Gökkuşağı Forumu

Mülteci bir eşcinsel: En ekonomik o olduğu için bir ay boyunca sadece ekmekle reçel yedim!

28 Mart 2017

İnsanın yaşadığı her yerde eşcinseller de var, eşcinsellik de var, dolayısıyla homofobi var, eşcinsellerin karşılaştığı sorunlar ve ayrımcılıklar da var. Yaşadığım şehir olan Denizli 1 milyonluk nüfusuyla orta halli bir yerleşim merkezi; sosyal olarak, ekonomik olarak. Belki bir sanayi şehri olduğu için, Türkiye'nin en büyük 8. ekonomisi olarak ortalamanın üstünde bir şehir de sayılabilir bilemeyeceğim.

Belki de ekonomisidir değişimlere ve gelişmelere sebep olan ama bazen insani, vicdani gelişimler ekonomiyle bağlantılı olamayabiliyor. Bir sürü çevresel faktörü olabilir tarihinden coğrafyasına, iklimine kadar. Eşcinsel hareket olarak nüfusa orantılı bir devinim vardı diyebiliriz önceki yılları göz önünde bulundurduğumuzda, belki de eşcinsel hareket de ben bildim bileli ortalamanın üstündeydi ne bileyim ama İranlı LGBTİ'lerin Denizli'ye yerleşimi konusunda uygun bir zemin varmış ki, İranlı LGBTİ mültecilerle bu hareket biraz daha hız kazanmış durumda. Hoşgörü seviyesi yüksek olan Denizli, en ötekilerle bu hoşgörüsünü test etti ve beni yanıltmadı.

Denizli'de eşcinsellik normal karşılanıyor; sadece Türkiye genelinin baskısı var üzerinde eşcinselliğe olan karşıtlıktan kaynaklanan. Burası kozmopolit bir şehir değil ama insanlar farklılıklarını ifade edebiliyorlar. İstisna homofobik olaylar olmuyor mu? Olmaz mı; çünkü iş sahasının genişliği daha muhafazakâr yerleşim birimlerinden şehre insan akımına sebep oluyor. Taşınan kültür de farklılıklara tepkisel durum arz edebiliyor. Çünkü Denizli ne kadar çok kozmopolit olmasa da, bir heterojenlik arz ediyor ve bunun hoşgörüsüz tarafları olabiliyor.

Şu bir gerçek; Denizli'de eşcinsel çocuklar aileleri tarafından cinsel yönelimleri yüzünden şiddete maruz kalmıyorlar, nefret cinayetine kurban edilmiyorlar. Daha önce de çok defa dile getirdiğim gibi konuyla sadece yüzleşilmiyor. Yüzleşilince de büyük ölçüde kabul ediliyor. Tek korku, el âlemin ne diyeceği korkusu yüzünden, eşcinsel çocuğu olan bir aile olarak anılmak istememek. Belki bu da yersiz bir şekilde sadece korkudan ibaret. Çünkü zaten insanlar, kimin ne olduğunu biliyor aslında. Bunun dile getirilmesi mi sorun yaratacak?

Denizli'deki uygun zeminin hız kazandırdığı eşcinsel hareket, kısa vadede eşcinsellerin sorunlarına fayda sağlayamasa da, uzun vadede fayda temellerini atabilir diye düşünüyorum. Çünkü özgür ortamın verdiği cesaret eşcinselleri bilinçlendirebilir diye düşünüyorum. Mülteci LGBTİ'ler sayesinde Denizli'deki eşcinsel yoğunlaşma, eşcinsellerin karşılaştığı sorunlara da dikkat çekilmesini sağladı; özellikle mültecilere kapıların kapanmasından dolayı. Oysa son duruma kadar İranlı LGBTİ mültecilerin yaşadıkları süre boyunca sosyo-ekonomik olarak karşılaştıkları sorunlar, iltica edecekleri ülkelerin kapılarını kendilerine kapatmasından daha önemli. Çünkü 4-5 yıl az zaman değil ve heba edilmesi insan yaşamının zaman diliminde önemli bir yer teşkil eder. Mülteci arkadaşlarımızın yaşadığı sıkıntılar sadece basının değil konuyla ilgili araştırmacı arkadaşların da dikkatini çekiyor. LGBTİ konusu üzerinde özellikle üniversitelerdeki araştırmacı öğrenci ve akademisyenler çalışma yapıyorlar. Mülteci LGBTİ'lerin çalışma hayatlarında karşılaştıkları sorunlar ve iş güvenliği son araştırmalardan biriydi...

