Gökkuşağı Forumu

An, böyle de yakalanıp tüm ömrüne yayılabilirmiş insanın

Perşembe, 24 Ağustos 2017

Tarihi yapılar, çok dar taş sokaklar içinde top koşturan çocukların neşesine rağmen Sur'un sancılı kalbini, tarumar edilmiş gizli bahçesini hissediyorum.

Uzun süre medya aracılığıyla takip ettiğim Sur olaylarının yakından tanığı olmak, aynı zamanda tarihi Sur ilçesini fotoğraflamak için Amed'deyim. Fotoğraf çekmek zamanın küçük bir anını yakalamaktır ya dünyanın inanılmaz hızla çirkinleştirdiği bir zamanda zulmü yakından görmüş Sur'a ne kadar yakın olabilirsem o kadar yaklaşmak istiyorum.

5 km uzunluğundaki tarihi Diyarbakır Surları içinde kalan ve eski Diyarbakır olarak da bilinen Sur ilçesinin sokaklarını, tarihi mekânlarını gezerken yüreğim titrek bir mum gibi. Kırklardağı eteğinde akan Dicle, On Gözlü Köprü, Amed Surları ile nehir arasında kalan Hevsel Bahçeleri, Hasanpaşa Han, Sülüklü Han, Meryem Ana Süryani Kilisesi ve Sur olaylarında zarar görmüş şu an çevresi tamamen kapatılmış Surp Giragos ve Mor Petyun Keldani Katolik Kilisesi gibi birçok mekân geziyoruz. Tarihi yapılar, çok dar taş sokaklar içinde top koşturan çocukların neşesine rağmen Sur'un sancılı kalbini, tarumar edilmiş gizli bir bahçesi olduğunu hissediyorum.

Kalbim dinamit kuyusu, Neslihan Aksungur

Asıl görmek istediğim o mahalleler için bilgi alabileceğim kim varsa sohbet ediyorum. Birçoğu bazı bölgeler için yasağın kalktığını, bu bölgelere girebileceğimizi ancak çok güvenli olmadığını söylüyor. Tarihi sürecin farkında olan ilçe halkı ile yıkıma, askeri birliklerin artık düşmanlaşan uygulamalarına dair konuşuyoruz ancak bir kaç esnaftan garip şehir efsaneleri de duyuyorum. Öz yönetim ilanlarıyla gelişen süreci örneklendirerek, yaşananların devletin bahanesi olduğunu, tarihi Sur kentinin altında eski medeniyetlerden kalma miras olduğunu ve asıl bunun peşinde olduklarını anlatıyorlar.

