Yaşam / Cinsellik

Translar ve ‘biyolojik cinsiyet’ mitleri

Pazartesi, 14 Ağustos 2017
Haber: Kaos GL

“Erkek” ve “kadın” ifadelerinin kullanışlı yanı varsa da onları kesin surette ikiye bölünmüş ya da birbirini dışlar biçimde görmemeliyiz.

Özde Çakmak, trans aktivist ve yazar Julia Serano’nun “Transgender People and “Biological Sex” Myths” makalesini KaosGL.org için Türkçeleştirdi.

Not: Bu yazının yayımlandığı gün, H.R 2796 – trans haklarını başa döndürmek suretiyle bir bireyin “genetik cinsiyeti”ne dayanarak “kadın” ve “erkek”i yasal açıdan yeniden tanımlayacak olan bir ABD kongre yasa tasarısı – haber ve basının ilgisini çekmeye başladı. Bu makale spesifik olarak bu yasa tasarısına değinmemekle birlikte onun mantıksal, yasal ve bilimsel geçerliğini bütün yönleriyle zayıflatmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde bu tür iddialara karşılık vermek için faydalı bir kılavuz olacağı umuduyla “Trans Kadınlar Kadın Değildir” Argümanını Çürütme başlıklı bir yazı kaleme aldım. Fakat bazen trans kadınları küçük görme ya da dışlama çabaları kısmen farklı olan şu taktiğe dayanıyor: Cinsiyetin toplumsal cinsiyetten farklı olmasının gerekçesi açıklanacak – ilki tabiatı gereği yalnızca biyolojikken, ikincisi tamamıyla toplumsaldır. Bu iddianın ortaya atılmasının ardından trans kadınlar gerçekte kadın olabilirken (çünkü “kadın” bir toplumsal cinsiyet kategorisidir) yine de “biyolojik erkek” (bir cinsiyet kategorisi) olmayı sürdürdüğümüz öne sürülecektir. Bu akıl yürütme biçimine genellikle kadınların cinsiyetleri yüzünden (toplumsal cinsiyet değil) baskı gördükleri ve dolayısıyla feminizmin “biyolojik kadınlar”a has olması gerektiği iddiaları (böylece trans kadınların üzerini çizerek) eşlik eder.

Bu yeni bir argüman olmamakla birlikte Laci Green’in (bir YouTube şahsiyeti) bir dizi video ve yorum paylaşmasının ardından artan bir ilgiyle karşılanmıştır. Sosyal medya Green’in yorumlarına ve başkaları tarafından ortaya atılan benzer iddialara aktif olarak tepki verdiği için “trans kadınlar biyolojik açıdan erkektir” argümanının yanı sıra daha genel anlamda “biyolojik cinsiyet”e dair yanlış kanıları çürütmek için tam zamanı olduğunu düşündüm.

Başlamadan önce bu yazıyı yalnızca bir trans kadın ve feminist olarak değil aynı zamanda bir biyolog olarak da yazıyor olduğumu belirtmeliyim. Bu arada parmak basacağım noktaların çoğu Whipping Girl ve Excluded adlı kitaplarımda daha ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Cinsiyet çok yönlüdür, değişkendir ve biraz da şekillendirilebilirdir

Çoğu “biyolojik cinsiyet” mitini güden ilk varsayım, sabit olan (örn: bir cinsiyetle doğduğunda, daima o cinsiyetin bir üyesi olacaksın) iki ayrı birbirini dışlayan cinsiyet olduğudur. Birtakım cinsel açıdan dimorfik özellikler – kromozomlar, yumurtalıklar, dış genital organları, diğer üreme organları, seks hormonlarının oranı ve ikincil cinsiyet özellikleri – olsa da çoğu zaman bu özelliklerin hepsi, interseks ve trans kişiler örneğinde olduğu gibi, aynı kişide (örn: bütünüyle erkek, bütünüyle kadın) yer almaz.

Ayrıca, bu farklı cinsel açıdan dimorfik özelliklerin her biri için, bazı kişilerin anatomileri çoğu kişinin kadın ya da erkek için standart olarak düşündüğü şeyin “arasında” ya da “dışında” olacaktır.

