Gökkuşağı Forumu

Biz her yerdeyiz…

Cuma, 14 Temmuz 2017

Milk, ayrımcılığın işleyişi ve öteki olmanın zorluklarının anlatırken izlediğimizin gerçek olaydan kurgulandığını biliyor olmak mücadelemizi perçinliyor.

Aslında yıllar geçmiş olmasına rağmen bizim de  hiç uzak olmadığımız olayların vuku bulduğu ve güncelliğini olayların benzerliği ile devam ettiren bir filmden bahsedeceğim. Film, yaşanan polis şiddetinin ve ayrımcılığın aradan on yıllar da geçse aynı olduğu ve önemli olanın “inanmak” ve “güvenmek” olduğunu bize gösteriyor. Biz her yerdeyiz diyorum çünkü toplumsal yaşamın içerisinde varlığını kabul ettirmenin güzel bir örneği karşımızda. Yazının sonunda siz kızmadan söyleyeyim, yoğun spoiler içerir...

Kadın eşcinselliğine şaşırmak

Gerçeğin temsiliyeti ve kurmacanın doğallığı, diyerek izlemeye başladım. Film, dünya eşcinsel tarihinde önemli yere sahip olan Harvey Milk’in mücadelesi anlatılıyor. Gerçek bir olaydan kurgulanarak beyaz perdeye aktarılan film aynı zamanda sanat ve yaşamın birbirinden bağımsız olmadığını gösteren bir sinema yapıtı. “Milk” ile birlikte yıllar sonra Harvey Milk’in mücadelesi görsel olarak karşımıza çıkıyor. Ayrımcılığın işleyişi ve öteki olmanın zorluklarının anlatıldığı bu film izlediğimizin gerçek olaydan kurgulandığını biliyor olmanın da etkisi ile bir yandan mücadeleci tarafımızı perçinliyor diğer yandan günümüzde yaşadığımız birçok soruna karşı bir “çözüm olabilir mi” acaba hissini uyandırıyor.

Dönemin yönetim sisteminin heteroseksüel ilişkileri norm olarak kabul edişi ile başrol oyuncumuz Harvey Milk’in  mücadelesi dışarıda tutulmaya çalışıyor. Milk’in şehir meclisine girme mücadelesini ve bu sürecin uzun uzun işlendiği bu filmle birlikte dönemin eşcinsel hareketi içerisinde sadece geylerin olduğu ve kadın eşcinselliğine şaşırdıkları görülüyor. Bu nedenle film içerisinde parmakla sayılacak şekilde kadın eşcinselliğine yer verilmiş. Ama filmin öznelerinin eşcinseller olduğunun altını bir defa daha çizelim.

“Milk, Sant’a ikinci Oscar’ı kazandırdı”

Yönetmeniliğini Gus Van Sant’ın yapmış olduğu “Milk “2008 yılında çekilmiş ve Amerikan yapımı dram, biyografi, tarih filmi. Senaristliğini Dustin Lance Black’ın yapmış olduğu filmin oyuncuları; Diego Luna, Emile Hirsch, James Franco, Sean Penn, Josh Brolin, Alison Pill, Stephen Spinella, Victor Garber, Joseph Cross. Hollywood’un en duyarlı yönetmeni olarak adlandırılan Sant, daha önce yapmış olduğu filmlerde de işçi sınıfını, Irak Savaşı’nı ele almış. Gey hakları için bir idol olarak kabul edilen Harvey Milk’in yaşamını filmine konu almış ve soy ismini filmine vermiş.

1977 yılında Milk, San Francisco Şehir Meclisi’ne seçilerek Amerika’da eşcinselliğini saklamadan devlet kadrosunda üst düzey olarak yer alan ilk kişi oluyor.  Filmde de görüleceği gibi ölümüne kadar herkes tarafından (heteroseksüeller dâhil) desteklenmiş ve bir  kahraman olarak görülmüş. Hatırlatalım, Sant, “Milk” filmi ile ikinci Oscar ödülünü kazanmış ve en özgün senaryo ödülünü aldı. 128 dakika ve renkli olan film gerçek bir yaşam öyküsünü anlatarak verilen mücadeleyi beyaz perdeye taşıdı. Sinema burada aynı zamanda araçsallaşarak yaşanan olayların izleyiciye ulaştırılmasından kaynaklı önemlidir.

“Filmde sadece eşcinseller değil, siyahlar, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler de yer alıyor”

Dönemin haber videolarının da yer aldığı film gerçek görüntülere de yer verilerek belgesel film olma özelliğini de barındırıyor. Filmimizin ana temasını polis şiddeti oluşturmakta. 1970 ve 1978 yılları arasında medyada yoğun şekilde yer alan polis şiddeti ve ana akım düşünce filmde iyi bir şekilde temsil ediliyor. Ajitasyonun öne çıkmadığı sahnelerde yaşanan olaylar sonucu net bir karşı duruş öne çıkıyor.

