İnsan Hakları / Mülteci

Trans mülteciyi sınırdışı etme inadı sürüyor!

Perşembe, 8 Haziran 2017

Denizli İdare Mahkemesi; trans kadın mültecinin “kayıtdışı çalışarak” ülkesine döndüğünde yaşayacakların “rizikosunu kabul ettiğine” karar verdi. Avukatlar kararı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

18 Nisan akşamı çalışma izni olmadan çalıştıkları iddiasıyla Denizli’de polisler tarafından gözaltına alınan biri trans kadın İranlı iki mülteci, kendilerine ya da avukatlarına iletilmiş sınır dışı kararı olmamasına rağmen sınır dışı edilmeye çalışıldı. Hem avukatların hem İranlı LGBTİ mültecilerin hem de mülteci hakları alanında çalışan aktivist ve örgütlerin mücadelesi sayesinde 21 Nisan’da planlanan sınır dışı gerçekleşmedi.

Sınır dışına ilişkin Av. Tezcan Çakmak, Av. Hayriye Kara, Av. Rıza Yalçın Koçak ve Av. Levent Pişkin, trans mülteci adına 20 Nisan’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) tedbir talepli başvuruda bulundu. AİHM, başvuruyla ilgili 21 Nisan’da başvurucu hakkında sınır dışı kararı varsa gönderilmesini ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuru yapılmışsa ona ilişkin evrakların gönderilmesini istedi ve bu belgeler ulaştıktan sonra başvurunun değerlendirilmesine karar verdi.

AYM sınırdışını durdurmuştu

Trans mültecinin avukatı Gamze Saymak ise 21 Nisan’da AYM’ye tedbir talepli başvuruda bulundu. AYM, “başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunup bulunmadığının değerlendirilebilmesi için bilgi ve belgelere ihtiyaç duyulduğunu, bununla birlikte araştırma sürecinde sınır dışı işleminin gerçekleşmesi halinde telafisi imkansız sonuçların ortaya çıkabileceği gerekçesiyle, trans mültecinin İran'a sınır dışı edilmesi işleminin geçici olarak durdurulmasına” karar verdi.

İdare Mahkemesi’ne dava açıldı

Öte yandan, Av. Gamze Saymak’ın sınırdışı kararının iptal edilmesine ilişkin Denizli Valiliği’ne açtığı dava sonuçlandı. Saymak, sınırdışı edilmek istenen mültecinin dini inancı bulunmadığı ve trans olduğu için geri gönderilmesi durumunda İran’da hayati tehlikesi bulunduğunu belirterek Valiliğin sınırdışı kararının iptal edilmesini talep etti. Yasa gereği sınırdışı kararı verilemeyeceğini de belirten Saymak müvekkilinin Türkiye’de herhangi bir suça karışmadığını, hakkında sadece polis tutanağı ile işlem yapıldığını vurguladı.

İdare Mahkemesi’nden ayrımcı karar!

Denizli İdare Mahkemesi, davayı reddetti. Avukatlar kararı 30 Mayıs’ta UYAP sistemine yüklendiğinde öğrendi. Aynı gün karar kendilerine tebliğ edildi. İdare Mahkemesi red kararını şöyle gerekçelendirdi:

Sığınmacı statüsünde bulunan davacının bulunduğu ülkenin kurallarına riayet etme zorunluluğunun olduğu, davacının kendi eylemleri ile sınırdışı edilme işleminin tesisi edilmesine neden olduğu, davacının gideceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağını bildiği halde bulunduğu ülkenin kurallarına uymayarak bunun rizikosunu üstlendiği, kaldı ki davacının din ve cinsiyet değiştirdiği ve LGBT birey olduğunu iddia etme ihtimalinin tek başına sınırdışı edilmesine engel olduğunun kabul edilemeyeceği, davacının sınır dışı edilmemek için din ve cinsiyet değiştirdiğini ve LGBT birey olduğunu iddia etme ihtimalinin de bulunduğu, din ve cinsiyet değiştirdiğini ve LGBT birey olduğunu iddia eden herkesin sınır dışı edilemeyeceğine karar verilmesi halinde bunun kötüye kullanılabileceği, kaldı ki davacı hakkında İran’da açılmış bir soruşturma ya da verilmiş bir karar olduğu yönünde dosyada somut bilgi ve belge de olmadığı, bu nedenlerle davacının sınırdışı edilmesine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