Başka bir deyişle, “cinsiyet” terimi ne basittir ne de anlaşılır: hem özellikler arasında hem de her özelliğin içerisinde değişken olan cinsel açıdan dimorfik özellikler toplamına atıfta bulunur. Meseleye “trans gözüyle bakmak” değildir yalnızca bu; burada Nature’dan (en saygıdeğer bilim dergilerinden biri) “İki cinsiyet fikri basittir. Günümüzde biyologlar bundan daha geniş bir skala olduğunu düşünüyorlar” iddiasında olan bir makale var.

Bu doğal çeşitliliğe ek olarak, cinsiyet bütünüyle değişmez değildir. Elbette, genetik cinsiyetimizi (ki nispeten az sayıda kişi kromozomlarını incelettiği ve inceletenlerin bazıları da beklenmedik sonuçlar aldığı için çoğumuz için “henüz belirlenmedi” olarak kalmayı sürdürmektedir) değiştiremeyebiliriz. Fakat üreme organları ameliyat yoluyla kaldırılabilir ya da yeniden şekillendirilebilir. Seks hormonları yönetilebilir (gerek trans gerekse de cisgender bireyler için genellikle olduğu gibi) ve ikincil cinsiyet özelliklerimizi değiştirebilirler – örn: ergenlik sırasında ortaya çıkan kızlarda meme gelişimi, erkeklerde yüzün kıllanması gibi cinsel açıdan dimorfik özellikler.

İnsanlar cinsiyet hakkında özcü inançlar besleme eğilimindedir – yani, her bir cinsiyet kategorisinin onları meydana getiren alttan alta bir “öz”e sahip olduğunu varsayarlar. Cinsiyet karakteristiğimizin çoğu şimdi kadın olmasına rağmen insanları trans kadınların “biyolojik olarak erkek” kalmayı sürdürdüklerini sanmaya sevk eden de budur. Oysa, cinsiyetin altında yatan bir “öz” yoktur; bu yalnızca cinsel açıdan dimorfik özellikler toplamıdır. Bazı kişiler, onları rahatlıkla göremesek de ve ayrıca XX olmayan ya da XY değişkenleri olmasına rağmen, seks kromozomlarının bu “öz” olması gerektiğini zannedeceklerdir. Diğerleri genital organların bu “öz” olduğunu farz edeceklerdir (muhtemelen doğumda bize tahsis edilen yasal cinsiyetimizi belirlemek için kullanıldığı için), oysa onlar da değişkenlik gösterebilir ve zamanla değişebilirler (örn.: eğer kişi cinsiyet geçiş ameliyatı olursa). Günlük yaşamda bir kişinin hangi cinsiyetten olduğunu belirlemede (ya da daha doğru ifade etmek gerekirse tahmin etmede) öncelikle ikincil cinsiyet özelliklerine güveniriz – ve elbette bu özellikler basit bir hormon reçetesiyle değişebilir. Söylediğim gibi, cinsiyetin altında yatan gizemli bir “öz” yoktur.

Cinsiyet, genellikle dimorfik iken, toplum içerisinde fazlasıyla değişiklik gösterebilen, bazıları da zamanla değişebilen özelliklerin bir toplamıdır. “Erkek” ve “kadın” ifadelerinin kullanışlı yanı varsa da onları kesin surette ikiye bölünmüş ya da birbirini dışlar biçimde görmemeliyiz. Daha ziyade, “kadın” ve “erkek” aynı özelliklerin pek çoğunu – her ne kadar hatırı sayılır değişkenlik ve bazı istisnalarla da olsa – paylaşan insan (ya da hayvan) gruplarını tanımlayan genel terimler olarak düşünülmelidir.

“Zihin/beden” ikiliği yanılgısı

Toplumsal cinsiyet/cinsiyet ayırımı, bir zamanlar yaygın bir şekilde kabul edilen ancak o zamandan bu yana çağdaş biyologlar, bilişsel bilim insanları, felsefeciler ve psikologlar (yanı sıra çok sayıda feminist!) tarafından reddedilmekte olan zihin/beden ikiliğine dayanmaktadır.

