İnsan Hakları

LGBTİ’ler OHAL sürecinden nasıl etkileniyor?

Çarşamba, 22 Mart 2017

Bu soruyu farklı toplumsal kesimlerden LGBTİ politikası yapan kişilere sorduk…

Ayşe Panuş: Eğitim-Sen İstanbul 3 Nolu Şube LGBTİ Komisyonu: Tek’e karşı gökkuşağı!

“Kurtuluş gökkuşağında,  tek’e karşı gökkuşağının yanında”

15 Temmuz 2016 darbe girişimi var olan homofobi ve transfobiyi LGBTİ kamu çalışanları açısından hortlatmış, darbe girişimin öncesinde olduğu gibi sendikalı LGBTİ çalışanları milliyetçi, dinsel, muhafazakar ve militarist bir şiddet ortamında kendilerini bulmuşlardır.

Bu süreçte her ne kadar LGBTİ hareketi örgütlü biçimde direnmeye devam etse de, var olan ortam işyerlerinde ve sendikalarda az da olsa açılan gediklerin, sızmaların daha çok kapanmasına neden olmuştur. LGBTİ kamu çalışanlarına basın yoluyla yapılan tehditler, hedef göstermeler sendikalar tarafından neredeyse görmezden gelinmiş ve sendikalara sorulan sorularda ise sendika yöneticilerinin verdiği yanıt ise “Bizde LGBTİ yok” olmuştur.  Milliyetçi, muhafazakar, militarist şiddet ortamının muhafazakar kısmından çok etkilenen sendika bu anlamda LGBTİ kamu çalışanlarını hem politik olarak hem de sosyal haklar açısından yalnız bırakmıştır. Örgütlü biçimde yalnız bırakılan LGBTİ kamu emekçileri iş yerlerinde zaten kapalı olarak çalışmaya zorlanıyorken bütün bunlardan sonra çok daha tedirgin bir ruh haline sürüklenmiştir.

OHAL ilanından sonra milliyetçi muhafazakar militarist ve erkek şiddeti gittikçe tırmanmış ve tırmandırılmış ve hükümet uygulamaları da zaten bu sürüklenmeye açık olduğu için, OHAL’den KHK’larla yapılan ihraç ve açığa almalar zaten sendika içinde de politik olarak görmezden gelinen LGBTİ kamu emekçilerinin daha sessiz olmalarına yol açmıştır.

Ancak bütün homofobi ve transfobiye rağmen açılan gedikler kapatılmaya çalışılsa da LGBTİ kamu emekçileri seslerini duyurmaya çalışmakta direnişten geri adım atmamaktadır. Milliyetçi, muhafazakar, militarist,  eril ve heteroseksist bir dayatmaya karsı sendikalar bunun karşısında olmalı ve LGBTİ politikasını bu düzlemde örmelidir, kurtuluş gökkuşağında, tek’e karşı gökkuşağının yanında.

Yalçın Koçak- Pembe Hayat Derneği avukatı: "OHAL sürecindeyiz, biz ne istersek öyle olacak"

20 Temmuz 2016 tarihinden itibaren ülkemizde devam eden ‘Olağanüstü Hal’ uygulamalarının toplumun birçok kesimine olduğu gibi LGBTİ’lere de olumsuz tesirinden söz etmek kaçınılmazdır. Genel anlamıyla ‘hukuk’ yerine güvenlik temelli ‘hukuksuzluğun’ ikame edildiği böylesi süreçlerde toplumsal olarak kabul görmeyen, ötekileştirilmiş, dezavantajlı grupların mağduriyetlerinin arttığını ifade etmek gerekiyor.

OHAL ile devreye sokulan ‘güvenlik konsepti’ ise özellikle trans seks işçileri açısından büyük güçlüklere sebep oluyor. Çalıştıkları caddelerin polis ablukasına alınması trans seks işçileri açısından evlerine kapatılma sonucunu doğuruyor. Ankara’da ‘rutin uygulama’ denilerek pek çok kez trans seks işçilerinin çalıştıkları caddeler polisler tarafından basıldı. Çalışmaları engelledi. Fiziki saldırı ve hakarete maruz bırakıldılar. Kolluk güçlerinin bu durum karşısında tek açıklaması ise ‘OHAL sürecindeyiz, biz ne istersek öyle olacak’ şeklinde oldu.

