İnsan Hakları / Kent Hakkı

Biber gazı ve betona rağmen Ankara’da yine de umut var!

Cuma, 15 Eylül 2017

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı kaosGL.org’a konuştu: Hiçbir kentsel müdahale ihtiyacı, ekolojik kıyımı haklı çıkartmaz.

Eser: Deniz Oslu

Heykelleri gözaltında olan, sokakları emniyetin lojistik bürosuna, mahalleleri dev bir inşaat alanına dönüşen Ankara’yı Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ile konuştuk.

Candan, herkesi tedirgin eden bir yaşam tarzının dayatıldığı Ankara’yı, ODTÜ ormanındaki ekolojik kıyımı, Saraçoğlu Mahallesi’ni, Maltepe Havagazı Fabrikası’nın yıkımı ardından yaşanacak halk sağlığı sorunlarını kaosGL.Org’a anlattı.  

“Coğrafyanın yol göstericiliğini reddeden bakış açısı ile Ankara’nın giderek nefessiz kalması hedefleniyor”

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan

Ankara dev bir şantiyeye dönüşüyor. Neler oluyor Ankara’da?

Ankara çok uzun süredir neoliberal politikalarla siyasal islam ideolojisinin kıskacı altında. Bir yandan ekonomik rantın kent planlaması üzerinden şekillenişi, öte yandan Cumhuriyetle hesaplaşan siyasal islamın, simge yapılar ve alanları yok ederek kendisinden önceki kültürleri öğüten bir yaklaşımın barbarlığını yaşıyor Ankara. Plansız, bilimsel planlama ilkelerinden uzak, parçacı bir yaklaşımla her buldukları yere bina diken coğrafyanın yol göstericiliğini reddeden dahası coğrafyayı değiştiren bakış açısı ile Ankara’nın giderek nefessiz kalmasını ve başkent kimliğini yitirmesi hedefleniyor.

Sizce bu kent için bu kadar çok konut ve yeni yollara ihtiyaç var mı?

Kentlerin planlı gelişimleri ve artan nüfusla birlikte şekillenmesi için nazım imar planları yapılır. Ancak Ankara 2023 nazım imar planı 2007 yılında onaylandı ve 10 yılda 10 binden fazla kez planlar delindi, emsal değişiklikleri yapıldı. Her ay Büyükşehir Belediye meclisinde 200’e yakın imar planı değişikliği geçiyor. Çukurambar, Çavundur, İncek, Kızılcaşar ve Çayyolu rant politikalarına teslim ki hormonlu şekilde büyüyor. İki katlı yapılaşma alanlarında 32 katlı betonlar yükselmeye başlıyor. Başını sokacak bir evin olması yerini ihtiyaç fazlası ve yatırım aracı olan konuta terk ediyor. Planlı bir büyüme olmadığı için konutlarda, yollarda, “plansızlığın planı” olarak yeşili yok ederek, rant odaklı inşa ediliyor. Planlı gelişim ve nüfus projeksiyonu ile bilimsel olarak hazırlanan plan süreçlerine göre kentin büyümesi kaçınılmaz. Ancak bu önceki planları ihlal ederek gerçekleşemez.

“Yol gösterici yine doğanın, coğrafyanın kendisidir”

Ankara’da yapılan Bilkent Şehir hastaneleri için ODTÜ’de bir gecede ağaçların kesilmesi yolların yapılması ile birlikte ekolojik bir kıyım yaşandı. Herhangi bir kentsel müdahale ihtiyacı bu ekolojik kıyımı haklı çıkarır mı?

Hiçbir kentsel müdahale ihtiyacı, ekolojik kıyımı haklı çıkartmaz. Doğa tüm öğeleriyle bir bütündür. Kentsel müdahaleler bu bütünlüğü bozarak, doğanın çeşitliliğini yok ediyor. ODTÜ’de akıl dışı bir yaklaşımla binlerce ağacın kesilmesi, orada yaşayan canlıların yuvalarının dağıtılması ekosistemin bir parçasının kopartılması anlamına geliyor. Tüm çözümlerin ve önermelerin doğaya uyumlu olması gerekir. Burada da yol gösterici yine doğanın, coğrafyanın kendisidir.