Zihnin (ki trans kadınlar örneğinde cinsiyet kimliklerimizi ve dünyadan kadın olarak geçerken edinilen tecrübelerimizi içerecektir) kişinin bedeninden tamamen ayrı olması için aşağıdakilerden her ikisinin de doğru olması gerekir: 1) beyinlerimiz tamamen cinsiyet kavramından çıkmış olmalı ve 2) toplumsal cinsiyetimiz biyolojimize nüfuz etmemeli ya da onu etkilememeli.

1. Madde (beyinlerimizin tamamen cinsiyet kavramının dışında olduğu) yanlıştır. Yeni başlayanlar için, beyinlerimizdeki her bir sinir hücresinin testosteron ya da estrojen gibi seks hormonlarına tepki olarak genleri açıp kapatan seks hormonu alıcıları vardır. Hiç kimse bu hormonların beynimizde hangi etkilere yol açtığını tam olarak söyleyemez – insanlar arasında çok sayıda cinsiyet çeşitliliği olduğu açıktır, dolayısıyla bunun ikili bir ya-hep-ya-hiç tepkisinden ziyade bir sonuçlar spektrumu olması muhtemeldir. Öte yandan olsa olsa söyleyebileceğimiz tek şey ise “cinsiyet”in beyinlerimize değmemiş olduğu görüşü gerçek dışıdır.

Daha tartışmalı olarak, cinsel kimliklerimizin biyolojimiz tarafından etkilendiğini öne süren bazı kanıtlar vardır. İlgilenenler için, Whipping Girl adlı kitabımdan bunu ele alan referanslar aşağıdadır:

Bu kanıt, beynin birkaç mikroskopik bölgesinin cinsel dimorfizm sergilediği ve bu bölgelerde trans kadınların beyinlerinin tipik erkekten ziyade tipik kadın olarak göründüğüne dair bulgular içermektedir. Penisleri olmadığı için (acemice yapılmış sünnet ya da interseks olmayan cloacal ekstrofi durumu) doğduklarından bu yana kız olarak yetiştirilen (bilgileri olmaksızın) genetik olarak erkek çocukların büyük çoğunluğunun, cinsiyet sosyalleşmeleri aksine olmasına rağmen, er ya da geç erkek çocukları ve yetişkin erkekler olarak tanımlanmaları ise daha da ikna edicidir. Bu örnekler biyolojik cinsiyetin toplumsal cinsiyeti etkileyebildiğini kanıtlamaktadır (dolayısı ile 1. maddenin aksini ispat eder.)

[Gerekli bir not: “Trans kadınlar biyolojik açıdan erkektirler” kampının “Ama eğer içkin “beyin cinsiyeti” gibi bir şey varsa eğer, Julia, senin beynin erkek olmalı!” diyerek tepki verdiklerini hayal edebiliyorum. Buna yanıtım şudur: Hiçbir şekilde bu sözümona “beyin cinsiyeti”nin cinsiyetimizi tamamen belirlediğini iddia etmiyorum, yalnızca üzerinde bir etkisi varmış gibi görünmektedir. Dahası, eğer bir türden “beyin cinsiyeti” varsa, tıpkı daha önce bahsettiğim diğer cinsel dimorfik özelliklerin hepsinin (örn: kromozomlar, üreme organları, seks hormonları, ikincil cinsiyet özellikleri vs.) yaptığı gibi, her bir cinsiyetin içerisinde ve cinsiyetler arasında epeyce değişiklik göstermesini beklemeliyiz. Bu doğruysa eğer, trans bireyler bu değişimin örneği olabilirler.]

