Yaşam / Dünyadan

Translardan ve ikili cinsiyet dışındaki hayatta kalanlardan kendi beden parçalarına mektuplar*

Perşembe, 21 Eylül 2017
Haber: Kaos GL

“Sizden hem utanıyor hem de sizinle gurur duyuyordum.”

Lexie Bean’in 16 Mart 2017 tarihli Letters from Trans and Nonbinary Survivors to Their Body Parts isimli yazısını linkli yazısını Nilgün Yılmazarslan, Ilgaz Yalçınoğlu ve yazarlarımızdan Ezgi Kayış çevirdi.

Bu yazı farklı deneyimlerden geçmiş üç farklı kişinin kendilerine daha doğrusu kendi bedenlerinin bazı kısımlarına yazdıkları üç mektuptan oluşuyor. Ilgaz ilk mektubu, Nilgün ikincisini çevirdi, Ezgi de üçüncüsünü çevirdi. Üçü de kendi deneyimlerine benzer bulduğu mektubu aldı.

İçerik uyarısı: Cinsel Şiddet, Beden Dismorfisi

Okurken lütfen kendinize ve birbirinize iyi davranın. Mektuplarla ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz bu sayfayı ziyaret edebilirsiniz. Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin Şifalı Bilgiler dergisine göz atabilirsiniz.

Ezgi’nin notu: Nonbinary’yi ikili cinsiyet dışındakiler olarak ifade edebiliriz. İçinde nonbinary terimi geçen bundan önceki çevirilerimde, nonbinary’yi hep “ikili cinsiyet sistemine uymayan” diye çevirdim, en kısa zamanda düzeltmeleri yapacağım. Meselenin uyum/uyumsuzlukla bir ilgisi olmadığını hatırlatan sevgili Pınar’a teşekkürler.

I. Mektup

Naçiz ön girişime,

Translığımdan bahsederken, yazması karşılığında para alan çoğu transın değinmek zorunda olduğu gibi, seni hesaba katmak zorundayız. Sen, tabi ki, beni ortalama natrans erkeklerden ayıran son şeylerden birisin. Yüz kılı? O konuya yetişiyorum. (Teşekkürler testosteron!) Büyük göğüs? Tıp biliminin gücü sayesinde yakında ortadan kaldırılacak. Ve böylece, bacaklarımın arasındaki küçük açıklıkla baş başa kalacağım.

Sanırım benimle mahsur kalman senin suçun değil. Eğer seni istiyor olsaydım, sanırım yeterince iyi olabilirdin. Ama sen kendine has bir cehennemdin.

Beyhude de olsa, varlığınla uyumlu bir kimliği benimsemeye çalışırken bile, sen kara bir deliktin. Elimle bacaklarımın arasına uzanırdım ve parmaklarım istemsizce, orada olmayan bir şeyi kavramaya çalışırdı. Önceden severek giydiğim birçok boxer ve külotu lekeledin. Duştan sonra aynanın karşısına geçmeden önce seni havluyla kapamayı unuttuğumda, yabancı manzarana, seni tanımlayan uç ve yarıklara hayretle bakardım.

Testosteron yüzümü ve vücudumu daha tanınabilir bir bene dönüştürdükçe, kendime bakmak daha az gerçeküstü bir deneyim olmaya başladı. Yine de, çene yapım dahi gelişiyor olsa da, hiçbir doz testosteron seni değiştiremiyor. Kıllar, alttaki tümsekleri ve deri parçalarını saklayarak seni neredeyse katlanılabilir hale getiriyor. Burada anahtar kelime “neredeyse.”

Bir sefer, başarısız kadınlık girişimim sırasında, bir feminist blogda yazdığı üzere bir el aynasının üzerine çömeldim ve içimdeki feminenlikle, ya da o zaman vajina yerine kullanılan hüsnütabir ne ise, bağ kurabilmem için senin tasvirini yapmaya çalıştım. Bu sayede, cinsel özümü daha çok takdir edecektim. Ama neredeyse kusuyordum. O zaman, amımı daha da kabarık gösteriyor diye şişmanlığımı suçladım.

Ama senin varlığın dönüşmek istediğimi anlamamı sağladı; bu yüzden sanırım bir nebze de olsa takdiri hak ediyorsun.