İdare Mahkemesi’nin kararı AYM’ye taşındı

Kaos GL Mülteci Çalışmaları Koordinatörü Av. Hayriye Kara ve Av. Gamze Saymak İdare Mahkemesi’nin bu kararına karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Avukatlar başvuru dilekçesinde Türkiye’deki göç yasa ve mevzuatlarını hatırlatarak, müvekkillerinin uluslararası koruma başvurusunun henüz değerlendirilmediğini, idarenin ise müvekkillerinin “hakkında sınırdışı etme kararı alınamayacaklar” arasında olup olmadığını ve müvekkilin sınırdışı edilmesi halinde 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin “geri göndermeme ilkesi”nin ihlal edilip edilmeyeceğini araştırmadığını belirtti:

“İdarenin gerekli araştırmayı yaptığına dair bir iddiası da bulunmamaktadır. Ayrıca çalışma izni olmadan masöz olarak asgari ücret ile çalışmanın “kamu düzeni veya kamu sağlığı ya da kamu güvenliği” nden hangisine karşı “tehdit” oluşturduğu ve bu tehdidin ne olduğu idare tarafından ortaya konulmadığı gibi Denizli İdare Mahkemesi de bu hususu araştırma gereği duymamıştır.”

Avukatlar, “yabancının gönderileceği ülkede kötü muameleye maruz kalacağının iddia edilmesi durumunda idari ve yargısal makamların söz konusu iddiaları titizlikle araştırması gerekmektedir” dedi.

Çeşitli araştırmaları hatırlatan avukatlar dilekçelerinde İranlı trans kadınların güvenlik güçleri tarafından hedef alınabilmesi ve mağdur edilebilme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtti.

“İdare Mahkemesi’nin kararı hukuka aykırı!”

Denizli İdare Mahkemesi’nin, müvekkilin iddialarının doğruluğunu titizlikle araştırmadığını, müvekkilin yalan söyleme “ihtimali” üzerinden müvekkil hakkında verilen sınırdışı kararının hukuka uygun olduğuna hükmettiğini hatırlatarak, mahkemenin kararını eleştirdi:

“Denizli İdare Mahkemesi’ne göre müvekkil sınırdışı edileceği ülkede insanlık dışı ve onur kıracı muameleye maruz kalacağını bildiği halde, çalışma izni olmadan çalıştığı için bunun rizikosunu üstlenmiştir. Yani anılan kararın gerekçesine bakıldığında, müvekkilin sınırdışı edilmesi durumunda insanlık dışı muameleye maruz kalacağı tespit edilseydi bile, bunun bir önemi olmayacak, Denizli İdare Mahkemesi’ne göre sorumluluk çalışma izni olmadan çalıştığı için müvekkile ait olacaktı.”

Kararın hem kanuna hem Anayasa’ya hem de Türkiye’nin taraf olduğu 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu vurgulayan avukatlar şöyle devam etti:

“Mevcut durumda Türkiye’de bulunan mültecilerin neredeyse tamamı çalışma izni olmadan çalışmak durumunda kalmaktadır. Çalışma izni konusunda mevzuatta yapılan değişikliklerle iznin alınması kolaylaştırılmışsa da mevzuattaki düzenleme tek başına yeterli değildir. Devletin, mültecilerin çalışma hakkına etkin bir şekilde erişimi için birtakım çalışmalar yapması gerekmektedir. Bu kapsamda hem mültecilerin hem de işverenlerin bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Mültecilerin kayıt dışı çalışması sorunu kısa vadede çözülecek bir durum değildir. Türkiye’nin mevcut koşulları göz önünde bulundurulmadan, izinsiz çalışan her mülteci hakkında sınırdışı kararı verilmesi ve bu durumun hiçbir gerekçe gösterilmeden 656 Sayılı KHK kapsamına sokulması, idarenin keyfi olarak Türkiye’de bulunan mülteciler hakkında sınırdışı kararı verebilmesi anlamına gelmektedir. Denizli İdare Mahkemesi’nin kararı da bunu destekler niteliktedir.”

Avukatlar, trans mülteci hakkında daha önce alınan sınırdışı kararının durdurulmasına ilişkin tedbirin devam etmesini ve Denizli İdare Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasını talep etti.