2. Madde (toplumsal cinsiyetimizin biyolojimize hiç nüfuz etmemesi ya da onu etkilememesi gerektiği) de gerçek dışıdır. Beyinlerimiz tecrübelerimiz ışığında fiziksel olarak değişir. Kitabım Excluded’dan bunu ayrıntılı biçimde ele alan referansların bir listesi aşağıdadır:

Dolayısıyla, kendimi kadın olarak tanımladığım, kadın olarak algılandığım ve muamele gördüğüm ve cinsiyetçiliği bir kadın olarak yaşadığım on yedi yıllık tecrübelerim hiç kuşkusuz beynimi bir dereceye kadar değiştirmiştir. Bu yüzden toplumsal cinsiyetimin biyolojimi etkilemediği görüşü (örn: 2. Madde) yanlıştır, dolayısıyla zihnin ve bedenin (ve korelasyonla, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet) tamamen ayrı varlıklar olduğu varsayımını çürütmektedir.

[2. Not: “Trans kadınlar biyolojik açıdan erkektirler” kampının “Yaşadıklarımız beyinlerimizi fiziksel olarak değiştiriyorsa eğer, Julia, erkek çocuk olarak sosyalleşmen seni bir kadın olmaktan meneder!” diyerek karşılık verdiğini hayalimde canlandırabiliyorum. Buna şu şekilde yanıt vereceğim: 1) tam da toplumsal cinsiyeti eski haline getirerek kendi argümanınızla çeliştiniz, ve 2) size bir önceki makalemi, özellikle de sosyalleşme ve “kitchen sink” argümanları hakkındaki bölümleri okumanızı öneriyorum.]

“Doğa vs. Çevre” yanılgısı

Hem beden/zihin hem de cinsiyet/toplumsal cinsiyet ayrımları “doğa vs. çevre” tartışmaları ile ilintilidir, bu tartışmalarda insanlar insani bir özelliği (örn: zeka, kişilik ya da bu durumda toplumsal cinsiyet) işaret eder ve neticenin tamamen biyoloji/genetik ya da tamamen çevre/sosyalleşme sebebiyle olduğunu öne sürerler.

Geçmişte bazı biyologlar katı “doğa” argümanları ileri sürerken, modern biyologlar insani özelliklerin çoğunun (hepsi değilse eğer) geniş bir neticeler spektrumu yaratmak üzere çok sayıda biyolojik etken (gerek ortak biyoloji gerek bireysel biyolojik farklılıklar) ile çevre (hem ortak kültür hem de bireysel tecrübeler) arasındaki komplike etkileşimlerden kaynaklandığını kabul etmektedirler. Excluded’da (spesifik olarak 13. Bölüm, “Homojenleştirme vs. Toplumsal Cinsiyet ve Cinselliğe Dair Holistik Görüşler) cinsellik ve toplumsal cinsiyete ilişkin olarak aynı gerekçeyi açıklıyorum.

“Cinsiyet, toplumsal bir yapıdır” argümanını açıklığa kavuşturmak

“Biyolojik cinsiyet” mitlerini çürütmek isteyen kişiler zaman zaman cinsiyetin (toplumsal cinsiyet gibi) toplumsal bir yapı olduğunu ifade edeceklerdir. Bunu yapma nedenleri, “biyolojik vs. toplumsal” ayrımının “trans kadınlar biyolojik olarak erkektirler” kampının kabul etmek istediğinden çok daha fazla anlaşılması zor (son iki bölümde ayrıntılarıyla anlattığım gibi) olmasıdır.

Ne yazık ki, toplumsal inşacılık’tan habersiz ya da yanlış bilgi sahibi kişiler genellikle “inşa edilmiş” kelimesini “sahte”, “gerçek olmayan” anlamı ile karıştıracaklar ve böylece bu tür iddiaların cinsel açıdan dimorfik özelliklerin varlığının bir reddini temsil ettiklerini varsayacaklardır. Fakat, “inşa edilmiş” sözcüğünün anlamı bu değildir.

Cinselliğin “toplumsal olarak inşa edildiğini” söylemek biyolojik cinsiyet farklarının var olmadığı ya da önemli olmadıkları anlamına gelmez. Bu yalnızca cinsiyet tanımımızın ve insanları cinsiyetler halinde kategorize etme şeklimizin toplum ve dünyanın nasıl işlediği hakkındaki varsayımlarımız tarafından belirlendiğini ifade eder.