Görsel: bizarrestar203

Eski sevgilim seni severdi. Genital bölge ameliyatının “sakatlama” olduğunu söylerdi. Zeki bir adam değildi ama vücudum hakkında güçlü sözleri vardı. Senden bu yüzden nefret ettim. Eski sevgilim sana takıktı, vücudumun fantezilerindeki kabul edilebilir trans erkek kalıbına uymasını talep etti. Nihayetinde kıllanacak bir göğüs kabul edilebilirdi ama göğüs ameliyatı söz konusu olamazdı. Metoidioplasti veya falloplastiyi unutun gitsin zaten.

Bana her zaman “Senden hoşlandığım için kendini şanslı saymalısın” derdi. Seni ima ediyordu. “Eşcinsel erkekler senin gibi erkeklerden hoşlanmaz.” Bazen hala bunun doğruluğunu merak ediyorum.

Birlikte güzel zamanlarımız da oldu sanırım. Bekâretimizi birlikte kaybettik. Bazen senin ne olduğunu düşünmediğimde, oradan dokunulmak aşırı iyi hissettiriyor.

Yine de hala senden nefret ediyorum. Küçük kirli sırrımı sen de benim kadar iyi biliyorsun. Boktan bir şeyler olduğunda donup kalıyorum. Dizlerim kilitleniyor vs.

Başına daha önce gelmemişse, hep tecavüzcüyü kasığından tekmeleyip ittirir ve durmaksızın kaçarım diye düşünürsün. Kendi kafanda Rambo’sundur, bir kurbandan daha fazlasısındır. Kelimelere dökmezsin ama tecavüze uğramış insanlara kurtulacak kadar güçlü değillermiş diye bakar, hor görürsün.

Sen ne zaman olduğunu hatırlıyorsun. İlk kez olduğunda, beni yatağa yapıştırdı. Mücadele edemedim. Keşke sen etseydin. Keşke dişler çıkarsaydın, kanını akıtsaydın. Yalvarışlarımı dinlemedi. Senin varlığın yüzünden bana iyi kız dedi. Çünkü boxerımı yırtıp çıkardığında ne olduğumu anlamıştı ve bundan hoşlanmamıştı.

İkinci kez olduğunda yine donup kaldık. Sen onu memnun ettin. Yapması gereken tek şey zorla bacaklarımı ayırmaktı. Ne kadar yalvarsam da durmadı ve sen de karşılık vermedin.

Ne zaman gözlerimi kapasam oraya geri gidiyorum. Halbuki hiç ayrılmadım oradan.

İlk tecavüzden bir hafta sonra, güçlükle sağlık ocağına gittim. Sanki otobüse binersem şehirdeki tüm sapıklar gözeneklerimden yayılan kurban kokusunu alacaklarmış gibi evimden kliniğe kadar 1.5 kilometre yürüdüm. Danışmaya “Sadece kontrolden geçmek istiyorum, sadece Cinsel Yolla Bulaşan Hastalık Testleri” dedim.

Elime bir aile içi şiddet broşürü tutuşturdu.

İlk başta iyi dayandım. Bir kaba işedim, hamile kalıp kalmadığımı kontrol etmelerine izin verdim ve bir hemşire tuvalet kapısının dışında beklerken, tek başıma senin içinde pamuklu bir çubuk döndürdüm. Muayene ise başka bir hikâyeydi. Pantolonumu çıkarmış, bacaklarımı açmış halde uzanırken, hemşire beni muayene etme şansı bulamadı bile. Aşırı hızlı nefes almaya başladım ve bacaklarımı kapattım.

Beni bir torba dolusu kondomla eve yolladılar. Verdikleri broşürle birlikte hepsini çekmeceye attım. Hiç okumamış olsam da broşür hala bir yerlerde duruyor. İkinci tecavüzden sonra buna benzer bir şey yapmadım. Belki en hayırlısı buydu.

Terapistim kendimi suçlamayı bırakmamı söylüyor. Seni suçlamaya çalışmıyorum. Yine de, metoidioplasti ile seni diktiklerinde, koca bir ruhsal yükün seninle birlikte gideceği hissine kapılıyorum.

