Yaşam / Cinsellik

‘Eşcinsellik hastalık mı?’

Pazartesi, 4 Eylül 2017

“LGBTİ+larla ilgili yanlış sorulara cevaplar” yazı dizimizin ilk sorusu: Eşcinsellik hastalık mı?

“Artık bu soru da gelmesin canım” denilen her sorunun mütemadiyen sorulduğu, hakkında sürekli şehir efsaneleri üretilen bir topluluk LGBTİ+lar. Öyle ki bazen aynı soruya bin kere cevap verilse de yetmiyor.

Bütün bu sorulardan usanmadık, en çok karşılaşılanları derledik. Her birine tek tek yanıt aramaya koyulduk.

“LGBTİ+larla ilgili yanlış sorulara cevaplar” yazı dizimizin ilk sorusu: Eşcinsellik hastalık mı?

Dünyadan ruh sağlığı örgütleri ne diyor?

Psikologlar, psikiyatrlar ve diğer ruh sağlığı uzmanlarına göre eşcinsellik bir hastalık, ruhsal bozukluk veya duygusal sorun değil. Her ne kadar uzunca bir dönem eşcinsellik bir tür “hastalık” olarak görülse de son 35 yılda yapılan daha objektif çalışmalar eşcinselliğin duygusal veya sosyal sorunlarla ilgisi olmadığını gösterdi.

Yine dünyada ruh sağlığı alanında önde gelen kuruluşlar çok kesin bir şekilde eşcinselliğin hastalık olmadığını söylüyor. 1973’te Amerikan Psikiyatri Derneği yapılan yeni araştırmaları önemli buldu ve eşcinsellik terimini ruhsal ve duygusal bozukluklar listesinden çıkardı. 1975’te de Amerikan Psikoloji Derneği de bunu destekleyen kararlar aldı. Her iki dernek de eşcinsellik ile hastalık ilişkilendirilmesini sonlandırmak amacıyla ruh sağlığı uzmanlarını uyardı. Bu karar yapılan yeni araştırmalarla her iki kurum tarafından tekrar onaylandı.

Yine 17 Mayıs 1990 tarihinde, Dünya Sağlık Örgütü, eşcinselliği “hastalıklar” listesinden çıkardı. O günden bugüne LGBTİ’lerin insan haklarına dair çok yol kat edildi ancak nefret ve ayrımcılık hâlâ LGBTİ’lerin hayatlarını zorlaştırmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün bu geç kalmış kararının ardından 17 Mayıs Günü dünyada Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Gün olarak kutlanıyor.

Eşcinsellik ve hastalık?

Bu soruya ilişkin Uzman Klinik Psikolog Mahperi Uluyol’a mikrofon uzattık. İnternette arama motorlarına “eşcinsellik ve hastalık” yazıldığında çok fazla yanlış bilgi üreten sayfa çıktığını hatırlatan Uluyol şöyle konuştu:

“Eşcinsellik 1973’de DSM sınıflandırılmasından çıkarıldı fakat aradan geçen 44 yıla rağmen hala eşcinselliğin hastalık olup olmadığını tartışıyoruz. İnternette arama motorlarına “eşcinsellik ve hastalık” kelimelerini yazdığınız zaman karşınıza pek çok sayfa çıkıyor. Bunların çoğunda eşcinselliğin bir “tercih” olduğu, genetik ve hormonal dengesizliklerden kaynaklandığı veya çocuklukta baba ile yaşanan kötü ilişkiden kaynakladığı gibi nedenler tartışılıyor. Bilimsel açıdan bakıldığında, eşcinselliğin kaynağı olarak gösterilen bu nedenler farklı çalışmalarda yanlı yöntemlerle “ispat” olarak gösterilse de bu sonuçlar sonrasında yapılan çalışmalarda hâlâ desteklenememiştir.

“Sonuç olarak çok uzun tartışabiliriz ama bugün hala nasıl oluyor da bazı insanlar eşcinsel oluyor bazıları heteroseksüel oluyor tam olarak bilmiyoruz. Dolayısıyla, bu alandaki uzmanların da bir çalışmanın sonucunu değerlendirirken yönteminin ne kadar güvenilir olduğuna ve bulgunun farklı çalışmalarda tekrarlanıp tekrarlanmadığına bakması gerekiyor. Aksi takdirde şu an alanda “tedavi” adı altında yapılan pek çok yanlış uygulamaya veya danışmanlık sürecine eşcinsel bireyler maruz kalabiliyor.” 