Bu ‘güvenlik konsepti’ genel olarak sokakları da güvensiz hale getiriyor. Cezasızlık teminatı verilmesi transfobik, bifobik, homofobik kişi ve çeteleri fiziki saldırı konusunda cesaretlendiriyor. Ülkenin her tarafında OHAL sürecinde fobik saldırılarının arttığını, saldırganların terörize edilmiş ortamdan faydalandıklarını, savunmalarını ‘OHAL, mili irade, devletin bütünlüğü, namus’ vb kavramlara dayandırdıklarını söylemek mümkün.

Yıldız Tar-KaosGL.org internet gazetesi editörü: LGBTİ meselesi lüks mü?

Her hafta yeni bir kanun hükmünde kararname bekler olduk. Acaba bu sefer hangi dernek ya da basın kuruluşunun faaliyetleri durdurulacak? Kimler gözaltına alınacak? Gözaltı kaç hafta sürecek? Sorular ve endişeler çok.

OHAL’de de hep “büyük” hikayeler, “önemli kişilerin” yaşadıkları anlatılıyor. Önemsiz görülen LGBTİ’lerin bu süreçten nasıl etkilendiğini LGBTİ örgütleri dışında kimse yazmıyor, anlatmıyor, çoğu zaman dinlemiyor bile. Kaos GL’nin 2016 Medya İzleme Raporu’na göre Temmuz 2016’dan itibaren basılı medyada LGBTİ haberlerinde inanılmaz bir düşüş var. Senenin son 6 ayında LGBTİ’ler neredeyse görünmez. Hedef gösteren haberler hariç! Temmuz ayında ana konusu LGBTİ’ler olan toplam haber sayısında dramatik bir düşüş yaşandı. Rapora göre bunun nedeni 15 Temmuz Darbe Girişimi ve ardından ilan edilen OHAL olarak yorumlanabilir. Darbe girişimi ve ardından yaşanan “büyük ve ulusal medyatik gelişmeler” içerisinde LGBTİ’ler kendisine yer bulamadı. Medyada görünürlük ilk 6 aya göre ciddi biçimde azaldı. Bunda çok sayıda basın organının kapatılması kadar, LGBTİ meselesinin artık hak savunucuları arasında “lüks” olarak görülmesi de var.

Temmuz ve Ağustos ayında iki üzücü haber LGBTİ toplumunu derinden etkiledi. Suriyeli eşcinsel mülteci Wisam Sankari ve trans kadın Hande Kader öldürüldü. LGBTİ’ler şiddete karşı sokağa çıktı. Darbe girişimin ardından yaşanan bu iki cinayette de henüz yasal bir süreç yok. Etkin soruşturma yürütülmedi, yürütülmüyor. Katiller sokakta.

Öte yandan KaosGL.org’a her gün bir başka şehirden hak ihlali haberi geliyor. İzmir Alsancak’ta bir süre seks işçisi trans kadınlar polis baskısından dolayı deyim yerindeyse evlerine hapsoldu. Sokaklarda polis kaynaklı şiddet artmış durumda. Ülkenin her yerinde trans kadınlar şiddet sarmalı içerisinde yaşamaya, OHAL’de hayatta kalmaya çalışıyor.

Bütün bu OHAL rejimi toplumun çoğunu olduğu gibi LGBTİ’leri de korku ve çaresizlik hislerine sürüklüyor. KaosGL.org yazarları arasında mahlasla yazma, fotoğrafını kaldırtma ve dahası siyasi içerikli yazılar yazmama eğilimi yükseldi. İnsanlar haklı olarak bir soruşturma sürecine girmek istemiyor. “Kolay lokma” olarak görüleceğini biliyor. Dahası bu coğrafyadaki herhangi bir eşcinsel ya da trans kolluk ile karşı karşıya geldiğinde başına gelebilecek cinsel istismar, taciz ve şiddeti yakından tanıyor.

