Yaşam / Cinsellik

Ahmet Yıldız anısına: Uzun ilişkilerdeki zorluklar

Cuma, 21 Temmuz 2017

Ahmet Yıldız, öldürülmeden iki ay önce bir yazı kaleme almıştı. Başlık şuydu: “Yalan Söyleme, Maskeni Çıkart ve Onur Duy”… Ahmet, yazısında açılma süreçlerine değinmiş ve babasına açılmasından da bahsetmiş: “Söyledim. Babama. Telefonda. Şimdi bile kalp atışımı hızlandıran bir diyalogdu …” diye bir cümle ile anlatıyor duygusunu. Hızlanan kalbi yaklaşık olarak 9 yıldır atmıyor artık. Onun hayatını da yine en çok önemsediği biyolojik babası yok etti. 

Ahmet, aslında öylesine açılmamıştı, yazıda bolca değiniyor buna. Herkesin açılmaması gerektiğini vurguluyor, en çok da açılma hikayelerini merak eder olmuş ve birçok kişinin hikayesini dinler olmuş.

Yine yazıdan da anlaşıldığı gibi o süreçlerde demek ki bir sevdiği varmış ki ilişkisi olan arkadaşlarına da sorular yöneltmiş. Yine şunu merak eder olmuş ve tam da O’nun deyimi ile; “Benden yaşça büyük gey arkadaşlarıma en çok yönelttiğim konular; uzun ilişkilerini yürütürken karşılaştıkları zorluklar ve ebeveynlerine (eğer olmuşlarsa) out olduktan sonra onlarla geçirdikleri süreçlerdir.”

Ben bu yazıyı okurken bu kısma takıldım ve Ahmet’i anmak için onun cümleleri ile çevremdeki arkadaşlarıma aynı soruyu yönelttim. Yoğunluklarına rağmen beni kırmayıp birkaç paragraf bile olsa bu özel duygularını paylaşmaları benim için çok kıymetli, onun için hepsine teşekkür ediyorum.

Ahmet, yazılanlar senin için geliyor!

via GIPHY

“Karşılıklı iletişim önemli”

A: “Partnerimle 6 senedir birlikteyim. Uzun dönemli ilişki yaşarken yaşanan sıkıntıların başında birbirini tanıma, karakter çatışmaları gibi konular geliyor ama belli bir süre sonra, hayatını beraber geçirmeye karar verdiğinde, iki tarafta kendini törpülemeye, eskisi gibi her konuda birbirine karşı sivrilik yapmamaya ya da daha az yapmaya başlıyor. Her ilişkide olduğu gibi karşılıklı iletişim önemli. Hayat arkadaşınla iletişebildiğin sürece yaşanılan sorunlara da çözüm bulması kolaylaşıyor.

İkimiz de annelerimize açığız, ailelerimizdeki her kişiye açık olmamakla beraber. İkimizin de annesi, açıldığımız zaman hem birbirlerini hem de bizi uzun süredir tanıyor olmaları ve sevmeleri sebebiyle, birlikteliğimizi sıkıntılı bir durum olarak algılamadı ve çok tepkisel yaklaşmadı. Tabii ki, tam olarak algılamaları ve içlerine sindirmeleri biraz zaman aldı. Bu durumda da her ikimiz de annelerimize kafalarına takılan soruları sormalarını söyledik. Anneleriz sorularını sordukları noktada da sorularının cevaplarını açık yüreklilikle ve samimiyetle cevapladık ve kafalarındaki soru işaretlerini giderdik. İkimiz de annelerimiz konusunda çok şanslıyız.”

“32 yaş hayatın, aşkın, seksin en zevkini alma yaşı!”