ODTÜ Ormanı'na son saldırının ardından

Yalnızca ekolojik değil kültürel de bir boyutu var değil mi bu müdahalenin?

ODTÜ ormanları insan eliyle, emekle şekillenen insan ile doğanın hemhal olduğu bir kültürel peyzaj özelliği taşımaktadır. ODTÜ öğrencilerinin, hocalarının emekleriyle bozkırı yeşerten bir bilimsel aklın ürünüdür. Bu geleneksel kültüre saygı gösterilmesi gerekirken ve insanların yaşanabilir bir dünya için buradan öğrenmesi ve ders alması gerekirken, yaşanan kıyım çok yönlüdür. Bugün ODTÜ ormanı neoliberalizmin sağlık fabrikaları olan şehir hastanelerinin kurbanı oldu. Dünyanın hiçbir yerinde önce hastane yapıp ondan sonrada hastaneye yol yokmuş diye yol açıldığı görülmedi. Bu süreçte ODTÜ yönetimi Büyükşehir Belediyesi ile birlikte protokol imzalayarak bu kıyıma ortak olmuş, ODTÜ’nün geçmişine ve geleceğine ihanet etmiştir. Bu şehir hastaneleri bugün ODTÜ ormanını talan etti ve İncek Kızılcaşar’a doğru yönelen kentsel ranta yeni bir kulvar açarak ODTÜ kampüsünü ve yeşil alanları yapılaşma baskısı altına aldı. Öte yandan bu yollar Atatürk Orman Çiftliği’nden geçecek 50 metrelik yolların bir parçası. Yani Ankara’nın son yeşil alanları rant için yok edilmekle karşı karşıya. Bu aynı zamanda Ankara’nın yok oluşuna neden olacak bir kentsel cinayet sürecinin taammüden planlanmasıdır.

“Kent merkezinin son şansı Saraçoğlu Mahallesi”

Saraçoğlu Mahallesi için yeni ve çok tatsız bir haber aldık…

Cumhuriyetin ilk toplu konutu, kent merkezinin son şansı Saraçoğlu Mahallesi 1990’lı yıllardan bu yana rantiyelerin gözünü diktiği bir yerdi. Ağaçları ve yapılarıyla alanın tamamının tescilli kültür varlığı olduğu bu alanın satışı ilk olarak 1995 yılında gündeme geldi. O süreçte Mimarlar Odası, Saraçoğlu Mahallesi’nin korunmasına yönelik çok ciddi bir mücadele yürüttü ve sonuçta dönemin Cumhurbaşkanı, Saraçoğlu Mahallesindeki lojmanların satış kararını veto etti. 2013 yılında Mahalle ile ilgili “riskli alan” kararı alındı ve yapıların yıkılmasını sağlayacak bir süreçle Saraçoğlu Mahallesi talan edilmek istendi. Bu noktada açtığımız davalar ve bilirkişi raporları Mahallenin riskli bir durumu olmadığı ortaya koydu ve yargı “riskli alan” kararını iptal etti.

Mahalle için bir yarışma da düzenlenmişti değil mi?

Evet, kentin ortasındaki varlık potansiyeli ile hepimizin nefesi olan Saraçoğlu Mahallesi’ndeki rant süreçlerine yönelik hükümetin tek aklına karşılık, ortak akıl süreçleri başlattık. Ulucanlar Cezaevini, burayı yıkarak ayakkabıcılar çarşısı yapmak isteyen Melih Gökçek’ten kurtarıp bugün müze olmasına olanak sağlayan Kent Düşleri proje fikir yarışmasını, Saraçoğlu Mahallesi için de açtık. Mimarlık öğrencilerinin Saraçoğlu Mahallesi’ne ilişkin düşleri, mahallenin geleceği için birçok kurumu bir araya getirdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’de Mimarlar Odası’nın Saraçoğlu Mahallesindeki önerilerinin altını çizerek, Çevre Şehircilik Bakanlığı’na “mimarlar ne diyorsa öyle yapın, Saraçoğlu Mahallesi Ankara’nın incisi” dedi. Çevre Şehircilik Bakanlığı, Mimarlar Odası ve Ankara Ticaret Odası ile birlikte “Saraçoğlu Mahallesi geleceğini arıyor” süreci, Bakanlığın süreci tıkamasıyla kesildi yani Bakanlık sözünde durmadı.

