Gökkuşağı Forumu

"Sırrını surlarına fısıldayan şehir: Diyarbakır"

Pazartesi, 10 Nisan 2017

Diyarbakır'a gelince insanı önce inşaatlar arasında kalmış sokaklarıyla dev binalar ve yol kenarlarına sıkışmış gecekondular karşılar. Bu kimliksiz kenti ardımızda bırakıp Dicle nehri kıyısındaki Sur'a geldiğimizde kadim şehir Diyar-ı bekir'i görürüz. Daracık küçeleri arasında var olma savaşı veren evleri ve insanlarıyla, şehrin tarihi ve kültürel yapıları Diyarbakır'a kimliğini kazandıran Suriçi bölgesindedir. Burada doğan ve özlerinden kopmayan Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan "tespih taneleri" kitabında 1950'li yıllardaki Suriçi'ni şöyle anlatır:

"Evimizde anadilimiz dediğimiz Ermenice'nin dışında ayrıca Zazaca,Kürtçe ve Türkçe konuşulurdu. Yani ailecek çok dilliydik. Biz çocuklar anamın babamın konuştuğu Zazaca'yı veya Kürtçe'yi pek anlamıyorduk. Rahatça konuştuğumuz dil okulda öğrendiğimiz, sokakta sık sık duyduğumuz Türkçeydi. Türkçe'nin yanı sıra bir de evde büyük anamın annemle konuşurken sık sık kullandığı bir Ermenice vardı"

Uzun yıllar Kürt, Türk, Ermeni, Zaza, Süryani ve Yahudi halklarına ev sahipliği yapan sur içi; 1990 yılının temel olgularından biri olan ve "zorunlu göç" olarak adlandırılan Güneydoğu’daki nüfus değişiminden etkilenmiş ve göç eden kesimin tercih ettiği kent merkezlerinden biri olmuştur.

2009’da TOKİ aracılığıyla başlatılan ve istenilen biçimde gerçekleştirilemeyen kentsel dönüşüm projesinden sonra Temmuz 2015’e gelindiğinde devlet ile PKK arasındaki görüşme sürecinin bitmesiyle savaş yeniden başlamış ve Sur’da özyönetim ilan edilmişti. Bunu takip eden süreçte başlayan tutuklamalar ve abluka süreciyle beraber kentsel dönüşüm projeleri tekrar gündeme geldi. Aylar süren şiddetli çatışmalarda tarihi evler, kilise, cami, hamam ve hanlardan geriye enkazları dahi bırakılmazken binlerce insan da evlerinden edildi. Mekânsal yapısı da mahalleli için müşterek bir hayatı mecbur kılan sur da, abluka sonrasında gerçekleştirilen yerinden etme politikalarıyla beraber sadece bölgedeki örgütlü mücadeleyi ortadan kaldırmak değil, Suriçi'ni Kürtlerden "temizleyerek" sermaye sınıfının hizmetine sunmak da amaçlanıyor.

Ülke tarihinde başta Ermeni ve Rum halkları olmak üzere azınlıklara yönelik uygulanan yerinden etme ve mülksüzleştirme politikası şimdi bir kez daha Suriçi'nde Kürt halkına yapılmakta. Kentsel dönüşüm uygulamasıyla sadece Sur'un fiziki yapısının değiştirilmesi öngörülmüyor. Aynı zamanda kültürel demografinin de değiştirilmesi amaçlanıyor ki bu da ciddi bir tehlike arz etmekte. Binlerce yıl kesintisiz bir yaşam merkezi olan Sur’un yüzde 60’ı zorla kamulaştırılmış ve hak sahiplerinin söz sahibi olmadığı "Sur projesi" geçtiğimiz günlerde başlamıştır. “Sur'u Toledo yapacağız” diyen hükümetin derdi Sur’da insanların yaşayabileceği alanlar yaratmak değil, bölgeyi insansızlaştırarak tecrit edilmiş bir alan haline getirmek. Bugün belki 1938'deki gibi olaylar yaşamıyoruz. Ama sürgün halen devam ediyor. Ve bu hem fiziki hem kültürel anlamda yapılıyor. Bizler günlük yaşantımızda da bunu defaatle yaşıyoruz

Dünya Kültür Mirası Listesi`ne kabul edilen surları ve Hevsel Bahçeleri ile ayrılmaz bir bütünün parçası olan Diyarbakır'ı korumak bizlerin elinde.

"1915’te Sur kalmış, içindeki insanlar kalmamıştı. Bu defa hem üzerindeki insanlar, hem de onları barındıran Sur’un kendisi kalmıyor."

Got error 28 from storage engine