B: “Hayatımın temel taşı olan bu ilişkiyi nereden başlayıp anlatmam gerektiğini düşünüyorum. Kalemime ve cümlelerime çoğu zaman güvenmeme rağmen 32 yaşındayım ve 4 yıldır süren bir birlikteliğim var. Hayatımın temel taşı derken hiçbir zaman tüm hayatımı ilişkime endeksleyip yaşayan bir insan olmadım. Hayati tecrübeler insana önce ben demeyi, her şeyden önce kendini sevmeyi ve güvenmeyi öğretmek zorunda bırakıyor. Tabi bu kurduğum cümlelerin dengesini sağlamak tamamiyle birliktelikteki denge terazisine ve özveriye bağlı. Sadece ben (gizli ego) odaklı yaşarsan ya da tam tersi olması gerekenden fazla özveri gösterirsen her iki durumda yıpratıcı ve bitirici olur. Hayatımın genel kuralı her şeyde "DENGE" Sizce de öyle değil mi? İnsanoğlunun yaradılışında var denge az olana karşı açlık çok olana ise nankörlük doğuran bir yapıya sahip insanoğlunda. İşte benim ilişkimin sırrı bu "DENGE" 4 yıl önce arkadaş ortamında tanıştık. Hiç unutmuyorum benim gittiğim spor kulübünde özel ders alıyordu. Oldu olası sever tenisi. Gücünü spora vermek onda öfke kontrolü sağladığını düşünür. Aynı zamanda iyi bir sanat severdir. İkimizde çok yoğun çalıştığımız için hafta sonları genelde şehrin kalabalığından uzaklaşıp bazen Ağva’yı tercih edip rose şaraplarımız eşliğinde klasik müzik dinleriz. 32 yaş hayatın ( aşkın seks'in ) daha doğrusu yaşamın en bilinçli zevkini alma yaşı diye düşünüyorum. Büyük iniş çıkışları olan bir beraberliğe sahip değilim. Hiçbir zaman hızlı duygu değişimi yaşayan bir yapıya sahip olmadığım için. İkimiz de birbirimizin eksik kalan yanlarını tamamlamak yara alan yerlerimizi iyileştirmek için hayata karşı birbirimize ayna olmak bedenlerimizde şifa bulmak için bulunduğumuzu düşünüyorum. İkimizde bulunmamız gereken konumları iyi bildiğimiz için ve gereksiz ego savaşlarına girmediğimiz için ilişkimiz ilk zamanki zaman ki sıcaklığında devam ediyor. Birlikte yaşıyoruz. Her iki tarafın da ailesi bu beraberliğe sonsuz saygı içerisinde. Bir yemek davetin de tanıştım ailesi ile. Annesi ve kız kardeşi de bizimle beraber yaşıyor. Bulunduğum iş sektörü her ne kadar marjinal bir hayat oluşturmam sebebini gerektirse de inançlarım ve yetiştirilme tarzımdan ötürü Türk toplum ahlakı bana her zaman samimi ve sıcak geldi. Bu yüzden ailesi de kendisi kadar önem arz ediyor benim için. Yeterince samimi ve realist bir aile ortamımız var. Bu durum bizim cinsel hayatımızı ya da birbirimize odaklanmamızı engellemiyor. Siz yeter ki yaşamak isteyin evren size ortam ve imkan yaratıyor. İşte böyle.. Sadece sevgili değil yeri geldiğinde anne baba dost sevgili bir çok sıfata büründüğümüz bir ilişki yaşıyor ve ne olursa olsun akşam eve giderken başımı onun göğsüne yaslayıp yattığımdaki huzurla gidiyorum. Karşılıklı sadakat, birliktelikte tutku ve şehvet sağlıyor. Çünkü başka seçenekler varken birbirimiz odaklı olmamız bizi birbirimize karşı özel kılıyor. Ve bu durum her geçen gün daha arzulayıcı oluyor. Kendi hayat felsefelerime göre yaşadığım bir ilişkim var. Bu yüzden uzun ve huzurlu bir beraberliğin sırrı olan "DENGE" yi tüm dostlarıma tavsiye ediyorum.”

“İlişkimdeki en büyük sıkıntıyı çevre yaratıyordu”

C: “En uzun ilişkim şu anki ilişkim ve 2012 yılının Mart ayında başladı. Zorluklarını kişisel yönden yaşadık, biraz farklıydık ilk zamanlarda. Ben agresif biriydim ve ilk hormona başladığım dönemlerdi o dönemler. Kısacası ilk başlarda kahrımı çok çekti. Ailesine söyledi beni ve annesi ile tanıştırdı. Abileri hariç annesi ile babası trans olduğumu bilmiyorlardı. Babası yakın bir vakitte öldü.

“Geçiş sürecimde bana çok destek oldu. Ailem bu anlamda destek olmamıştı bana, gey kal belli etme derlerdi, tabi ilk zamanlarda tepkileri çok koyu idi ama çabucak alışmışlardı. Sadece trans olarak açıldığımda karşı çıktılar. Ama sevgilim, birkaç arkadaşım ve partonlarım destek oldular. Süreç içerisinde geçirdiğim operasyonlarda da yanımda oldular. O’nda son dönemlerde bipolar başladı. Bazen aşırı mutlu ve huzurlu bazen de mutsuz, kötü ve yıkıcı. Onunla boğuşuyoruz ara sıra, yenecektir inanıyorum. İlişkimdeki en büyük sıkıntıyı çevre yaratıyordu. Ailem ilgilenmezdi, sürekli çevremdeki insanlar bu çocuğun parası yok, şöyle böyle sen daha iyilerine layıksın falan derlerdi. Ben umurumda değil derdim. Tabi çocuğu yalancı çıkartırlardı sürekli. Benim hep daha iyi birilerine layıkmışım gibi gösterirlerdi falan.”