“Eşcinsellik neden hâlâ hastalık olarak görülüyor?”

“Peki güçlü bulgular olmamasına rağmen neden eşcinsellik hastalık olarak görülüyor” diye soran Uluyol sözlerine şöyle devam etti:

“Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımından yola çıkarak hastalığı kişinin fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik halinin bozulması şeklinde düşünebiliriz. Eşcinselliğin hastalık olduğunu savunan grupta eşcinselliğin doğada “daha az” görülmesi, ‘üreyememeleri’, bu kişilerde ruhsal ve fiziksel sorunların yaygınlığının daha çok olması gibi argümanlarla eşcinselliğin hastalık olduğunu savunuyor. Fakat ayrımcılığa ve homofobik tutumlara maruz kalınmadığında kişinin eşcinsel olmasının kendi başına bir hoşnutsuzluk yaratmadığını veya iyilik halinin diğer cinsel yönelimleri olan kişilerden farklı olmadığını gösteren pek çok çalışma var. Dolayısıyla, burada insan cinselliğinin üreme odaklı olması ve heteroseksist yaklaşımın eşcinselliğin hastalık olarak görülmesinde önemli faktörler.”

Ruh sağlığı çalışanlarına öneriler

Uluyol son olarak meslektaşlarına şunları önerdi:

“LGBTİ’lerle daha çok çalışma ihtimali olan doktorlar, psikiyatristler ve psikologlar arasında da şüphesiz homofobik tutumlar var. Neler yapılabilir sorusu politik süreci de kapsayarak çok uzun tartışılabilir ama bunun için ayrı bir başlık gerekir. Peki pratikte neler yapılabilir dersek; danışanlarla konuşurken heteroseksist bir dil kullanmamak (örn. kadın danışana kendi belirtmediği sürece direk olarak “erkek arkadaşınız…” şeklinde bir soru yöneltmemek), lisans eğitimi ve uzmanlık eğitimi sırasında derslerde bu konuları ele almak, araştırmaları yaparken heteroseksist bakış açısını bırakmak örneğin anketleri oluştururken karı- koca, kadın-erkek gibi ikili sınıflandırmayı kullanmamak çok küçük ama farkındalığın artması için önemli olduğunu düşünüyorum.”

Türkiye’den oluşumların görüşleri

Öte yandan Türkiye’den de Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği’nin (TODAP) öncülüğünde ruh sağlığı alanında çalışan kurum ve kuruluşlar son olarak 2015 yılında kapsamlı bir açıklama yayınladı.

Metinde, eşcinsel-biseksüel-trans bireylerin sözde “tedavilerine” yönelik tekniklerin yazıldığı yayınların bilimsel olmadığı ve etik dışı olduğu vurgulandı. Yayınların insan haklarını ve bilimsel/ mesleki standartları ihlal ettiği vurgulandı.

Açıklamanın bir kısmı şöyleydi:

“Eşcinsellik, aynı cinsiyetten bireylerin birbirlerine yönelik romantik ve cinsel çekimini ifade eder. Biseksüellik ise bir bireyin hem karşı cinsten hem de kendi cinsinden birine romantik/cinsel ilgi duyabileceğini ifade eder. Heteroseksüellik de bireyin karşı cinsten kişilere romantik/cinsel çekim hissetmesidir. Bunların her üçü de insanlarda görülen cinsel yönelimlerdir ve herhangi biri diğerinden daha “normal” veya “anormal” değildir.

 “Translık ise bireylerin kendilerini hangi cinsiyete ait hissettikleri ile ilgilidir ve bu hissiyat yaşamın ilk yıllarından itibaren kendini gösterir. Yani bazı bireyler kendilerini üreme organlarına göre tanımlanmış olan cinsiyetlerine ait hissederken, bazıları bunun tersini hissederler. Bunlardan biri ya da diğeri daha "doğal", "normal" veya "olumlu" değildir. Bu nedenle trans varoluşlar hiçbir şekilde “hastalık” veya “bozukluk” olarak görülemez.

