Gökkuşağı Forumu

Standart

16 Mayıs 2017

Evin kapısı açılıyor, dışarı giriyor içeriye, içeri çıkıyor dışarıya. Nöbet değişimi…

Saat daha çok erken be yalnızlık. Çöksün hele etrafa karanlık. Sessizlikte katılsın aramıza. Sen, ben ve karanlık kalalım biz bize. Sessizlik garibim benim ne yapsın o da oturur bir köşede, zamanının gelmesini bekler. Zaten müneccim olmaya gerek yok, olacakları hepimiz biliyoruz. Önce güneş gelir alır aramızdan karanlığı, sonra mahallenin horozu patlatır boğazını ve sessizlik kaçar aramızdan. Yine kalırız sen ve ben. Yatağım, “oğlum gel yat” diyor. Onunla konuşuyoruz bir süre. Evin kapısı açılıyor. Dışarı giriyor içeriye, içeri çıkıyor dışarıya. Nöbet değişimi. Her gün aynı şeyler. Dışarıdan bana doğru sönmüş sokak lambası geliyor. Lamba ile konuşuyorum. Öteki gelenlerle konuşuyorum. Bir görsen ne dertliler, neler görmüş, nelere tanıklık etmişler. Ben sadece onları dinliyorum. Onların anlattıkları, benim anladığım kadarıyla içerdekilere katılıp çıkıyorum dışarıya.

Kafamızın içinde yaşıyoruz aslında bakacak olursanız. Kafamın içinde bunları yaşayarak sabah sekizde kalktım yataktan zor bela, gözlerimi açamıyorum neredeyse. Neyse ki yüz yıkama âdetimiz var insanlık âlemi olarak.  Her zamanki gibi kahvaltı yapmadan evden çıktım. Kendi kişiselliğim ile baktığımda şu hayata “ot” olmak istemişimdir. Yeşil olan ottan bahsetmiyorum. Boş olan, boşluğunda kaybolan. Sonsuz gibi görünen ama içinde hiçbir şey barındırmayan ottan bahsediyorum. Ne bilim işte böyle “şey”ler.

Yola koyuldum. Beni bekleyen otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Durak ile göz göze geldik. Selam verdim. Hal hatır falan. Durağın karşısında, yolun kenarında olan boyu benden uzun ama yaşı benden küçük turunç ağacına yaslandım. Beni boktan okuluma götürecek mavi şimşeği bekliyordum. Geldi mavi şimşek, “müşterin çok maşallah” dedim ve oturdum son kalan pencere kenarındaki tekli koltuğa.

                                                   Eser: Raphaëlle Martin

Dedim ya kafamızın içinde yaşıyoruz. Bunlar hep kafamın içinde olanlar. Birde yol ayrımlarımız var şu hayatta. Mavi şimşek bir sonraki durakta yavaşladı ve durdu. Binmesin mi mavi şimşeğe sırtında çantası, elinde poşeti, omzunda bilgisayar çantasının içinde duran bilgisayarıyla güzeller güzeli bir kadın. Birde gelip yanı başımda dikilmesin mi öylece. Acaba kafasının içindeki sesler ona “merak etme bu çocuk haline acır sana yer verir” diye mi düşündürttü bilmem ama öylece bekliyordu yanı başımda. Tabi ki içimden. Önce “yardım edebilir miyim” dedikten sonra “isterseniz bilgisayar çantası ile poşeti alabilirim” dedim. Ve biz o güzel kadınla tanıştık böylece. Yemekler yedik, sinemalara gittik, sabahlara kadar seviştik. Gerçek hayatta bunlar pek mümkün değilmiş gibi duruyor. En azından benim durduğum yerden görünenler bana bunları düşündürüyor. Ben de o yüzden kafamın içinde yaşıyorum tüm hayatımı. Aslında herkes aynı kafalarda. “Anlıyorum onları çok ağır bu sularda yüzmek” deyip kendimi bir yere konumlandırmak niyetinde değilim. Hayat; içinde yaşayanlar ve onların yaşadıklarının etrafında yaşananlar ile kocaman bir sahne. Üzücü olan ise bu kocaman sahnenin içinde sanatın olmaması. Yol ayrımlarımız var demiştim ya. Kafamın içinde söylediklerimi söyleyebilseydim ve kabul etseydi beni etkisine alan o güzel kadın... İşte o zaman daha farklı olurdu belki de her şey. Okula giden mavi şimşek başka bir yolda gidecek ve bambaşka bir hayata merhaba diyecektim belki de hiç hesapta olmayan bir anda.

Belkiler...

Hocanın dediği gibi “ya tutarsa” demeli belki de bazen.