Keskesor LGBTİ oluşumu Amed: Tüm kazanımlarımız elimizden alınmak isteniyor

KeSKeSoR Amed LGBTİ Oluşumu olarak kuruluşumuzdan bu yana ismimizde yer alan Diyarbakır yerine bir süredir Amed'i kullanmaya başladık. Bu kararımız 15 Temmuz sözde darbe girişimi sonrası başlatılan OHAL sürecinden daha öncesine dayanıyor. Temmuz 2015'te askıya alınan barış süreci ile başlayan çatışmalarla birlikte pek çok Kürt ilinde yaşanan kent kırımların bunda etkisi oldu. Özellikle, Suriçi ve Silvan ilçeleri ile Kaynartepe mahallesinde yaşatılanların acısı halen devam ediyor. Suriçi tüm tarihi ve kültürü yok edilerek yeniden inşa sürecine girdi. Gene Kürt illerindeki pek çok belediyeye atanan "kayyum"la yaşadığımız şehir olan Amed'in adı da belediyenin tabelasından kaldırıldı. Bu süreçte pek çok Kürt ilinde 90'lı yıllardaki koruculuk sisteminin benzeri, mahalleleri koruma kisvesi altında binlerce Kürt genci bekçi olarak istihdam(!) edildi. Kimlik ve hafızanın silinmesine yönelik yapılan çabalardan bir diğeri de Roboski anıtının polislerce yıkılmasıydı. KeSKeSoR olarak katliamın 2. yıl anmasında Roboski'de toplu vicdani ret açıklaması yapmıştık. Bir anıtın yıkılması elbette bu katliamı bize unutturmayacak, bilakis devletin Kürt politikasını zihnimize kazıyacak.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi OHAL süreciyle birlikte mevcut siyasi iktidara muhalif her kesim tehdit ve tecrit edilmeye başladı. Bu elbette LGBTİ aktivizmini de olumsuz etkilemektedir. Kabus hükmünde kararnamelerle kah dernekler kapatılıyor, kah birileri işinden ediliyor. Gelinen noktada tüm yoldaşlarımız ya açığa alınıyor ya da ihraç ediliyor. Eğitim, sağlık ve hukuk alanında ortak mücadele yürüttüğümüz pek çok kişi ve kurum çalışamaz ve üretemez hale getirilmek isteniyor. KeSKeSoR olarak daha önce kullandığımız pek çok kurumsal mekanı kullanamaz hale geldik. Açık alanda toplanma ve gösteri yasaklandığı için bir araya gelme koşullarımız ortadan kaldırılmış oluyor. Demokratik bir mücadele yürütmemize rağmen bu süreçte tüm benzer faaliyetler kriminalize edildiği için etkinliklerimizi bazı ticari mekanlarda kısıtlı bir sosyal çevreyle yürütebiliyoruz. Gerçi OHAL süreci öncesinde de duyurusunu yaptığımız kamusal faaliyetler sözde İslami STK'lar tarafından engelleniyor, baskı ve tehditlere maruz bırakılıyorduk. Bu süreçle birlikte bu baskılar normalize edilmektedir. İtiraz kapıları yargı yolunun tıkanmasıyla iyice kapanmaktadır. Tüm bu gelişmeleri yeni anayasa sürecinden ve özellikle başkanlık (cumhurbaşkanlığı) sisteminden ayrı düşünemeyiz. Kişisel bir mevzuya indirgenen bu sistem toplumu yeniden kurma iddiasında tüm kazanımlarımızı elimizden almak istemektedir. Dolayısıyla tüm demokratik toplum örgütleri, akademisyenler, kamu görevlileri ve basın emekçileri gibi biz de KeSKeSoR olarak bu vesileyle şu sloganı hatırlatıyoruz: "Seni başkan yaptırmayacağız!"

*Bu söyleşi ilk olarak KESK Kadın 8 Mart özel sayısında yayınlanmıştır.