Merakımı iyice tetikleyen bu sohbetlerin ikinci gününde Alipaşa mahallesine girebiliyoruz. Deprem yaşanmış bir alanda gibiyim, her yer moloz yığını. Fotoğraflamak için girdiğim mahallede utanıyorum fotoğraf çekmeye. Bu sefer an bizi yakalıyor ve donmuş gibi etrafı izliyorum. Yabancılığımızın farkına varan bir çocuğun bizi gezdirme teklifi üzerine kalabalık bir çocuk tayfası ile yürümeye başlıyoruz. Çekim yaptığım anda çocuklardan biri panikle 'abla kamerayı kapat, abla çabuk kapat' diye beni uyarıyor. Neden diye sormama vakit kalmadan beş özel harekât polisi tarafından durduruluyoruz. Neden burada olduğumuz, yıkılan evleri neden çektiğimiz, nereden geldiğimiz ve nerede kaldığımız gibi birçok soru soruyorlar. İki polis ile konuşurken arkamda üç polisin sokak başlarını tutmuş uzun namlulu korkunç silahlarını doğrultarak beklediklerini görüyorum. Çocuklar sizden korkuyor, çok paniklediler, diyorum. Onları sevdiklerini, dondurma verdiklerini söyleyerek dudağında iğrenç bir gülümseme ile bir çocuğa dönüp 'Atatürk ne zaman doğdu?” “İstiklal Marşı'nı ezbere biliyor musun?' diye sorular soruyorlar. Cevap alamayınca da bana dönerek “bilmiyorlar ki, hocaları da Kürt, öğretmen olmuş buraya gelmiş ama tarihi öğretmiyor” diyor. Tavırlarının, konuşulanların çirkinliği üzerine sürece ve yaşananlara dair yüzeysel bir konuşma yapıyorum ancak paçalarından cahillik akan bu iki polis konuşmada sıkıştıkları noktada sertleşiyorlar. “Burada kaç arkadaşımız şehit oldu, biliyor musun?” diyor, ölen sivillerden bahsedince ise farklı farklı anlamsız bağlantılar kuruyorlar. İlerleyen konuşmayla PKK'nin aslında Ermeni olduğu çıkarımlarına ya da “sen şimdi Osmanlı'yı da sevmiyorsundur” gibi garip sorulara maruz kalıyorum. Çektiğimiz fotoğraflara bakıyorlar ve bir şey olmamasından tatmin olmayarak paylaşımlarda hashtag ile devlet aleyhine propaganda yapıldığını söylüyorlar. Uzayan ve sertleşen konuşma üzerine mahalleden Sabiha abla konuşmaya katılıyor. 90'larda yaşananlardan köy baskınları yüzünden Sur'a geldiğini ve evini vermeyeceğini söylüyor. Korkusuz ve dik tavrı beni heyecanlandırıyor ancak bir yandan da farklı bir şeye tanık olur muyum tedirginliğini yaşıyorum. Sabiha ablayı uzaklaştırarak konuşturmuyorlar. Mahalleden çıkmak istediğimizi söylediğimizde de bizi bırakıyorlar ve arkamı döndüğümde polislerin gerisinde Sabiha ablanın beklediğini görüyorum. Olası kötü bir durum için ve labirent gibi sokakları olan mahalleden çıkamayacağımızı tahmin ettiği için bizi beklediğini öğreniyorum. Birlikte yürüyoruz ve çok kararlı bir şekilde evini terk etmeyeceğini yineliyor. Elektriği, suyu kesmeleri, sokağa çıkma yasakları vs. gibi uygulamaların zorlayıcı olduğunu ancak tek kalsa bile evini vermeyeceğini söylüyor. Sur sokaklarında rastlaştığımız herkeste aynı kararlılık var. Sur'un en fakir mahallelerinden biri olan ve uzun bir sokağa çıkma yasağına rağmen direnen Alipaşa'dan ayrılırken dirençleri beni büyülüyor.

Terketmeyenler, Neslihan Aksungur

Mahalleden çıkmadan önce bir evin camını çekmek istiyorum ve aceleyle kapamayı unuttuğum flaş patlıyor. Çocuklar 'çekme abla, hadi çıkalım yoksa siz vurulacaksınız' diyor. Söylediklerindeki her detay medyadan tanık olduğumuz dehşeti destekler nitelikte. Fotoğraf çektiğimiz için sokak ortasında vurulabiliriz mesela. Yaşlı bir kadının ölüsünün hemen evlerinin önünde aile tarafından alınmasına izin verilmeden uzun süre izletildiğini, Sur'un her evine siyaset literatüründen hiçbir tanımı yakıştıramayacağım, hepsinden daha çirkin, kötü yazılamaları bilen biz yine de şaşırıyoruz, utanıyoruz da.

Sur'dan dönüş, Neslihan Aksungur

Yürürken nerede kamera olduğunu, nerede ses kayıt cihazı olduğunu ve dinlendiklerini bilen, silahların, tankların, yıkık evlerin içinde oyun oynayan çocuklar hemen yanı başımızda. Görmek bu kadar zor olmamalı. Sur'dan kalbim dinamit kuyusu gibi ancak barış için daha çok mücadele edeceğime söz vererek ayrılıyorum ve öğreniyorum ki an böyle de yakalanıp tüm ömrüne yayılabilirmiş insanın.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.

İLGİLİ FOTOĞRAF GALERİSİ

Son Yazıları