Yaşam / Dünyadan

Birleşik Krallık’ta muhafazakâr ve özgürlükçü eşcinsel ittifakının sonu

13 Haziran 2017

Muhafazakâr eşcinsellerle, özgürlükçü eşcinsellerin ittifakının sonuna gelindi. En azından Birleşik Krallık’ta durum böyle.

Yaklaşık beş senedir Birleşik Krallık’ın İngiltere bölümünde yaşıyorum ve bu sure içerisinde biri AB’den ayrılmanın oylandığı Brexit referandumu olmak üzere üç secime denk geldim. Son genel secimin sonuçları gecen hafta açıklandı. Sonuçları açıklandı diyorum çünkü burada oy posta aracılığıyla da kullanılabildiğinden belirli bir sure devam ediyor.  Üç şekilde oy kullanabiliyor; posta ile oy kullanma hakkı olan bir yakınınızı vekil tayin ederek: vekil aracılığıyla ve son olarak da bizzat sandığa giderek. Sandıkta oy verme seçim surecinin son günü gerçekleşiyor. Bana ilginç gelen sandıkta oy kullanma işleminin kiliselerde gerçekleşiyor olmasıydı. Bizde camilerde oy kullanıldığını düşünmek bile istemem.

Seçim çalışmaları gürültülü değildi. Daha çok televizyon programlarında parti temsilcisi ve liderlerin karşılıklı tartışmaları; evlere postalanan parti broşürleri; ve de kapı kapı dolaşıp yüz yüze propaganda şeklindeydi. En azından benim yaşadığım Devon eyaletinde durum böyleydi.

Oy kullanmayan ve çoğunluğunu gençlerin oluştuğu söylenen önemli bir nüfusun da mevcut olduğu sıkça gündeme getiriliyor. Bu nedenle oy kullanmaya teşvik secim öncesi kampanyalardan biriydi. Mesela Osmanlı hanedanına mensup prenslerden ancak su an bir İngiliz stand-up komedyeni olan Naz Osmanoğlu da oy vermeye teşvik konusunda kısa bir video yaptı BBC desteği ile.

Gelelim, Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği (CYCK) meselesine, seçim öncesi hemen her parti LGBTİ+’lere dair politik vaatlerine yer vermişti. Her ne kadar ILGA sıralamasına göre CYCK insan hakları konusunda üçüncü sırada yer alsa da sorunlar çok.  Cinsiyet tanıma rejimi, nefret suçları, kan bağışı konusunda kısıtlamalar, özellikle okul çağındaki LGBTİ+ çocukların maruz kaldığı dışlanma ve zorbalık diye Türkçeye çevrilen “bullying” bazı partilerin manifestolarında yer bulan konulardan. Manifestolara bakıldığında; İsçi partisi, Yeşiller ve Liberal Demokratların dil olarak açıkça LGBTİ+’i kullanırken, muhafazakâr partinin manifestosunda bir kere bile LGBTİ geçmiyor. Sadece nefret suçları bölümünde cinsel yönelim ve transları hedef alan suçlarla mücadele edeceklerinden bahsediyorlar. Buna rağmen Muhafazakâr Parti, İsçi partisi ile eşit sayıda 19 açık eşcinsel milletvekiline sahip oldu. Toplamda 45 açık eşcinsel milletvekilinin seçildiği seçimlerde partilere göre dağılım şu şekilde: 19 İşçi partisi, 7 İskoç Ulusal Partisi, 19 Muhafazakâr parti.

Bu 45 vekil LGBTİ+ politikasını nereye götürür tartışmasını İskoç Muhafazakârları lideri ve açık lezbiyen olan Ruth Davidson’in politik tutumuna biraz göz atarak sürdürebiliriz. Ruth Davidson bir İskoç ancak alışılmışın tersine muhafazakâr bir İskoç ve ayni zamanda açık lezbiyen ve İrlanda’lı kız arkadaşı ile evlilik arifesinde. Ruth Davidson’i enteresan kılan son 2017 seçimlerinde muhafazakâr partiye İskoçya’dan kazandırdığı oy artışı. Bu nedenle muhafazakârlar tarafından Davidson seçimin kahramanı olarak ilan edildi. “Kahramanlığı” bununla da sınırlı değil. Muhafazakâr Parti tek başına parti kuracak çoğunluğu oluşturamadığı için ittifak arayışına girdi ve Demokratik Birlik Partisi ile bu ittifakı oluşturacağına kesin gözüyle bakılıyor.( Bu durumu AKP ve MHP arasındaki ittifaka çok benzer bulduğumu da araya sıkıştırayım.)