Bizim toplumumuzda, insanlara doğduklarında bir penisin varlığına ya da yokluğuna dayanarak yasal bir cinsiyet tahsis edilir – bu bir toplumsal süreçtir. Bir kişinin cinsiyetini tamamlayan ya da belirleyen şeyin kromozomlar ya da belli bir üreme organı olduğunu iddia etmek ise toplumsal bir karardır – cinsel açıdan dimorfik özelliklerin çokluğunu ve değişkenliğini gözardı eden bir karar. Doğrusu aynı kanıtlar göz önünde tutulduğunda, cinsiyetin doğası hakkında (katı biçimde ikili vs. çok yönlü ve değişken; sabit vs. kısmen şekillenebilir) hemfikir olmadıkları gerçeğinin kendisi cinsiyetin toplumsal olarak inşa edildiğini kanıtlamaktadır!

Başka bir deyişle, biyolojik cinsiyet farklarının var olduğunu ve de cinsiyet anlayışımızın toplumsal olarak inşa edildiğini söyleyebiliriz – bunlar hiç de çelişen ifadeler değildir.

Kadınlar hem cinsiyet hem de toplumsal cinsiyet yüzünden baskı altındadır

Her ne kadar “Trans kadınlar biyolojik açıdan erkektir” iddialarıyla ters düşsem de en azından nerden geldiklerini anlayabiliyorum: Çok sayıda kişi cinsiyet hakkında ikili ve özcü inançlar besliyor, yani bu yanlış yargıya varabilmeleri şaşırtıcı değil. Fakat “kadınlar toplumsal cinsiyetleri yüzünden değil de cinsiyetleri yüzünden baskı altındadır” görüşü düpedüz saçmalıktır.

Toplumsal cinsiyet/cinsiyet ayrımı söz konusu konu hakkındaki daha ayrıntılı ve teorik tartışmalarda bir amaca hizmet edebilirken, günlük yaşamda çoğu kişi bu ayrımı yapmaz. Yani, çoğu kişi “cinsiyet” ve “toplumsal cinsiyet” ifadelerini eşanlamlı olarak kullanır. Bir erkek ne zaman benimle konuşsa ya da beni aşağılasa, “Bu kişi zar zor bir kadın olarak tanımlanmasına karşılık bana biyolojik olarak dişi gibi göründü, bu yüzden ona kadın düşmanlığı yapacağım” şeklinde düşünmez. Daha ziyade, sadece bir kadın/dişi görür (onun gözünde ikisi de aynıdır) ve bana ona göre davranır.

Bazı cinsiyetçilik biçimlerinin özellikle kadın biyolojisini (örn: memelere ve vajinalara hakaretler, kadınların üreme sistemlerini düzenleme çabaları) hedef aldığı doğruyken, çok sayıda başka cinsiyetçilik ifadesi toplumsal cinsiyet alanına giren (örn: kadınların liderlik pozisyonları için zihinsel ve yasal olarak uygun olmadığı suçlamaları, feminen toplumsal cinsiyet ifadesini alaya alan yorumlar vs.) özellikleri hedef alır.

Buna ilaveten, trans kadınlar kadın biyolojisini hedef alan çok sayıda cinsiyetçilik biçimi ile karşılaşırlar – kendi adıma, ben kadın vücut organlarımı hedef alan hakaretlere, cinsel tacize, tecavüz teşebbüsüne, beni bakışlarıyla süzen ve bedenimi nesneleştiren erkeklere vs. maruz kaldım.

Açıkça görülüyor ki, “kadınlar toplumsal cinsiyetleri yüzünden değil, cinsiyetleri yüzünden baskı altındadır” ne ciddi bir önermedir ne de meşru bir feminist meseledir – yalnızca trans kadınları dışlamak için küstah bir girişimdir. Feminizm, cinsiyetçiliği sona erdirmeyi amaçlayan bir harekettir. Trans kadınlar cinsiyetçilikle karşı karşıya kalırlar. Dolayısıyla, trans kadınların feminizmde payları vardır.

