Gökkuşağı Forumu

Yeniden hayata geçen bekçilik sisteminin hukuki statüsü

Cuma, 18 Ağustos 2017

Mahalle ve Çarşı Bekçilerinin istihdamı birçok tartışmayı peşinde sürükledi. Bekçilerin yeniden istihdam edilmeye başlanması, kamuoyunun belli bir kesiminde sevinçle, belli bir kesiminde ise kaygı ile karşılandı. Bekçilerin yeniden sokaklara dönmesine sevinenler, bu durumun asayiş uygulamalarında polisin kapatamadığı boşluğu dolduracağını düşünüyorlar. Bu durumu kaygıyla karşılayanlar ise özel hayata ve yaşam biçimine devlet eliyle müdahalenin kolaylaştırılacağını ve hatta bireyler üzerinde siyasi baskıların, fişlemelerin artacağını düşünüyorlar. Her iki açıdan bakan kişilerin de haklı olduğu noktalar mevcutsa da, düzenlemenin neler getireceğine dair biraz daha sabırlı olmak gerektiğini düşünüyorum. Yasal düzenlemelerdeki belirsiz, ucu açık ifadeler; söz konusu düzenlemenin uygulamada nasıl sonuç doğuracağını tahmin etmemizi zorlaştırıyor. Bunun için de yazımızda tarihten örnek almaya çalışacağız. Bilinen bir gerçektir ki; özellikle kolluk yetkileri konusunda yasa koyucunun genel ifadelere başvurması, yasa uygulayıcılarının takdir yetkilerini olması gerekenden fazla genişletmekte ve bu durum da keyfiliğe yol açmaktadır.

Öncelikle Türkiye’de Bekçilik müessesesinin hukuki tarihçesine değinmek isterim çünkü sanılanın aksine bu müessese ortadan kaldırılmamıştı, sadece uyutulmuştu. Şöyle ki; Türkiye Çarşı ve Mahalle Bekçileri ile yasal anlamda ilk olarak 1966 senesinde tanışmıştır. 1966’da yürürlüğe giren Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu ile mahalle ve çarşılarda bekçiler görev almaya başlamıştır. Bu durum ilerleyen yıllarda bekçilerin yardımcı hizmet sınıfına dahil edilmesi ile sokaklardan çekilmesine sebep olmuş ve ancak bekçiler halen bu sınıfta da olsa görev almayı sürdürmekteydi. 08/05/2008 tarihli ve 26870 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Emniyet Teşkilatı Kanunu, Devlet Memurları Kanunu ve Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesi ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 il valiliğine gönderilen 27/05/2008 tarih ve 94731 sayılı yazısı ile bekçiler yardımcı hizmet sınıfından, emniyet hizmetleri sınıfına geçirilmiş ve yine mevcut hükümet tarafından daha da pasif hale getirilmiştir. Ta ki 29 Nisan 2017 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 690 sayılı KHK ile “7000 yeni personel alımı” yapılarak yeniden hayata geçirilene kadar. Bu alımlar neticesinde de ilk olarak İstanbul’da göreve başlayan bekçiler ilerleyen süreçte birçok başka ilde de istihdam edilecekler.

22 Temmuz 1966 tarihli Resmi Gazete ile yürürlüğe giren 772 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu ile genel zabıta ve kolluk görevlilerine yardımda bulunacak, onların bulunmadığı noktalarda gereken acil önlemleri alacak Bekçiler göreve başlamıştır. Bu kanun halen yürürlükte olup, yine halen taşrada Bekçi olarak görev yapanlar da bulunmaktadır ve silah kullanma yetkileri de yeni değildir. PVSK 16’ıncı maddesinde olduğu gibi polislerle aynı güç kullanma yetkisine evvelden beri sahiptirler. Bu nedenle “Gece Kartalları” ismi verilen Bekçilerin şimdilik yine 772 sayılı kanuna ve bu kanuna ilişkin yönetmeliklere göre görev yapacakları görülmektedir.