Fotoğraf: Gülistan Aydoğdu

Sonrasında Saraçoğlu Mahallesi’nin Lojman statüsü kaldırılarak ekonomiye kazandırılması için Maliye Bakanlığına devredildi. Mahallede yaşayanlar polis zoruyla hukuksuz bir şekilde sabah baskınları ile evlerinden atıldılar. Hukuksal süreçlerimiz devam ederken, 17 Ağustos 2017 tarihinde resmi gazetede yayınlanan kararla Saraçoğlu Mahallesi, kentin nefesi, tarihi, kültürü, geleceği, Emlak GYO’ya inşaat sözleşmesi, paylaşım ve inşaat yapma anlamına gelen yaklaşımla devredildi. Saraçoğlu Mahallesi’nin idam fermanı anlamına gelecek bu kararı Mimarlar Odası olarak yargıya taşıdık. Adaletin olmadığı bir ülkede, hukuksal sürecin işlemeyeceğini herkes gibi bizde biliyoruz. Alman Mimar Paul Bonatz’ın tasarımı olarak iki kültürün ortak eseri olan Saraçoğlu Mahallesi bize ait bir kamusal alan. Bu kamusal alanın ranta kurban edilmesine izin vermeyeceksek eğer, oranın kamusallığını geliştirmek gerekli.

“Herkesin Saraçoğlu Mahallesi’nin kamusal mekânlarını kullanması için çağrı yapıyoruz”

Mimarlar Odası’nın bir sonraki adımı ne olacak?

Saraçoğlu Mahallesi bizim için artık kamusal olanın kamusallaştırılması alanı. Bu gerekçe ile bir adım değil onlarca adımı programladık. Geçtiğimiz günlerde Başkent Dayanışması ve Demokratik Kitle Örgütleri ile bu kamusal mekânı yaşamımızdan çıkartmama kararı aldık. Herkesi Saraçoğlu Mahallesi’nde 5 çayına davet ettik. Herkesin Saraçoğlu Mahallesi’nin kamusal mekânlarını kullanması için çağrı yapıyoruz. Etkinlikler koordine edeceğiz. Ekim ayı içerisinde gerçekleştireceğimiz Dünya Mimarlık günü etkinlikleri çerçevesinde Saraçoğlu Mahallesi bizim kamusal mekânımız olacak, orada atölye çalışmaları yapacağız, resim yapacağız, müzik yapacağız, sohbet edeceğiz. Bize ait olanın bizden alınmasına izin vermeyeceğiz.

Fotoğraf: Gülistan Aydoğdu

Bütün bunlar devam ederken, tescilli kültür varlığı olan Saraçoğlu Mahallesi’nin, Koruma Amaçlı İmar Planı bulunmuyor. Bu planın yapılması için demokratik kitle örgütleri temsilcileri ve Başkent Dayanışması bileşenleri olmak üzere Çankaya Belediyesi ile görüşmeye çalışacağız. Bu konuda belediye başkanından randevu istedik, cevap bekliyoruz. Mimarının Alman olmasından kaynaklı iki kültürün eseri olan Saraçoğlu Mahallesi’ne dair çalışmalar için Alman Büyükelçiliği’nden kurumlar olarak randevu istedik. Önümüzdeki günlerde temsilcilerle birlikte Alman Büyükelçiliğinde, Saraçoğlu Mahallesi gündemli görüşme gerçekleşecek. Yani Saraçoğlu Mahallesi için çok yönlü bir süreç tanımladık.

“Saraçoğlu Mahallesi kentin ortasında önemli bir potansiyel ama halk bunun farkında değil”

Ankaralılar, Saraçoğlu Mahallesi unutmuş gibi değil mi?

