belirleyecek. Mesele, bu gruba hayatları boyunca elbet bir gün kendi hayatım hakkında söz sahibi olabileceğim diye erteledikleri hak ve yetkilerini bir daha geri alamamak koşuluyla bir başkasına verip vermemeye karar vereceklerini hissettirebilmek. Kendi hayatları hakkında karar verme yetkisini üstelik karşı çıkılamayacak bir güçle donatarak bir kişiye versinler mi? Hele de bu kişi Erdoğan’sa! Erdoğan’a gebe kalsınlar mı, kalmasınlar mı? Topluma, bu soruya yanıt verdiklerini gösterenler sonucu belirleyecek.

Çalışma notları:

* Yanıtı evet-hayır olan sorularda görsel üstünlük belirleyici. İnsan zihni en çok maruz kaldığına yönlenir. Öyleyse ülkede üzerinde hayır yazısı olmayan tek bir duvar, direk, pencere, bank, tweet, Facebook sayfası, Instagram görüntüsü kalmamalı.

* Telefon rehberinde 500 numara kayıtlı bir kişi varsayalım. 5 tane 100 kişilik Whatsapp grubu kursun ve hayır mesajı yollasın. O 500 kişi de kendi rehberlerindeki 500 kişiden 5 tane 100’lük grup kursa 250.000 kişiye ulaşmış oluyor. Bu numaraların yarısı ortak olsa 125.000 kişi demek. Bu 125.000 kişiden her biri sadece 8 kişiye yollasa tek bir mesaj sadece 3 aşamada 1.000.000 insana ulaşmış oluyor. 15 dakikayı almaz bu süreç. Haydi, rehberlerimizi açalım ve kendi özgün hayır mesajımızı atalım…