Bu nedenle Bekçilerin görev ve yetkilerini bu kanunda ve ilgili yönetmeliklerinde aramak gerekir. Bu görev ve yetkiler 772 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde şu şekilde sıralanmıştır;

“A) Genel kolluk kuvvetlerinin derhal müdahalesine imkan bulunmayan acele ve zaruri hallerdeki görevleri,

1. Bir kimsenin can, mal ve ırzına saldırma ve tehditleri önlemek, saldıranları yakalamak,

2. Suç işlenirken veya işlendikten sonra, henüz izleri meydanda iken sanıkları yakalamak,

3. Kamu düzen ve güvenini bozacak mahiyetteki gösteri, yürüyüş ve karışıklıkların yapılmasına karşı, genel kolluk kuvvetleri gelinceye kadar önleyici tedbirleri almak,

4. Adli kolluk işleriyle ilgili vakalarda, delillerin kaybolmamasını sağlayan muhafaza tedbirlerini almak. (Bekçiler bu benddeki görevlerinin ifasında halkın yardımından da faydalanabilirler.)

B) Genel kolluk kuvvetlerine yardım yönünden görevleri :

1. a) Uyuşturucu maddeler yapılan, satılan veya kullanılan yerleri,

b) Kumar oynanan genel ve herkese açık yerleri,

c) Mıntıkası dahilinde gizli fuhuş yapanları,

d) Mıntıkası dahiline gelen misafir ve yabancıları,

e) Halkın sükun ve istirahatını bozanları, saldırgan, delileri, rezalet çıkaracak derecede sarhoş olup başkalarını rahatsız edenleri,

f) Mevzuat ve yetkili makamlarca tayin edilen saatlerden sonra her ne şekilde olursa olsun, halkın rahat ve huzurunu bozacak surette açık ve kapalı yerlerde gürültü yapanları,

g) Sokak, geçit ve meydanları tıkayarak trafiğe mani olan taşıt ve araçlarını ve diğer engelleri,

h) Yangın, deprem, su baskını gibi afet ve tehlikelerle ilgili önbilgileri,

En kısa zamanda polis ve Jandarma ve itfaiye teşkilatına haber vermek ve önlenmesi gerekenleri önlemek,

2. Bölgeleri içinde bulunan dükkan, mağaza, ev, motorlu araç gibi malların korunmasında sahipleri tarafından noksan alınan tedbirleri tamamlattırmak,

3. Vazife saatleri içinde gördükleri, işittikleri, şüphe ettikleri şahsı veya hadiseleri, istirahate geçmeden evvel bağlı bulunduğu en yakın kolluk kuruluşuna bildirmek,

4. Vazife saatleri içinde tahdid edilen mıntıkasını fasılasız surette dolaşmak,

C) Mahalle sakinlerinin istirahat, sağlık ve selametini sağlamak bakımından görevleri :

1. Yolda hastalanan, kazaya uğrayan, düşüp kalan ve genel durumu itibariyle yardıma muhtaç olanlara yardım etmek,

2. Yollarda dolaşan kimsesizleri, (DEĞİŞİK İBARE RGT: 03.05.2013 RG NO: 28636 KANUN NO: 6462/1) engellileri, acizleri ve çocukları bizzat yerlerine veya veli veya vasilerine teslim edilmek üzere en yakın kolluk kuruluşuna götürmek,

3. Bir semt, yer, yol, sokak veya şahıs sormak için başvuranlara gerekli bilgiyi vermek,

4. Doğum, ölüm, hastalık, kaza, yangın veya afet gibi önemli ve acele haller sebebiyle, yapılacak yardım isteklerinden gücü dahilinde olanları öncelikle yerine getirmek,

5. Büyük tehlike arz eden yangın ve su baskını gibi afetlerde mahalle sakinlerine derhal bilgi vermek, görevli ekipler gelinceye kadar yerinde ve gerekli önleyici tedbirleri almak,

6. Kuduz hayvana rastlandığında mümkün ise bunları tecridederek zararlarını ortadan kaldırmakla beraber belediyeyi haberdar etmek, bu suretle zararını ortadan kaldıramadığı takdirde itlaf etmek,

7. Bulaşıcı ve salgın insan ve hayvan hastalıklarını en yakın kolluk kuruluşuna haber vermek,

8. Elektrik, su, havagazı, kanalizasyon gibi amme tesislerinde vakıa arızaları, sokaklara süprüntü atanları, pis su dökenleri, inşaat ve tamirat yapanları, en yakın kolluk kuruluşuna bildirmek,

Bekçiler diğer kanunlarla genel zabıtaya tevdi edilen görevlerde zabıtaya yardımcı olurlar.”