Gerçekten vizyonu olan bir yönetim anlayışı Saraçoğlu Mahallesi’nin taşıdığı potansiyelin farkına varır ve kamusal bir kullanımla yeniden şekillendirir. Ancak maalesef böyle bir ekip ile yönetilmiyor Türkiye. Saraçoğlu Mahallesi hepimizin hayatına dokunacak, uluslararası ortamlarda Ankara’nın kültürel ve turizm potansiyelini açığa çıkaracak, Ankara’nın Dünya Kenti vizyonunu geliştirecek bir potansiyele sahip. Hatta geçtiğimiz günlerde, Saraçoğlu Mahallesindeki beş çayı davetimize Fransa’dan bir konuk da geldi. Fransa’da benzer bir mahallenin varlığından ve bu mahallede de Türklerin yaşadığından bahsederek Belediye’nin orada yapmaya çalıştığı olumlu süreçleri anlattı. Biz de bunu gündemimize aldık, “uluslararası ortamlarda, kardeş mahalle yaklaşımı ile süreç desteklenebilir mi” diye. Saraçoğlu Mahallesi kentin ortasında önemli bir potansiyel ama halk bunun farkında değil. Çünkü yıllarca devlet lojmanı olarak kullanılmış ve bu özelliğinden kaynaklı özel alan olarak algılanmış durumda. Birçok kişi Kızılay’ın hemen yanı başında, sincapların dolaştığı gökyüzünü delen çınarların olduğu, iki katlı üç katlı yapıların bulunduğu bu alanın farkında bile değil.

Fotoğraf: 24 Ağustos 2017 tarihli Saraçoğlu'nda beş çayı eyleminden

Bu nedenle Saraçoğlu Mahallesinin değerlerini topluma anlatmak için rehberli geziler programladık. Uzun süredir üniversitede verdiğim mimarlık derslerinin bir bölümünü uygulamalı ve yerinde öğrenme süreci ile Saraçoğlu Mahallesi’nde gerçekleştiriyorum. Mimarlık öğrencileri ilk defa Saraçoğlu Mahallesini görüyor ve hayretler içerisinde kalıyor. Şimdi bütün üniversitelere çağrılar yaparak sınıfsız üniversite ve deneyimleme yoluyla mimarlık eğitimi için Saraçoğlu Mahallesi’nin muhteşem bir mekân olduğunu anlatacağız. Mimarlar, şehir plancıları, kamu yöneticileri, peyzaj mimarlığı, tarihçiler, sosyologlar, sanatçılar ve mimarlık disiplini ile ilişkili onlarca meslek alanını doğrudan kesen yaşamsallığı ile Saraçoğlu Mahallesi bir üniversite alanı. Öğrendiğimiz paylaştığımız araştırdığımız yaşadığımız öğrenme mekânı. Kentler aslında üniversite gibidir. Her köşede bir ders anlatılır ve siz o dersi fark ettiğiniz andan itibaren o kentin bir parçası olmaya başlarsanız, emek verirsiniz sahip çıkarsınız.

“28 Ekim’de de büyük bir Saraçoğlu Mahallesi buluşması organize ediyoruz”

Anlattıklarınız çok heyecanlandırıyor… Saraçoğlu Mahallesi’ni ranta kurban ettirmeyeceğiz o zaman…

Saraçoğlu Mahallesi için hukuksal süreçlerimiz bir taraftan devam edecek ve bu güzel alanın kıyımına seyirci kalmayacağız. Orası bizim nefesimiz izimiz, sesimiz, geleceğimiz. Saraçoğlu Mahallesi çok bakımsız, çöpler atılmış her yanına, Başkent Dayanışması ve Demokratik Kitle Örgütleri ile ekim ayında Saraçoğlu Mahallesi’nde temizlik yapacağız. Bunu bir kez Başkent dayanışması ile yapmıştık, tulumlarımızı giyip sokakları süpürmüş çöpleri toplamıştık. 28 Ekim’de de büyük bir Saraçoğlu Mahallesi buluşması organize ediyoruz. Daha önceden Saraçoğlu Mahallesi’nde oturan sanatçıları, politikacıları yazarları da davet edeceğiz. Anılarına ve mekânlarına yeniden dokunsunlar isteyeceğiz. Yani adımlar planlandı ve atılmaya başlandı. Saraçoğlu Mahallesi’nde önümüzdeki günlerde insan sesleri çoğalacak.