“Ailem kendi kurduğum alternatif ailemi kabul etmeyi öğrendi”

Umut: “Taytay ile yedi senedir birlikteyiz. Zaman içerisinde birbirimizi daha iyi tanıyoruz. Potansiyel bir risk olarak ilişkinin alışkanlığa dönüşme ihtimali var. Ancak ilk kez bu yedi sene içinde tekrar tekrar Taytay’a aşık oldum. O benim yeniden aşık olmalarıma pek alışamadı. Ben de bu duyguyu çok sevdim. Uzun süreli ilişkilerde alışkanlığa dönme potansiyeli yüksek, bunun yanında bu toplumun homofobi ve transfobisi ile beslenerek ve kadın-erkek ilişkilerini görerek yetişiyoruz, ilişkilerde kendiliğinden bir erkekliğinden bir kadını yaratma ihtimali var. Kavga ederken bazen aslında biz kavga etmiyoruz, erkekliklerimiz birbirine giriyor diye düşündüğüm zamanlar olmuştu. Aile ile ilişkilerde eşcinsellik mahrem bir alanmış gibi bir tavır olabiliyor. Ne soracaklarını bilememe hali bizimkilerde egemen. Ama ben de bana “Google” muamelesi yapmalarından rahatsızım, cinsel kimliğe ilişkin her şeyi bana soruyor olmaları beni mutlu etmiyor. Araştırsınlar, öğrensinler istiyorum. Ailem zaman içinde benim kendi kurduğum alternatif ailemi de kabul etmeyi öğrendi. Şimdi mutlu mesut devam ediyoruz.”

“Heteroseksüel ilişkilerin ilkeleri bize de sirayet etmiş durumda”

E: “Benim açılma öyküm de bir çoğumuzunkine benzer sanırım. Özellikle de aileye açılmak tekrar tekrar gerçekleşen bir süreç. Mesela 17 yaşımda çok hazırlıksız iken açılmıştım, ailem bu süreci hızlı bir şekilde kapatabildi. Bende uzun süre kendimi onlara açmayı önemsemedim. Yıllar geçip olgunlaştıkça ailemin hayatıma giren kişileri tanımasını istemeye başladım. Uzaktan hayatıma giren kişileri izliyorlardı, ancak sorma-söyleme kuralının benzeri hayatıma yansımıştı, ta ki büyük bir olasılık geçirene kadar. Ailem ister istemez uzak durduğu benim biricik varoluşumla ve sadece partner değil hayatıma aldığım biyolojik bağımızın olmadığı diğer insanlarla bir araya gelmek durumunda kaldı. Ailemin ve partnerimin benim geçirdiğim hastalık hasebiyle bir arada bulunmaları benim için biraz zorlayıcıydı.  Bir yandan hastalığımla baş etmeye çalışırken diğer taraftan evin içerisinde bir denge tutturmaya çalışıyordum. Ancak süreç hiç benim korktuğum gibi gerçekleşmedi. İlk etapta ailemle varoluşuma dair karşı karşıya gelsem de partnerimin ilişki kurması ve tarafların birbirlerini tanıması, ortak bir kaygıyı paylaşmaları ummadığım bir biçimde benim çabama gerek kalmadan birbirlerini kabul etmeye dönüştü. Partnerimin heteroseksüel ilişki alışkanlıklarının bu birbirini kabul edişin mihenk taşı oluşunu sonradan kavradım. Aslında heteroseksüel ilişkilerin ilkeleri ne yazık ki bizlerin de ilişkilerine sirayet etmiş durumda. İlişkilerimizi kurarken vefa/güvence/emek üzerinden ilişkileniyoruz ve ilişkilerimizi küçük fabrikalara benzetiyoruz. Aile saadeti yaşama arzum beni partnerimle yaşadığım ilişkiyi doğru doğru değerlendirememeye, yaşadığım sorunları görmezden gelmeye ittiğini söyleyebilirim.”