“Her ne kadar geçmiş dönemlerde ‘sapkın’, ‘hasta’ veya ‘anormal’ olarak görülmüş olan eşcinsel, biseksüel ve trans bireyler çeşitli insanlık dışı yöntemlerle “cezalandırılmış” veyahut “tedavi edilmeye” çalışılmışsa da, özellikle son 50 yıllık süreçte bu yaklaşımlar terk edilmiş ve uzun çabalar sonunda günümüz bilim dünyası eşcinselliğin ve biseksüelliğin tıpkı heteroseksüellik gibi birer cinsel yönelim olduklarını kabul etmiştir. Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve uzunca bir süre eşcinselliği “hastalık” olarak değerlendiren geleneksel psikoloji/psikiyatri örgütleri bile eşcinselliğin bir hastalık olmadığını ilan etmişler ve kullandıkları hastalık sınıflandırma/tanılama listelerinden eşcinselliği ve biseksüelliği çıkarmışlardır. Dünyadaki duruma paralel olarak ülkemizde de ruh sağlığı örgütleri, eşcinselliği ve biseksüelliği, heteroseksüellik gibi birer cinsel yönelim olarak tanımlamakta ve aksi tutumun bilimsel/mesleki etiğin ihlali olduğunu bildirmektedirler. Böylece gelinen noktada gerek dünyada gerek ülkemizde ruh sağlığı otoriteleri, kendi kültürel ahlaki değerlerini dayatmak yerine, kişilerin öznelliğini ve çeşitliliğini dikkate alan bir tutum sergilemeyi nihayet başarmışlardır.

“Aynı şekilde trans varoluşlar da artık bir tür “hastalık” veya “cinsel kimlik bozukluğu” olarak değil, tam aksine insanlardaki cinsiyet çeşitliliğinin bir parçası olarak görülmelidir. Bu görüşün desteklenmesi yönünde geniş bir kamuoyu oluşmakta ve trans varoluşu bir hastalık olarak kabul eden tanı sistemlerini değişmeye zorlamaktadır. Bu anlamda, trans bireyleri “hasta” veya “sorunlu” olarak lanse eden yayınlar ve uygulamalar, insan hakları açısından sakıncalı, bireylerin ruh sağlığıyla ilgilenenler açısından etik dışı kabul edilmelidir.”

“Senin eşcinselliğin mi var?”

Sağlık örgütleri bunları söylerken bu soruyu ısrarla sormak ya da önyargılarla hareket edip LGBTİ+ varoluşların hastalık olduğu imasında bulunmak nasıl hissettiriyor? Bu soruyu Çanakkale’den LGBTİ+ aktivisti Umut Güven’e yönelttik:

“Zamanında kontrole gittiğim doktorlardan birinin sorduğu bir soru hâlâ zihnimde yankılanır. Rutin bir kontrol için muayene olduğum doktor, “Senin eşcinselliğin mi var?” Gibi bir soru yöneltince bana bir süre cevap veremediğimi hatırlıyorum, hatta ben mi yanlış anladım acaba diye kendimi sorgulamıştım. Zar zor cümle kurarak, “Buraya bazı şikayetler ve rahatsızlıklarla geldim evet, fakat bu sorunlardan veya hastalıklardan biri eşcinsellik değil, siz de kabul edersiniz ki….” gibi bir cevap geveledim. O an fark ettim ki, kişinin mesleği, eğitimi ve konumu ne olursa olsun; kendinden olmayanı veya tam tersine kendinden olduğu için kabullenemediği gerçekliklerinin korkusunu karşı tarafa bir etiket yapıştırarak ötekileştirme çabasında. Bazen bir doktor dahi, -belki farkında olarak belki olmadan- bir hastalıkmışçasına bahsedebiliyor senin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden.

“Yıllardır, her çevreden gelen “Bu hormonal bir bozuklukmuş sanırım, neden tedavi olmadın?” “Küçüklüğünde yaşadığın travmalar mı seni böyle yaptı, terapi almayacak mısın?” gibi sorular duymaya karşı tepkisizleştiğimi görüyorum artık.

“Belirtmek isterim ki, bugün sağlığıma dair bir şüphem varsa, sürekli bir etiket yapıştırma çabasına maruz kalışımdandır, toplumun her kesiminden insanın “hastalıklı” etiketi yapıştırmasını bu denli kanıksamak zorunda kaldığım içindir, eşcinsel olduğum için değil.”

*Sizin de aklınıza gelen soru önerileriniz varsa veya yazı dizisine katkı sağlamak isterseniz yildiz.tar@kaosgl.org adresine bekliyoruz.