Paul Bonatz’ın Saraçoğlu Mahallesi için yaptığı eskiz çalışması. (Lavarla)

“Halkın sağlığını tehdit eden ve asbestli yapıyı mahkeme kararına rağmen hiçbir önlem almadan yıkarak, kanser vakalarına davetiye çıkartan Melih Gökçek hâlâ yerinde oturuyor”

Bir de asbestli yıkım atlattık. Maltepe Havagazı Fabrikası’ndaki 350 ton asbestli malzeme bulunan elektrik santralinin yıkımı hakkında bilirkişi raporu da Mimar Odası ile aynı görüşte, karantina bile yeterli değil. Hukuki süreç nasıl devam ediyor?

Aslında Ankara’da ne çok potansiyel var. Hükümet’in yerel yönetimin, vizyonsuz bakış açısının kurbanı oluyor bu alanlar. Ve her birimizin hayalleri varken bu kente ve yaşama dair, hayal kurma hakkımız elimizden alınıyor. Gelecek kuşakların fikir üretme ve yaratıcılık hakkı gasp ediliyor. Maltepe Havagazı yerleşkesi de Saraçoğlu Mahallesi gibi Cumhuriyet kalkınmasının önemli temsil yapılarından birisi. 1928 yılında Alman Mimar Werner İssel tarafından yapılmış, inşasında İngiliz Türk, Alman işçiler birlikte çalışmış. Çok uzun süre Ankara’nın gaz ihtiyacı karşılanmış bu yapıda.  Doğal gazın gelmesiyle birlikte işlevsiz kalan bu yapılar bütünlüğü, bir işlev dönüşümü yapılarak çok önemli bir çekim merkezi olabilirdi. Ancak burada da yine böyle bir yönetim anlayışı yok.

Maltepe Havagazı Fabrikası yıkılmadan önce

Maltepe Havagazı Fabrikası sanayi kalkınmasının tanık mekânı olarak tescillendi sonra rant projelerine kurban edilmek istendi 2006 yılında tescili iptal edildi. Bunun üzerine açtığımız dava on bir yıl sonra 2017 Şubatında sonuçlandı. Mahkeme kararı bize tebliğ edilmeden bir baktık ki Maltepe Havagazı yerleşkesindeki elektrik santralinin yıkımı 25 Şubat’ta başladı. Biz Ankara Tabip Odası ile birlikte 15 Şubat’ta bir açıklama yaparak havagazı yerleşkesindeki 350 ton asbestli malzemenin yıkımına dair ihale sürecini kamuoyunun gündemine taşıyarak, tarihsel potansiyelinin yanında halk sağlığını tehdit eden bir süreci de kamuya duyurduk önlem alınmasını istedik.  Asbestli malzeme bulunan yapıların yıkımına dair bir yönetmelik var. Yıkım yapılacaksa bu yönetmeliğe göre yapılmak durumunda aksi durumda havada yayılan asbest lifleri insan sağlığını etkiliyor ve 5-10 yıl içerisinde kanser vakalarına neden oluyor. Büyükşehir Belediyesi muhtemelen davanın bizim lehimize sonuçlandığını öğrenince apar topar yıkmaya girişti. Ankara Tabip Odası ile birlikte o süreçte yıkımı durdurmak için dava açtık, analizler yaptırdık ve asbestin yayıldığı raporlarla tespit edildi. Mahkeme bunun üzerine yürütmeyi durdurma kararı verdi. Sonrasında bilirkişi raporları da bizim lehimize çıktı ve mahkeme bilirkişi raporlarına istinaden gerekçeli olarak halk sağlığında telafisi mümkün olmayan zararlar doğuracağından mahkeme sonuçlanana kadar yürütmeyi durdurma kararı verdi.  Mimarlar Odası Ankara Şubesinin ve Ankara Tabip Odasının uyarıları haklı çıktı. Ama buna rağmen halkın sağlığını tehdit eden ve asbestli yapıyı mahkeme kararına rağmen hiçbir önlem almadan yıkarak, kanser vakalarına davetiye çıkartan Melih Gökçek hala yerinde oturuyor. Hukuksuzluk bu işte… Birde Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve Ankara Tabip Odası yönetim kurulu üyeleri hakkında “iftira atıyorlar” diye suç duyurusunda bulundular. Her şey bilimsel olarak da ortada. Kimin iftira attığı da belli.