Elveda. Bazen, keşke sana daha çok ihtiyaç duyan birine verebilseydim seni diyorum, ancak sana yapılan her şeyi de beraberinde almış olurlardı. Belki de çocukken dua ettiğim gibi bir anda yok olman en iyisi olurdu. Bundan şüpheliyim ama umarım giderken kâbusları da yanında götürebilirsin.

II. Mektup

Vücut kıllarıma,

Sizi uzatmamı isteyen oydu. O, kadın (she), bense cinsiyet nötr (they) olmadan önce. Düğünümüzün fotoğraflarını paylaşmak istediğimde bana bağırdığı zamandan, gelin ve damat olduğumuz zamandan önce. O kıllı kızları severdi. Benden ayrıldığında ve ben bol miktardaki vücut kıllarıma en az onun kadar takıntılı birisinin oral bariyer olmadan bana oral seks yapmasına izin verdiğimde, bana yanlış bir şey yaptığımı söylemeye çalıştı. Vücudum ona aitti, o vücudumu istemediğinde bile.

Sizden hem utanıyor hem de sizinle gurur duyuyordum. Bir keresinde, hormon değiştirme terapisinden önce, bir arkadaş bacaklarıma bakarak testosteron kullanıp kullanmadığımı sordu. Hayır dedim gülerek, yakın zamanda sosyal olarak dönüşmüştüm ve birisinin tıbbi olarak da dönüşüyor olduğumu düşünmesine gizliden gizliye çok sevinmiştim. Ben İtalyan’ım. Bir keresinde, caddeden geçen bir adam bana hayvan diye seslendi. O gün şort giyiyordum ve bacaklarımı göstererek beni erkek sandığını söyledi. Beni çok kuir gösteriyordunuz, nonbinary oluşumu neredeyse herkese fark ettiriyordunuz. Küçük kuir baloncuğumun dışında, beni aynı zamanda hedef haline getiren de sizdiniz.

Görsel: Ayqa Khan

Sizinle rahat olmamı sağladı, daha önce hiç olmamış bir şeydi bu. Bu bir hediyeydi; bir şekilde kendi kendimi anlamak, kendi vücudumu anlamak, ben sevemesem de size sevgi gösteren birine sahip olmaktı. Zaten hep böyle başlamaz mı? Siz de onun için bir hediyeydiniz; talep etmediği fakat baskıyla bunun benim için en iyisi olduğuna inandırdığı... İstediği her şeyi böyle elde ediyordu. İşler değiştiğinde, gerçekte kime ait olduğunuzu merak ederek baktım size.

O anı hatırlıyorum; anca bir yıl sonra bir ofiste hatırlayacağım o anı. Onunla ve terapistimle bir ofiste oturuyorduk ve ona “Bu bana cinsel saldırıda bulunduğun zamandan bile kötü” dediğimde fark ettim. Menisinin içinizde parıldadığı, temizleneyim diye banyoya gitmek için kalktığımı, almam gerektiğini bildiğim ertesi gün hapını düşe kalka aradığım o anı. Sizi çoğu kez kopardım; nefret ettiğimi bildiği halde kullanmam için ısrar ettiği diyaframı yerleştirdim. Kondomlardan nefret ederdi; kondomlar ona benim diyaframla yaşadığımdan çok daha kötü bir hoşnutsuzluk yaşatıyormuş. Kondomun seksten sonra çıkarılabildiğini ama diyaframın panikle saatlerce vücudumda tuttuğum bir şey olduğunu boşverin zaten. Her zaman en önemli olan onun ihtiyaçlarıydı. Bu yüzden “Korunmadan yapacağız ama içime boşalma” diyerek sonunda kabul ettim. Buna bile saygı duymadı. İçime ve üzerime boşaldı.

Sonra “Şimdi sana tecavüz ettim değil mi?” diye sordu. Sonra, hisleriyle ilgili bir şarkı yazdı.

Onu affettim. Zaten hep böyle başlamaz mı? Herkesi benim onu istismar ettiğime ikna etmesi? O kadın olduğu ve ben maskülen olduğum için herkesin ona inanması? Çünkü gerçekten bana bunları yapmış olsaydı, onunla kalmaya devam etmezdim ki değil mi?

Siz onundunuz. Onun arzuları için uzadınız. Sizin onunla parlamaktan başka ne amacınız olabilirdi ki?