Film içerisinde sadece eşcinseller değil, siyahlar, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler de yer almış toplumdan dışlanan azınlıkları da yer almakta. Zaten Milk’in bu denli desteklenmesi ve meclise girebilmesi azınlık olan insanlar sayesinde oluyor. Film, 1978 yılında başrolde bulunan Milk’in suikaste uğrama ihtimaline karşı ses kaydı ile başlamakta. Böylece gelecek sekanslarda bu suikastin olabileceği izlenimi yansıtılıyor. Filmin tarihsel olarak 1970-78 yılları arasında sıçramalar ile gerçekleştiği ve bu süreç içerisinde yaşanılan olayların yansıtıldığı ifade edebiliriz. 1978 yılında öldürülen gerçek Harvey Milk ile filmde onu canlandıran oyuncu Sean Penn birbirine çok benziyor. Oyunculuğunu çok gerçekçi ve içselleştirmiş bir şekilde gerçekleştiren Penn, rolünü çok başarılı oynuyor.

Filmin üç doruk noktası bulunmakta, bunlar; Harvey’in gey olarak açılması, San Fransisco’ya taşınıp hayatını değiştirerek politikaya atılması ve suikaste uğrayarak öldürülmesi.

Var olma mücadelesi

Filmde yansıtılan ana temalar; şiddet, toplumun aile yapısının zedelenmesi, bürokrasi bazında temsiliyet ve dayanışmadır. Toplumda genel olarak temsiliyet ve yaşam hakkı bulunmayan geylerin dünyadaki ilk bürokrasi bazında temsiliyetini gerçekleştirme ve yaratmış oldukları gettolardaki yönetim ile birlikte hareket ederek yaşam alanlarını koruma mücadelesi anlatılıyor. Harvey vergi ödedikleri halde devlet tarafından dışlandıklarını, bunun için mücadele edilmesi gerektiğini söylemekte. Politikaya böylece atılmış olan Milk 1978 yılına öldürülene değin mücadele ediyor.

Flmde, Castro bulvarında onları destekleyen esnafın işlerinin devam ettiğini, ancak desteklemeyen esnafın batarak dükkânlarını kapattığı görsel olarak temsil ediliyor. Bu göstergeler ile birlikte bulundukları gettolarda ekonomi politik olarak egemen olduklarını ve yaptırım güçlerinin bulunduğu görülmekte. Ancak bu dönem için temsiliyet bakımından belediye meclisinde yer almaları ve temel insan haklarına aykırı yasaların geçirilmemesi için mücadelenin önemi yansıtılıyor. Bu mücadele sırasında kendi oluşturdukları kültürel özellikleri dolayınca bir dayanışma örneği sergiledikleri ve geylerin yan yana gelerek egemen düşünce ile mücadele ettiklerini görmek mümkün.

“Zengin eşcinseller Milk’i değil güçlü kapitalistleri destekliyor”

Filmin kırılma noktalarından biri belediye meclisine “ Şehir Denetmenliği” için başvuran Harvey’in, yürütmüş olduğu politik söylemler ve çözüm önerileri ile girdiği dördüncü seçimi kazanması ile başlıyor. Bu süreçte zengin eşcinseller güçlü kapitalistleri desteklediği gösterilmiş ancak seçimi kazandıktan sona Harvey’in yanında yer aldıklarına da vurgu yapılmış. Eşcinsellere karşı dini kullanarak anti propaganda yapan siyasiler, aile bütünlüğü, toplum yapısının devamı, fahişelerin ve vatandaşlık ilkelerinin zedeleneceği iddiası ile eşcinsellere vatandaşlık haklarını vermiyor.

Demokrasi mücadelesi olarak başlatılan seçim süreci ile filmin aynı zamanda politik bir eser olduğu göstergeler ile yansıtılıyor. Filmde yer alan renklerin eşcinsel renkleri yansıttığı, siyasi söylemlerin hak mücadelesi ile birleşerek eşcinsel temalı sorunların yer aldığı görülmekte. Aile olmanın temelinde çocuk doğurabilmenin yattığı heteroseksist sistemin hegemonyası altında geylerin bu haktan mahrum kaldığı iddiasıyla dışlandıkları temel mesele olarak karşımıza çıkıyor.

Farklı dönemler, benzer olaylar

Kötü, mutsuz ve kin sahibi olmak, insan öldürmek için yeterli oluyor çoğu zaman. Filmin son sekansında Milk’in öldürülmesi ile birlikte insanın duygusal geçişlerinin ve yalnızlığının önemli rol oynadığı, şiddete yönelme durumu başarısızlık ile perçinlenmiş halde karşımıza çıkıyor. Milk’in işini ve mücadelesini başarılı bir şekilde sürdürüyorken öldürülmesi, bunun bu kadar kolay olabilmesi içler acısı aslında. Gerçek bir yaşamın temsiliyeti dediğimiz bu olay ile birlikte günümüzde de karşımıza çıkabilecek olan durumu bundan yıllar önce yaşamışlar. Yürütülen mücadele heteroseksist egemenliğin altında demokratik insan hakları çerçevesinde dahi olsa nasıl engellendiğinin ve ölümle sonuçlandığının bir resmi aslında bu film.