Konu hakkında farkındalık yaratıcı çalışmalara aracılık etmek, yardımcı olmak manevi olarak çok haz verici bir şey ama insan duygusal tarafının bazen bir kenara bırakamıyor şahit oldukları karşısında. Dünkü buluşmamızda ben insan olduğumdan utandım mültecilerin karşılaştıkları sorunları dinledikçe. İnsan üzülür duygusal yapısından dolayı ama biraz samimi bir şekilde vicdanı varsa, yaşanılanlar karşısında insan utanıyor, yerin dibine giriyor resmen. Düşünebiliyor musunuz, memleketinde işveren olan bir kişi, mülteci konumundayken karın tokluğuna işçi bile olamıyor. Bir işveren mesela mülteci LGBTİ arkadaşımızı 2-3 gün çalıştırdıktan sonra, "Yarın gel bir kahvaltı yaparız, ödeşiriz." demiş. Bir yerde bir ay çalıştıktan sonra hiç parasını alamamış. 10-12 saatlik çalışma koşullarından dolayı tekstil tozunun etkisiyle astım rahatsızlığından hastaneye kaldırılmış ve de romatizmal ağrılar oluşmuş. En çok da insan yerine koyulmayıp çifte koşulan atlar gibi sürekli hadi hadi denmesiymiş. Bir yerde 4 ay çalışmış ama sabahın 8'inden gecenin 10-12'lerine kadar. Aldığı para sadece 600 lira. Kiralar 1000 liranın üzerinde apartlarda.

Bu arkadaşımız işsiz ve aşsız kaldığı dönemlerde, en ucuz ve karın doyurucu olduğu için bir ay boyunca sadece reçel ve ekmeğe talim etmiş.

İşte bu noktada çok utanıyorum. İnsanlar vicdansız olabilir. Değiştiremem onları ama ben bir şey yapamıyorum. 10'larca, yüzlerce arkadaşımıza ben nasıl yetebilirim..? Konuyla ilgili bir plan proje olsa da ben başkalarının yapacağının bin mislisi katkı sağlasam. Elimden gelen bireysel seviyede oluyor ne yazık ki. Bireylerin ezilmelerinin arkasında eşcinsellikleriyle birlikte yabancı olmaları da bir o kadar önemli. Hatta yabancıysan cinsel kimliğin bilinmeden bile, bir eşcinsel kadar ötekileştirilebiliyorsun, zor şartlarda yaşamak zorunda kalabiliyorsun adaletsiz uygulamalardan dolayı. Mülteci LGBTİ'lere ve LGBTİ olmayan mültecilere ayrımcılıklar ve zorluklar sadece çalışma hayatında değil, hayatın her biriminde devreye girebiliyor. Onlara karşı fırsatçılıklar yapılabiliyor, iyi niyetleri suistimal edilebiliyor. Bütün bu ayrımcılıkların arkasında tabii yabancı olmaları birinci faktör. Nasıl olsa yabancı, hiçbir şey yapamaz diye düşünülüyor. Vicdanlar devre dışı zaten.

Dünkü buluşmalarımızdan beni en çok etkileyen olaylardan birisi de hasretti. Mülteciler kötü yaşam koşullarından dolayı yola çıkmış insanlar ama geride bıraktıkları var bir de; aileleri, geçmişleri, alıştıkları kültürler, alıştıkları kültürün kolaylıkları... Soruyorum yaşadıkları sıkıntılara istinaden; "Keşke çıkmasaydık bu yola dediğiniz oluyor mu?". Hayır diyorlar. Çünkü bile bile çıkmışlar yola. Türkiye'yi beklediklerinden daha düşük buluyorlar demokrasi olarak. Daha muhafazakâr buluyorlar. "Muhafazakârlık nedir?" diye soruyorum. Türban mı, insan haklarının olmaması mı? Yoksa bizim kafamızın içinde taşıdığımız içselleştirilmiş bir tutuculuk mu? Biz baskıya tepki gösterdik de karşı taraf gene mi baskı yaptı? Paragrafın başında hasretten bahsetmiştim beni çok etkileyen. Evet, geride bıraktıkları var bu arkadaşlarımızın. Özlediği aileleri var; anneleri, çocukları ve akıllarına geldikçe gözyaşı döktükleri. Öğrendiklerim karşısında çok üzülüyorum ama insan daha bir hassas, daha bir vicdanlı oluyor, haksızlıklara karşı daha bir mücadeleci oluyor, daha bir birebir faaliyetler içinde bulunabiliyor haksızlıklara karşı.

Got error 28 from storage engine