Sizi tıraş edip her şeye baştan başlamam iki yılımı aldı.

III. Mektup

Sevgili beynim,

Seni korkutucu ve ne yapacağı belli olmaz biriymişsin gibi düşünürdüm. Bir sonrakinde ne olacak acaba korkusuyla yaşadım. Bana ne yaptıracağın, ne hissettireceğin, ne düşündüreceğin korkusuyla. Öfkeli bir enfeksiyon gibi yıllardır yanıyorsun, hiddetlisin ve her zaman faalsin. Enfeksiyon ve zihinsel rahatsızlık arasında, hep kendi ayrı hayatın varmış gibi gelirdi bana. Ve bu beni korkutuyor.

Beni tam olduğum yerde durdurabiliyorsun; gün ışığını bir anda ortadan kaldırıp beni karanlıkta kaybolmuş bırakabiliyorsun.

Görsel: Gemma Correll

Elime bir bıçak verdin, kafama sesler soktun, şeytanlarımı uzakta tutabilmem için ağzıma şişeler dayadın. Unutturdun, kekelettin hatta bazen bütün bedenimi felç ettin.

Ama ilaçlara başladığımdan beri, ki bu girişimi iyi karşıladın, varlık amacının canımı yakmak olmadığını fark ettim. Bunca yıldır yardım çığlıkları atıyordun, canın yanıyordu. Ve çocukluğumdan beri benimle klasik bipolar semptomlarla iletişim kurma çabalarına, bana kendini ifade etmeye çalışışına kulak vermek yerine ben seni öfkeyle susturdum.

Ama o zamanki hissettiklerimle, tüm dünya bize karşıymış gibi geldiğinde, kolayca senden nefret etmeye sürüklendim. Ailem bana yaptıklarından nefret etti ve bunun için ziyadesiyle bana bağırdı. Sanki senin yaptıkların benim kontrolümdeymiş gibi. Eğer bağırmak, zorbalık yapmak, vurmak sesleri ve acıyı durdursaydı, ben seni uzun zaman önce susturabilmiş olurdum zaten. Ama bunun yerine, daha da hiddetlendin, daha da gürültülü çıkmaya başladı sesin.

Böylece ben de dinlemeye başladım.

Yavaşça dilini ve mesajlarını yorumlayabilmeyi öğrendim. Seni istila eden ve bulanıklaştıran gizemli ızdırabını, “depresyon”, “anksiyete”, “mani” gibi somut semptomlarla tanımladık. Yardımın ve sabrınla birlikte, yavaşça senin kim olduğunu öğrendim. Uygun tedaviyi görebilmen için sana güvenli ve rahat bir “bipolar” etiketi tutuşturmamız gerektiğini öğrendik. Şimdi sana daha iyi bakıyorum, hoşuna gittiği belli olan haplardan günde en az üç tane alıyorum ve mesajların değiştiğini görüyorum.

Yeterince duygudurum dengeleyici olmadığında ya da gereğinden fazla antidepresan olduğunda iletişime geçiyorsun.

Bana mutlu olduğunu söylüyorsun, bense sana inanmakta tereddüt ediyorum. Dengeye kavuşmuş yeni senle bu yeni hayatı yaşarken ikimizin de uyum sağlaması gereken çok şey var. Ama tüm bunlar olurken, hayatımızda ilk defa aklı başında hissetmenin verdiği bir sihirli mutlulukla mest oluyoruz. Bu his bazen kısa sürse bile.

Geldiğimiz bu noktada, seni hayatımdaki herkesten daha iyi tanıdığımı hissediyorum. Daha gençken seni dinlemediğim, susturduğum, acı çekişini sürdürdüğüm için özür dilerim. Kim ne derse desin, senden asla nefret etmeyeceğim. Beni zorladığın oluyor, bu ikimizi de yoruyor. Ama seni şartsız şurtsuz seviyorum ve senin için hayatım boyunca mücadele edeceğim. Yardım et diye feryat ettiğinde sana asla arkamı dönmeyeceğim. Sen güvendesin, ben güvendeyim, birbirimizle güvendeyiz. Sevgilerimle.

Bu çeviri ilk olarak ezgiepifani blogunda yayınlanmıştır.