Gökkuşağı Forumu

Düşünerek yaşamak zordur

21 Mart 2017

Hayatı anlatan meşhur bir üçleme vardır. Doğuyoruz, büyüyoruz ve ölüyoruz. Sifon çekme süresi kadar kısa olan şu hayatta neler yapıyor, nasıl yaşıyoruz. Bir Farid Farjad dinlemekten ikincisi düşünmekten başıma ağrılar giriyor. Bu yazıyı da Farid’i dinleyerek yazıyorum. Farid’in dört parçası var bende, dönüp dolaşıp tekrar tekrar dinlediğim. Golha, Robabeh Jan, Goleh Pamchal ve Taghtan Deh. Evet, kabul ediyorum çoğu zaman ağlamak için dinliyorum. Karanlıkta ve evde kimse yokken. Çok zordur benim gözyaşı dökmem. Bir Kürd ve erkek oluşumdandır belki de bilemiyorum.

Farid’i dinlerken Mehmed Uzun’un yazdığı Yitik Bir Aşkın Gölgesinde romanında ki Memduh Selim karakteri geliyor aklıma. Ve bir anda Memduh Selim oluyorum. Kemanın sesi. Bilmem kaç milyar insanın yaşadığı şu top şeklindeki dünyada. Yine bilmem kaç milyon nüfusu olan ama bir ülkesi bile olmayan Kürd’lerin tarihsel ezilmişliğini düşünmeme neden oluyor. Çoğu zaman bu yetmezmiş gibi Dilan’lar, Dilşah’lar, Hazal’lar yer ediniyor kafamın içinde. Ne zordur Memduh Selim olmak bilir misiniz? Size durup Memduh Selim’i anlatacak halim yok. Kendiniz için iyi bir şey yapın. Gidip bir Mehmed Uzun kitabı alıp okuyun ve Memduh Selim oluverin bir anda.

                                                         Eser: Jack B Yeats

Üniversiteye yeni başlamışım. Girdiğim bir derste o zamanlar sıradan bir akademisyen olan, bugün ise Barış Akademisyeni olan ve ihraç edilen hocam bana ve o gün o saatte sınıfta olan herkese “Dönemin ilk dersine başlıyoruz. Dönem boyunca sizlere bir şeyler anlatacağım ve sizlerde bu anlattıklarımı düşüneceksiniz. Sonrada düşündüklerinizi ve aklınızda yer edinen şeyleri araştıracak okuyacak ve yeni şeyler öğreneceksiniz. Öğrendiğiniz yeni şeyler artacak ve düşünmeye devam edeceksiniz. Kötü sona geliyorum öğrencilerim. Düşündükçe ve öğrendikçe çok mutsuz olacaksınız. Hazır mısınız?” demişti. Şu hayatta düşünmek ve düşünmenin doğal bir sonucu olan öğrenme olgusu kadar beni mutsuz eden başka bir şey yoktur.

Düşünüyorum ve kendime soruyorum: “Savaş esnasında insan öldürdüğümüz için kahraman oluyor ve ödüllendiriliyoruz da sıradan bir anda ve zamanda birini veya birilerini öldürdüğümüzde neden cezalandırılıyoruz?”; düşünme eylemine girdim ve bu soruyu kendime sordum. Sonra neler mi oluyor. Sorular artıyor. Nasıl mı? Ardından gelen şu soru ile “Savaş nedir? Savaş ihtiyacı nereden doğmuştur?...”

Yeni sorular ve onu doğuran yeni bir soru daha hem de hiç durmadan. Sorular artıkça düşünüp bu sorulara cevap aramak zorunda kalıyorsunuz. Güzel tarafı bol bol araştırıyor ve okuyorsunuz doğal olarak öğreniyorsunuz. Öğrendikçe “Dünya” denen yerin ne kadar basit bir yer olduğunu anlıyorsunuz. Bir grup insanın milyarlarca insanı nasıl yönettiğini anlıyor. Küçük bir sahil kasabasında kendi domatesini yetiştirip yaşamanın aslında saçma bir fikir olmadığını düşünmeye başlıyorsunuz.

Ama bazen de zor olanı seçebiliyorsun. Tıpkı Spartacus’ün seçtiği gibi, Ernesto Che Guevara’nın gerilla mücadelesi gibi, Ağrı Dağı’nda Kürdistan Bayrağı’nın altında İhsan Nuri önderliğinde girişilen isyan gibi. Düşünenlere ve direnenlere selam olsun…

Got error 28 from storage engine