Yaşam / Siyaset

Basel’de ‘Türkiye’de LGBTİ Mücadelesi’ paneli yapıldı

25 Nisan 2017
Haber: Kaos GL

Pembe Hayat ve Kaos GL’den LGBTİ hak savunucuları Basel Üniversitesi’nde Türkiye’deki LGBTİ mücadelesini anlattı.

İsviçre Basel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nün ev sahipliğinde Türkiye’de LGBTİ mücadelesi ve referandum tartışıldı. 20 Nisan Perşembe günü üniversitede yapılan paneli Prof. Bilgin Ayata modere etti. Panelde Pembe Hayat LGBTİ Dayanışa Derneği’nden Buse Kılıçkaya ve Kaos GL Derneği’nden Umut Güner ile Yıldız Tar konuştu.

“Anayasa tartışması yeni değil”

KaosGL.org internet gazetesi editörü Yıldız Tar referandum sürecini, sonuçlarını, son iki yıldır ülkedeki siyasi atmosferin LGBTİ’leri nasıl etkilediğini değerlendirdi. Referandumdaki şaibe şüphesinin çok ciddi bir mesele olduğunu söyleyen Tar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) LGBTİ’lere karşı nefret söylemini körüklediğini belirtti:

“Türkiye’de yeni bir anayasa yapılması gerektiğine ve bu anayasanın nasıl olacağına ilişkin tartışmalar yıllardır sürüyor. LGBTİ hareketi de 2000’lerin başından beri anayasa tartışmalarında görüşlerini sunuyor, tartışmaların parçası olmaya çalışıyordu. Temel görüş açıktı: Anayasanın eşitlik ilkesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibarelerinin eklenmesi ve ayrımcılığa karşı korunma.

“LGBTİ hakları için demokrasi!”

“Ancak özellikle iktidar partisi ve anayasa kampanyasında müttefiki olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) bu talebi ya görmezden geliyor, ya da reddediyor. Hatta öyle ki bu tartışmalar bir dönem anayasa tartışmalarının bloke olmasına sebep oldu ve bu homofobik ve transfobik tutumlarını çok açıktan, meclis kürsüsünden ifade ettiler. LGBTİ hakları ancak, asgari demokrasinin geliştiği insan haklarının sağlandığı bir ülkede karşılık bulabilir. Haliyle LGBTİ’lerin talepleri esasında asgari demokrasi talebi.”

“Tahakküme karşı dayanışarak mücadele”

Ardından söz alan Umut Güner, 90’ların sonu ve 2000’lerde LGBTİ mücadelesinin hangi eksende geliştiğini ve taleplerini detaylandırdı. “İnsanın insana ve doğaya tahakkümünün sona erdiği bir dünya için mücadele ediyoruz” diyen Güner, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan olmadan önce “Eşcinsellerin de yasalar çerçevesinde hakları olmalı” sözlerini hatırlattı:

“LGBTİ hareketinin taleplerinin dar anlamda mevcut siyasetin alanına taşınması ve doğrudan siyasetin konusu haline gelmesine başlaması süreci sanırım Türk Ceza Kanunu tasarısı sırasında oldu. TCK Kadın Platformu’nun yoğun çabalarıyla 2000’lerin başında, eşcinsel, biseksüel ve translar taleplerini Meclis çatısı altında dile getirme imkânı bulmuştu.

“Sonrasında, özellikle Kürt Özgürlük Hareketi geleneğinden gelen DEHAP’ın kurulma aşamasında eşcinsellere yönelik ayrımcılığın önlenmesinin parti programına alınmasıyla LGBTİ’lerin parlamenter siyasetle “macerası” başlamış oldu. 2002 yılında şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bir televizyon programında eşcinsel haklarına ilişkin olarak kendisine yöneltilen soruya, “Eşcinsellerin de, kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde, yasal güvence altına alınması şart. Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insanî bulmuyoruz” yanıtını vermişti.”

Nasıl örgütlendik, bir araya geldik?

Pembe Hayat LGBTİ Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, trans hakları savunucusu ve sanatçı Buse Kılıçkaya; ülkedeki transların örgütlenmelerini, sokak sokak, mahalle mahalle her türlü ihlale karşı bir araya gelmelerini anlattı. Transların ilk örgütlenme deneyimleri ve Eryaman’da çetelere karşı yürütülen mücadele sürecini anlatan Kılıçkaya, Pembe Hayat’ın kuruluş sürecinden ve translara yönelik hukuki danışmanlık hizmetlerinden de bahsetti. Derneğin kuruluş aşamasında transların haklarını kullanmaları önündeki en büyük engellerden birinin transların özgüvenlerinin heteroseksizm tarafından gasp edilmesi olduğunun altını çizdi:

“Transların en acil sorunlarının hareketin genelinden farklı alanlarda gerçekleşiyor olması bizim ayrı örgütlenme ihtiyacımızı doğurdu. Hareket içinde bu tartışma devam ederken de diğer yandan da Eryaman bölgesinde trans kadınlara yönelik çete baskıları çok fazla arttığı bir döneme denk geldi. Eryaman bölgesindeki translar göç etmek zorunda bırakılıyordu. Her gün bir transın gasp edildiğini, şiddete uğradığını görüyorduk. Sürekli şikayet ediyor ancak sonuç alamıyorduk.

“Pembe Hayat Derneği trans seks işçisi kadınların örgütlendiği bir yapı iken şunu fark ettik: Biz hak temelli örgütlere, trans seks işçilerinin “insan”, “kadın”, “seks işçiliğinin de emek” olduğunu sendikalara, insan hakları örgütlerine ve kadın hakları örgütlerine anlatmak zorunda olduğumuzu fark ettik. Eryaman olaylarına dikkat çekmek kadınlarla birlikte mumlu eylemleri örgütlemeye başladık. Alternatif basının sahiplenmesi ile birlikte ve mumlu eylemlerin kitleselleşmesiyle birlikte savcılık harekete geçirdi. Eryaman sanıkları tutuklandı. Eryaman mahkemesinde failler yargılandı. Bu alandan cesaretle translara hukuki destek veriyoruz.

“Gözaltı trans seks işçilerinin gündelik hayatının parçası haline geldi”

“Pembe Hayat Derneğinin transların görünürlüğünü arttırmak amacıyla, 3 Mart Dünya Seks İşçiliği Günü, 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları anma günü etkinlikleri, Dilek İnce Giysi Bankası ve Kuir Festival düzenliyoruz.

“En temelde gündüz sokağa çıkamayan, çırılçıplak soyunup Mamak Çöplüğüne atılan translar, polisin işkence ve kötü muamelesine karşı haklarını arayamadığı için sistematik olarak sürekli işkenceye maruz kalan transları güçlendirmeye çalıştık. Bugün sadece Ankara’da değil Türkiye’nin birçok yerinden trans kadınlara destek vermeye çalışıyoruz. Kabahatler Kanunu ile seks işçilerinin cezalandırılması sadece bir cezalandırma değil! Gözaltı trans seks işçisi kadınların günlük yaşamlarının bir parçası oluyor. Polis keyfi şekilde seks işçilerini gözaltına alıp, arabayla gezdirip, trans kadınları taciz edip sonrasında bırakabiliyor. Ve bu alıkoymaya ilişkin hiçbir yasal düzenleme yapmıyor.”