Yukarıda sayılan görevler Bekçilerin sokaklara dönmesine sevinenleri de kaygılandıranları da haklı çıkartabilecek şekilde geniş ele alınmış. Kaygılılar grubu açısından değerlendirme yapmak gerekirse; Bekçilerin görev tanımlarından bir kısmını aşağıya almak isterim. Bunlar;

-Kamu düzen ve güvenini bozacak mahiyetteki gösteri, yürüyüş ve karışıklıkların yapılmasına karşı, genel kolluk kuvvetleri gelinceye kadar önleyici tedbirleri almak,

- Mıntıkası dahilinde gizli fuhuş yapanları, en kısa zamanda polis ve Jandarma ve itfaiye teşkilatına haber vermek ve önlenmesi gerekenleri önlemek,

- Halkın sükun ve istirahatını bozanları, saldırgan, delileri, rezalet çıkaracak derecede sarhoş olup başkalarını rahatsız edenleri, en kısa zamanda polis ve Jandarma ve itfaiye teşkilatına haber vermek ve önlenmesi gerekenleri önlemek,

- Vazife saatleri içinde gördükleri, işittikleri, şüphe ettikleri şahsı veya hadiseleri, istirahate geçmeden evvel bağlı bulunduğu en yakın kolluk kuruluşuna bildirmek,

Bilindiği üzere Türkiye’de sokaklarda çalışan seks işçileri genellikle Kabahatler Kanunu’nun 37’inci maddesi gereğince “Rahatsız etme” kabahatiyle idari para cezasına çarptırılmaktalar. Bekçilerin; halkın “Huzur ve istirahatını bozanları önlemek ve kolluğa haber vermek” görevi de kanaatimce yine benzer şekilde kullanılmaya devam edecektir. Seks işçiliği bekçilerin bu görevleri gereğince müdahale edebilecekleri bir alan olacaktır. Bu görev tanımı geniş bir biçimde yorumlandığı için tabii ki sadece seks işçilerini değil “Bekçiye ve mahalle halkına göre huzur ve istırahatı bozan herkese” yönelik olarak yorumlanacaktır.

Bunun yanı sıra “Mıntıkası dahilinde gizli fuhuş yapanları önlemek ve kolluğa bildirmek” görevi de yine bekçilerin seks işçileri üzerinde tahakküm kurmasına sebebiyet verecektir. Özellikle seks işçisi olmasa da transların toplum nezdinde seks işçisi olarak damgalanmaları sonucu, transların kendi özel ikametlerinde bekçiler tarafından sık sık taciz edileceği, ayrımcı uygulamalara maruz kalacağı ve nefret söylemleri ile daha sık karşılaşacaklarını söylemek kahinlik olmasa gerek.

Bu görev tanımı eve geç gelen, erkek arkadaşlarını eve davet eden seks işçiliği yapmayan biyolojik kadınların bir çift göz tarafından sürekli izleneceğini de gösteriyor.

Kabahatler Kanunu uygulamaları bu öngörülere sebep oluyor.

Bekçilerin dönüşü siyasi bir karar mı yoksa asayişi sağlamak amaçlı mı?

Bu soruya cevap vermeden önce söz konusu kanunun çıkarıldığı 1966 senesi koşullarını değerlendirmek daha doğru olacaktır. 1966 senesinde Türkiye’de siyasi anlamda bir istikrarsızlık ve iç karışıklık bulunmaktaydı. Sağ sol çatışmasının fazla olduğu ve Devlet otoritesinin bu dönemde sarsıldığı, bu nedenle de öncelikle siyasi olarak baskı kurmak amacıyla Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu’nun çıkarıldığını görebiliyoruz. Her nasılsa bekçiler sokaklarda düzenin sağlandığı (!) insanların apolitikleştiği 1980 darbesinden 5 sene sonra 1985’de sokaklardan çekilmiştir.

