Kadın

Cinsiyetsiz toplum kurgusu eril dilin yıkımını gerektirir

Cumartesi, 11 Mart 2017

6. Feminist Forum'da, Yasemin Temizarabacı ve Belma Fırat ütopyalarda cinsiyetler ve cinsellik formlarını anlattı.

Kaos GL Derneğinin altıncısını düzenlediği Feminist Forum’da “Ütopyalarda Cinsiyetler ve Cinsellikler” oturumu, Yasemin Temizarabacı ve Belma Fırat’ın anlatımlarıyla sürüyor.

Ütopyalar dünyayı değiştiremese de o umudu bize verir

Yasemin Temizarabacı, Delphy’nin ütopya ve kuramın aynı arayışın iki yüzü olduğunu vurgusu ile konuşmasına başladı. Temizarabacı, ütopyaların edebi türler olduğunu, dünyayı değiştiremeyeceklerini ancak dünyayı değiştirmek için gerekli umudu okuyucularına verdiğini ifade etti.

1800’lü yıllarda kadınların yazdığı ütopyaların bir kısmının feminist metinler olduğuna değinen Temizarabacı, bu metinlerde anneliğin, üremenin ve cinselliğin yeniden tanımlandığını ekledi.

Feminist ütopyalarda Katharine Burdekin ve Charlotte Perkins Gilman’ın romanından bahseden Temizarabacı, feminist ütopyaların erkeklerin olmadığı bir toplumun nasıl olacağını düşündüren metinler olduğunun altını çizdi. Temizarabacı, Charlotte Perkins Gilman’’ın Herland eserinde, anneliğin yüceltilmesi ve cinsellik üzerine hiçbir gönderme olmamasını Katharine Burdekin’in Mağrur Adam romanındaki iki cinsiyeti de içinde barındıran kahramanı ile karşılaştırarak anlattı.

Feminist ütopyaların altın çağı olan 70’li yılların metinlerini anlatarak devam eden Temizarabacı, Ursula K. Le Guin’in metinlerine atıfta bulundu. “Zamanın Kıyısındaki Kadın” eserinin çok karakteristik feminist ütopya örneği olduğunun altını çizdi ve distopya metinleri ile devam etti.

Distopyaların korkulan dünyayı göstererek mücadele azmini körükleyen metinler olduğunu ifade eden Yasemin Temizarabacı “Svastika Geceleri”nden örnekleyerek konuşmasını sürdürdü. Distopyalarda, kadınların konuşan hayvanlar olarak tasvir edilmesi, yalnızca üreyen canlılar olarak gösterilmesini, anneliğin yüceltildiği “Damızlık Kızın Öyküsü” ile örnekledi.

Konuşmasını feminist ütopyaların diline değinerek sona erdiren Temizarabacı, yeni bir toplum yaratmak için yeni bir dil yaratmanın gerekliliğine dikkat çekti. Feminist ütopyalarda eril dilin yıkıldığını, “Zamanın Kıyısındaki Kadın”da cinsiyetsiz “per” zamirini kullanıldığını, “Mülksüzler”de ise dini inancın ve cinsel zorbalığın olmadığı bir toplumda küfürün yerini suskunluk aldığını ifade etti.

Tamamlanmış ütopya Queer’in karışışındadır

Belma Fırat, feminist ütopya ve distopya metinlerinde mülkiyetin ve aile içindeki işlerin yeniden bölüşüldüğünü, mülkiyetin ve ailelerin yüceltildiği metinlerde kutsal anneliğin ortaya çıktığını ifade ederek konuşmasına başladı.

Ütopya ve distopyalardaki dil üzerinden konuşmasına devam eden Fırat, eril dilin kadının ötekileştirilmesine, sürgün edilmesine yol açtığını ifade etti. Fırat, kadınlığın bir kurgu olduğunu ancak eril dilin, sadece kadınları değil tam anlamıyla cinsiyet eşitsizliğine yol açtığını ekledi.

Fırat, ütopyalardaki eril dili yıkıma uğratmak için, kadın-erkek cinsiyetlerinden uzaklaşarak queer karaterleri kullanmanın işe yarayacağını düşündüğünü ekledi.

Belma Fırat, Ursula K. Le Guin’in “Karanlığın Sol Eli” eseri aracılığıyla ütopyalardaki dil meselesine değindi. “Karanlığın Sol Eli”nde cinselliğin üreme olmadığını ifade edecek noktaları içinde barındırıldığını ifade eden Fırat, toplumsal cinsiyet rollerinin farklı kurulduğunu, hikâyeye alınan erkek karakter ile dilin eril kurgusunu okuyucuya fark ettirdiğini belirtti.

Cinsiyetlerin olmadığı bir toplumun nasıl olacağını Rawls'ın Adalet Teorisi eseriyle açıklayarak konuşmasına devam eden Fırat, cinsiyetlendirmenin yapılmadığı bir toplumda, ötekileştirmenin kendine yer bulamayacağını düşündüğünü belirtti.

Ütopya ve distopyanın iç içe geçtiğini ekleyen Belma Fırat, tamamlanmış ütopyanın “queer” düşünün karşısında olacağını ve olun halinin, ütopyadan distopyaya geçiş olduğunu, bu sürecin kendisinin queer bir süreç olduğunu ekledi.

Can't create/write to file 'C:\Windows\TEMP\#sql1280_3ed_52.MYI' (Errcode: 28)