Trans bireylerin “biyolojik cinsiyet” farklılıklarını reddetmeye ya da silmeye çalıştıkları miti

“Trans kadınlar biyolojik olarak erkektir” kampının düzenli olarak ortaya attığı en sinir bozucu iddia, trans bireylerin şu veya bu şekilde biyolojik farklılıklarını “reddettikleri” ya da “sildikleri” ve bunun cisgender kadınları/”biyolojik kadınlar”ı üzdüğüdür. Bunun asılsız olduğu bellidir. Trans bireylerin biyolojik cinsiyet farklılıklarının hayli farkında olduklarına sizi temin edebilirim – çoğumuzun fiziksel geçişi, cinsel dimorfik özelliklerin var olduğunu ve bazı kişiler için önemli olduğunu (!) kabul ettiğimizi gösterir.

Olaylara şu şekilde farklı bir açıdan bakacağım: Trans bireylerin cinsiyet-ilintili özelliklerimizle ilişkisi daha karmaşıktır (bizim tanımlanmış ve yaşanmış cinsiyetlerimizle çelişkili olabildikleri için), dolayısıyla bu özellikleri tanımlamak ya da tartışmak için kullandığımız dil sıradan bir cisgender kişiye gizli saklı, saçma sapan ya da gereksiz gelebilir. Ve bu dile aşina olmadıkları için bazı cisgender bireyler bu dili ve ayrı bakış açısını sonradan bir tür “inkar” olarak yanlış yorumlayacaklardır.

Bunları yazarken, bir keresinde yeni bir doktora gittiğimde doldurmak zorunda kaldığım bir hasta giriş formunu tekrar düşünmekten kendimi alamadım. Form, erkeklere dair bütün soruları (örn: son prostat muayeneniz ne zamandı?) kadınlara dair sorulardan (son meme muayeneniz ne zamandı?)  ayırmıştı. Her bir cinsiyet kategorisinden çoklu maddeler ilgimi çektiği için her iki alandaki soruları da yanıtladım. Dürüst olmak gerekirse, bu durum gerçekten canımı sıktı – bedenim ya da cinsel özelliklerimi reddettiğimden değil, form olduğum kişinin var olmasının mümkün dahi olmadığını ileri sürdüğü için.

Burada trans bireylerin hiçbir şekilde biyolojik cinsiyet farklılıklarını “inkar etmediklerini” ya da “silmediklerini” dile getirmeye çalışıyorum. Biz yalnızca bizi dışlama girişimlerinde gerçek ya da hayali biyolojik cinsiyet farklılıklarına başvuranlara karşı çıkıyoruz.

Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet karmaşık fenomenlerdir, dil ise kusurludur. Kişisel olarak süreç içerisinde kasten trans ve interseks bireyleri silmeye uğraşmadıkları müddetçe, “kadın anatomisi” ya da “kadınların üreme hakları” hakkında enine boyuna konuşan insanlarla hiçbir sorunum yok. Ve (Laci Green, Elinor Burkett ve diğer cisgender feministlerin yumurtladığı yalanların aksine) benim (ve hemen hemen diğer tüm trans bireylerin) vajinalarından ya da diğer vücut organlarından bahseden kadınlarla – bu cinsiyet niteliklerinin tüm kadınlar için geçerli olduğunu iddia etmedikleri ya da bazı erkeklerin de bu cinsiyet niteliklerine sahip olduğunu inkar etmedikleri takdirde – kesinlikle hiçbir alıp veremediğim yoktur.

Fakat kendi tecrübelerimden yola çıkarak, insanlar kullanışsız “biyolojik erkek/kadın” ifadelerini kullanma zahmetine girdiklerinde hemen her zaman şunları ileri sürer: 1) biyoloji trans bireylerin toplumsal cinsiyet kimliklerini ve yaşanmış tecrübelerini koz olarak kullanır ve 2) toplumsal cinsiyet gerçekliğini ve cinsel çeşitliliği ve her cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kategorisinin istisnası olduğu gerçeğini reddeder. Kastınız buysa, cinsiyet farklılıklarını “inkar etmediğimi” ya da “silmediğimi” bilmelisiniz. Sadece bu mevzularda bilgisiz ve/ya düpedüz olduğunuza dikkat çekiyorum.