Tahmin edilebileceği üzere asayiş her ülkenin süreğen problemleri arasında gelir. Asayişin sürekli sağlanması gerekmekte olup, belli bir döneme has değildir. Belli dönemlerde sadece vaka sayılarında artış olur. Oysa ki basit suçlar hakkında asayişin sağlanması hususunda uzun yıllardır sıkıntılar yaşanmaktaydı. Bu sürecin şimdi başlatılmış olması bunun asayiş için değil siyasi otoriteyi arttırmak maksadıyla getirildiğini düşündürmektedir.

Bu uygulamanın 1966 ile 1985 arasında hayata geçirilmesi ve sonra vazgeçilmesi ardından 690 sayılı KHK ile yeniden hayata geçirilmesi, bu uygulamanın hayata geçirildiği dönemler açısından değerlendirilmelidir. Bekçilerin asli görevlerinin şunlar olacağını ön görmekteyim;

Kamu düzen ve güvenini bozacak mahiyetteki gösteri, yürüyüş ve karışıklıkların yapılmasına karşı, genel kolluk kuvvetleri gelinceye kadar önleyici tedbirleri almak,

Vazife saatleri içinde gördükleri, işittikleri, şüphe ettikleri şahsı veya hadiseleri, istirahate geçmeden evvel bağlı bulunduğu en yakın kolluk kuruluşuna bildirmek,

Çarşı Ve Mahalle Bekçilerinin Vazifeleri İle İlgili Olarak Riayet Etmeleri Gereken Hususları Gösterir Yönetmelikle belirlenmiş görevler:

Gazete, ilan ve reklam dağıtıcıların hareket tarzlarını izler, asılmak, dağıtılmak veya serpilmek suretiyle yapılan ilan ve reklamları inceler ve bunların belli yerlerde başka yerler asılmalarına konulmalarına engel olurlar.

Özelde yukarıda alıntıladığım görevlere, genelde ise tüm mevzuat çerçevesinde bekçilere verilen görev ve yetkilere bakıldığında Devletin gözünün ve kulağının sokaklarda dolaşacağını, insanların belli özelliklerine atıfla fişlenerek yakın takibe alınacağını kestirmek zor değil. Bu uygulama bir yandan Devlet otoritesinin zayıf olduğunun Devlet tarafından ikrarı iken öte yandan asayiş uygulamaları açısında toplumun sevinci, kolluk kuvvetlerinin asayiş uygulamalarındaki başarısızlığını da ortaya koymaktadır.

Bekçilerin o kadar asayişi sağlarken neden sokaklardan çekildiği sorusunun cevabı şu olabilir; mahalle bekçileri sürekli aynı mahalde görev aldıklarından bir süre sonra rüşvet ve kirli ilişkiler, ahbap çavuş ilişkileri nedeniyle asayiş anlamındaki görevlerini yerine layıkıyla getirememiş, siyasi karışıklığın olduğu dönemde bu hal ve hareketler görmezden gelinmiş ancak darbe sonrası artık bekçilere gerek görülmemiş olabilir. Bu tahminimde etkili olan husus; günümüzde bekçilerin önceki dönemlerde olduğu gibi tek başına değil iki kişi görev almasıdır. Şöyle ki bu uygulamanın tek bir amacı olabileceğini düşünüyorum o da bekçilerin birbirini denetlemesinin sağlanması amacı. Bu nedenle sadece toplumun başına dikilmiş bir bekçi değil, toplumun başına dikilen bekçinin de bekçisi bulunmakta. 

Peki; mevcut siyasi otorite insanların özel yaşantılarına ait bilgileri bekçiler eliyle toplamak suretiyle siyasi baskı aracına dönüştürür mü? Tarih bundan kuşku duymuyor ancak geleceğe ilişkin tahminde bulunmak hâlâ kolay değil. Bunun cevabını nasılsa yakında kendi gözlerimizle göreceğiz.

İlgili haberler:

Aman, bekçi!

“Bekçilerle mahallemizde dahi sokağa çıkamaz olacağız”

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.