Konumuza dönecek olursak; Demokratik Birlik Partisi Kuzey İrlanda kökenli bir parti. Bazı arkadaşlarım faşist bir parti olarak nitelendiriyor çünkü kürtaj hakkına, LGBTİ+ hak ve özgürlüklerine radikal bir şekilde karşılar ve dindarlar. Böyle bir partiyle ittifak yapan Muhafazakârlar LGBTİ+ oylarını tehlikeye atmamak adına Ruth Davidson’un kahramanlığına tekrar başvurdular. O da açık bir lezbiyen olarak kameralar önüne geçip partisinin Demokratik Birlik Partisi ile işbirliği yapması halinde LGBTI+ haklarından geri adim atılmayacağına dair garanti verdi. Hatta Kuzey İrlanda’da LGBT haklarına dair çalışmalar yapılacağından söz etti. Ancak muhabirin DBP’nin LGBTİ+ haklarına dair tutumuna dair ısrarlı sorusu üzerine de sinirlenip röportajı terk etti. Bundan önce de Davidson, Başbakan May ile görüşmüş ve DBP ile ittifak halinde LGBT haklarına dair kategorik garanti alınması gerektiğine dair görüsünü bildirmişti.

CYCK meselesini kendi cinsinle evlenmeye indirgeyecek olursak muhafazakâr parti lideri bir açık lezbiyenin bu politik kariyerinden memnun olabiliriz. Ancak ayni kişi İskoçya’da muhafazakârlığın artışına sebep olurken, Birleşik Krallık genelinde de faşist diye tanımlanan LGBTİ+lara karşı düşmancıl söylemleri olan bir parti DBP ( İngilizcesi DUP)’la ittifakın muhafazakâr LGBTİ+ lara ambalaj isini de üstlenmiş durumda. Şu sıra İngiltere basınında sıkça yer aldığı üzere, ittifak yapılacak Demokratik Birlik Partisi eşcinselliği ahlaksızlık olarak görüyor, kürtaj hakkına karşılar, nükleer silahlanmayı ve AB’den çıkmayı yani Brexit’i destekliyorlar. Homofobik dindarların LGBTİ+lara hizmet etmeme seçeneğini bir hak olarak yasallaştırma politikaları mevcut.  Bu ittifakın kime daha çok taviz dayatacağını ilerde göreceğiz. 

Zamanında bir dergide şöyle bir tespit okumuştum: Sosyalizmi işçi sınıfının algısı olarak görmemek gerek. Her isçiden sosyalist olmasını beklemekle, her LGBTİ+ dan sağcı olmamasını beklemek hala kişisel olarak beklentim olsa da özellikle parlamenter siyasette bu beklentinin birçok kereler hayal kırıklığına uğradığını söylemek mümkün. Birleşik Krallığa dâhil olmayan İrlanda’nın yeni başbakanı Leo Varadkar”in mülteci bir aileden gelen, açık eşcinsel olmasını duyduğumuzdaki ilk refleks olan sevincimizi kürtaj ve gelir adaletine duyarsız sağcı politikalarıyla kursakta bırakan bir eşcinsel politikacı olması gibi.

Evlilik, evlat edinme hakkını final olarak gören sağcı-dindar-muhafazakâr eşcinsellerle, özgürlükçü eşcinsellerin ittifakının sonuna gelinmesi ile birlikte,  nerede olursa olsun görünür, açık olan eşcinsel/transın LGBTİ+ politikalarını ileriye götürdüğüne dair inancın hâkim olduğu bir devrin de kapandığına şahit oluyoruz. En azından Birleşik Krallık’ta durum böyle.