Maltepe Havagazı Fabrikası yıkımından

Hukuksal süreç devam ederken, Ankara Tabip Odası ile birlikte Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, Havagazı Fabrikası yerleşkesinin yıkılan bölümleri de dâhil olmak üzere kente kazandırılması için Kent Düşleri proje fikir yarışması açtık. 7 Ekimde yarışmaya katılan öğrenciler yer görmek için Ankara’ya gelecek. Bir yandan hukuksal süreç devam ediyor bir yandan da Cumhuriyet’in tanığı Havagazı Fabrikasına dair düşler kuruluyor. Düşünebiliyor musunuz, Ankara için iki önemli alan Saraçoğlu Mahallesi ve Havagazı Yerleşkesi Ankara’nın vizyonunu değiştirebilir. Teknoloji araştırma geliştirme merkezi, bilimsel araştırma ve kültürel sanatsal merkez. Ankara işte o zaman başka bir yer olur… En çok bu hayal ve ideal mücadele azmimize can suyu veriyor.

“Hakkımızda açılan davalar sonucu, hukukçumuz biraz mimar, biz biraz hukukçu olduk”

ODTÜ Orman’ı, Atatürk Orman Çiftliği, Saraçoğlu Mahallesi… Kentin dokusunu, doğasını korumak için her yerdesiniz. Kentin talanından rant bekleyen şirketlerin işbirlikçisi medya kuruluşları tarafından hakkınızda son dönemde çıkan, sizi doğrudan hedef gösteren haberlere ne diyorsunuz?

Mimarlar Odası 1954 yılından bu yana kamu yararı mücadelesini sürdürüyor ve sürdürmekte de kararlı. Bu süreçte de hep iktidarların hedefi haline geldik. Son dönemlerde sessizliğin ortasında kararlı bir ses olarak Mimarlar Odası hedef haline getiriliyor. Yönetim Kurulu üyelerimiz hedef gösteriliyor, işyerlerimizde baskıyla karşılaşıyoruz. İzinler konusunda sıkıntı çıkartıyorlar. Ancak biz kararlıyız kamu görevi yapıyoruz, Danıştay kararları da bunu söylüyor. Anayasanın bize verdiği yetkiyle devletin malını yani bize ait olan kamu malını koruyoruz. Kimseye de borcumuz yok. Bilimin ışığında, kentimize geleceğimize sahip çıkmaya devam ediyoruz. Hakkımızda davalar açılıyor, saldırılardan kaynaklı biz onların hakkında davalar açıyoruz. Bu konuda hukukçumuz biraz mimar, biz biraz hukukçu olduk. Sabırlıyız, doğru yoldayız, bu saldırılar ve hedef göstermeler bizi yolumuzdan vazgeçiremez. Çünkü biz çok haklıyız, gücümüzü de haklılığımızdan alıyoruz. Böyle zamanlarda korkup geriye çekileceksek, susup oturacaksak, niye bu örgütün yöneticisi oluyoruz ki. Sorumluluk aldıysak gereğini yerine getireceğiz.

“Ankara giderek abluka altına alınmış, köşe başlarında metrosunda polislerin beklediği tedirgin kent olmaya doğru gidiyor”

Ankara ötekiler için nasıl bir kentti ve nasıl bir kent olmaya doğru gidiyor?

Şu anda Ankara’da hatta Türkiye’de hükümet, kendisi gibi düşünmeyenlere yönelik topyekûn bir ötekileştirme politikası yürütüyor. Ses çıkartmak isteyen hakkını arayan herkes üzerinde yoğun bir baskı var.

Gözaltında tutulan İnsan Hakları Heykeli

Ankara giderek abluka altına alınmış, köşe başlarında metrosunda polislerin beklediği tedirgin kent olmaya doğru gidiyor. Herkesi tedirgin eden bir yaşam tarzı dayatılıyor. İnsan Hakları anıtı tutuklu, Saraçoğlu Mahallesi’nin birinci caddesi abluka altında… Güvenpark kargaşanın içerisinde mekânsal olarak ötekileştiriliyor, itibarsızlaştırılıyor.