“Kamusal alanda çift olma lüksümüz maalesef yok”

Hayriye-Pınar: “Karşılaştığımız zorlukların bazılarını paylaşmak istesek de aslında biliyoruz ki saymakla bitmeyecek… Biz yaklaşık 1 buçuk senedir birlikteyiz. Ama bu kadar sürede bile “nasıl gidiyor?” yerine sıkça ve yeteri doz şaşkınlıkla “hala birlikte misiniz?” sorusunu duymamız bile aslında ilişkimize nasıl bakıldığının bir örneği. Bu ayrılık ya da olamamışlık beklentisi ne bireysel ne de çift olarak bizimle ilgili aslında; “uzun süreli ilişki fıtratımızda yok” inancının dile gelişi… Tek eşliysen ve uzun süreli bir ilişkideysen yeterince “queer” ya da lubun ya da açık fikirli değilsindir; bu damgayı vuranlar yoldaşlarımız. Küçük alanlarda var olduğumuzdan, herkes herkesin don rengine kadar özeline hakimken, ne ilişkinin ne de partnerlerin pek mahremi kalmıyor. Çevre ortak ya da zaman içinde ortaklaşıyor, sevgilin hakkında mahreminden bir şeyler paylaşmak istedin diyelim: mesela onun en yakın arkadaşının eski sevgilisinin yeni partneri olan yakın arkadaşın ile mi konuşacaksın? Köy yeri misali birbirimize bu kadar değmek, nefes alanlarının darlığı uzun süreli ilişkide en sıkıntılı konulardan biri…

“Diğer yandan, biz bu tarz muhafazakârlık yaftasından “size ne be” diyerek sıyrılamazken (o kadar kolay değil bunu yapmak çünkü nedense ilişkimizi nasıl yaşadığımız tüm lubunların marka değeri sayılıyormuş galiba); diğer yandan sevgili heteroseksüel arkadaşlarımız, ilişkimizin ne kadar sağlam olduğunu kendi biçtikleri süreler ve beklentiler ile değerlendirip (ki mesela 2 gün önce tanışmış hetero bir çift için “çiftiz” demeleri yeterli görülürken bizim ayları, belki yılları devirip, hiçbir sorun yaşamayıp, gerekirse her saniyemizi birlikte geçirmek suretiyle ne kadar birbirimiz olmadan yapamayacağımızı kanıtlamamıza kadar gidebilecek akıl almaz beklentiler bunlar) sonrasında eğer sınavı geçersek çift olarak kabulümüze karar verme haddini taşıyabiliyorlar. Peki çift olduğumuzda birey olarak da kalabiliyor muyuz? O da yok… Bu defa “1” kişiye dönüştürülebiliyoruz; ilişkideki 2 kişi yok oluyor adeta ve her davet, her haber, her iletişim bir kişiye söylendiğinde diğeri de otomatik haber almış ve iletişim kurulmuş sayılıyor. Biz buna izin vermeyince de gayet traji-komik şekilde “aa sen söylersin diye haber vermedim, ee o gelmiyor mu?” soruları yine bizim sorumluluğumuza iteleniyor. Bunlar yakın çevrede yaşadığımız zorluklar elbette; bu tarz yargılardan uzak ve bizim ilişkimizi bize bırakacak kadar aklı selim insanları muaf tutuyoruz.

“Ancak şurası kesin ki, biz 10 yıllık bir çift olsak da kamusal alanda çift olma lüksümüz maalesef yok. Arkadaş görünmekten öteye gitmek her zaman risk taşıyor; el ele tutuşmaktan omuzlarımızın birbirine fazla yakın olmasına kadar her mekan, her alan başka beklenti sınırları dayatıyor. Ömrümü geçirmek istediğim insanla sokakta yan yana yürümek bile kolay değilken “eşcinseller neden evlilik talep ediyor, siz reddedin de özgürleşelim” diyen heterolara buradan selam yollayalım: “evlenmek derken canım, evliliğin ateşli savunucuları asla eşcinseller değil; aslında patır patır evlenen heterolar. O yüzden o sizin kıstasınız belki ama mesela yolda korkmadan yürümek, kafede elini tutabilmek, otobüste uyuklarken sevgilinin omzuna başını yasladığın için tedirgin olmamak, ömrümü onunla geçirmek istiyorum dediğinde herkesin binbir tebriğine değil yargısına hatta şiddetine maruz kalmamak, bunları da siz sağlayacaksanız o zaman hadi özgürleşelim”

“Ayakta durma mücadelemizde herkese galip gelsek bile ilişkimize yenilmişiz”

Ç: “Aileme açıldığımda anne ve babamdan aldığım tepki, düşündüğümün çok ötesindeydi. İkisi de her ne olursa olsun evlatları olduğumu söylemişlerdi. Ablam ile biraz sancılı dönemler yaşadık, kabulü uzun sürdü. Ailemin kabullenmesi onlarla bu konularda sohbet etmemi sağlamadı. Bilmemezlik onların işine geliyordu. Sonrasında kız arkadaşımla tanıştırdım. Aynı eve çıktık. En büyük zorluklarım burada başladı. Kesinlikle ciddiye alınmıyordum. Ablamın kocasına duyulan saygının onda biri ne bana ne de kız arkadaşıma gösterildi. Ailem ve akrabalarım kız arkadaşımı çok seviyorlardı, fakat benim herhangi bir arkadaşım gibi davranıyorlardı. Defalarca laf arasında anlatmama rağmen kimse ciddiye almadı. Akrabalarla yemekte iken, bildiğinden emin olduğum teyzem benim yanımda “ee yok mu erkek arkadaşın, evlenmeyi düşünüyor musun” dedikleri bile olmuştu hatta. Yine bir gün evdeyken eniştem kız arkadaşımdan su istemişti, sonra da “kocana da götürürsün bir gün inşallah” demişti gözüme bakar bakmaz. Şuan geri dönüp baktığımda bütün bunlara nasıl sessiz kaldım bilmiyorum. Ailemin kabul görme adı altında ciddi bir psikolojik baskısı vardı. Tüm bunlardan iki sene sonrasında cinsiyet değiştirmeye karar verdiğimde kabul ettiklerini söyleyen herkes reddetti. Uzun süre tek başıma mücadele ettim. Yolumun kesin olduğundan kendince emin olduklarında yanımda olmaya karar verdiler. Tabi artık kız arkadaşıma ve bana yapılan baskılardan eser yoktu. Yine de eşim olarak görmediklerini söyleyebilirdim. Bu süre zarfında kız arkadaşımla sırt sırta savaşıp tüm bunlara göğüs gerip karşı koyarken meğer kendimizden ne çok şey gitmiş. Ayakta durma mücadelemizde herkese galip gelsek bile ilişkimize yenilmişiz. Problemlerimizin hepsi bittiğinde ikimizde de kocaman yaralar olduğunu fark ettik. Ne ailemin O’nu yok saydığı zamanları silebildim O’nun hafızalarından ne de ben O’nun bu mücadeleyi verirken geçirdiği gerginlikleri yutabildim. Sonucunda ayrıldık. Büyük bir savaş kazandık ama bu uğurda da bizi kaybettik.”

“Herkes her şeyin farkında ama üzerine konuşmuyor”

Y.S.: “38 yaşında mutlu bir eşcinsel bireyim. 30 yaşımda hayatıma anlam katan eşim ile tanıştık. Çok kısa sürede aynı evi paylaştık ve şu an 8. yılımızın soruna doğru ilerliyoruz. Bir insan ile sekiz yıl yan yana durabilmek, hayatı birlikte adımlamak huzur verici. İlişkimizi iş, arkadaş çevresi dahil birçok alanda açık olarak yaşayan bir çiftiz. Sadece komşular ve partnerimin ailesi bizi çok samimi aynı evi paylaşan ev arkadaşları olarak biliyorlar, aslında öyle görmek ve tanımlamak istiyor, herkes her şeyin farkında ama üzerine konuşmuyor. Bunun farkında olduklarını anlamak aslında bizi mutlu ediyor. Çünkü bir aile planında, ortak bir fikir alınması gerektiğinde evli heteroseksüel kardeşler, Engin ile Hilal, Merve ile Alp geliyorlar, peki Y. ile S. geliyor mu gibi konuşmalara şahit oluyoruz. Bensiz o, onsuz ben, bir yere davet edilmiyoruz ya da evimizi ziyaret ettiklerinde tek yatak odasını gördüklerinde odanız güzelmiş gibi yorumlar alıyoruz. Hiçbir zaman ilişkimizin tanımı, açılımı konusunda bir soru ile karşı karşıya kalmadık. Yani herkes her şeyi biliyor ve biz de çok kasmıyoruz bu yüzden.”

Bizimlesin…

Sevgili Ahmet, aklın sayesinde birçok kişi deneyimlerini senin için paylaştı. Sayende kendi adıma çok şey öğrendim. İlerde bir ilişkim olursa bu deneyimler bana ışık olacaktır. O kadar özel ve kıymetli deneyimler ki buradan paylaşanlara ve sana çok teşekkür ediyorum.

Bizimlesin, o sevgi dolu yüreğin ile okuyorsun bu yazılanları…