Gökkuşağı Forumu

Samut: Bir çeşit ot

Çarşamba, 15 Kasım 2017

Yokuşu tırmanmaya başladığımda, önümden geçen bir kadını elleriyle havaya yazı yazıp silmeye çalışırken gördüm.

Üniversiteye ilk başladığım yıllardı. Ege’de bir beldede meslek yüksekokulunda okumak için gelmiştim. Otobüs seferi benim gibi üç kişiyi beldenin girişinde bırakmıştı, diğer çocuklar beldeyi araştırmamış olacaklardı ki hayal kırıklarıyla bavullarını alıp yavaşça tırmanmaya başladılar yokuşu her bir tarafı portakal ağaçlarıyla dolu sokaklarında limon kokusundan geçilmeyen bu belde kurumuş zeytinlerin yere şeritler çizdiği bu yol benim başlangıcımdı.

Çokta oyalanmadan bir an önce, gelmeden önce görüşme yaptığım yurda ulaşmak istiyordum bavulu yüklenip yokuşu tırmanmaya başladığımda bir anda önümden bir kadının elleriyle havaya yazı yazıp silmeye çalışırken gördüm sokakta. Oradan oraya koşuyordu bir anda başörtüsü uçtu. Bıraktım bavulu başörtüyü yakalamaya çalışıyordum. Nihayet yakalamışken bu sefer de onu kaybetmiştim. Yurtla kadını gördüğüm mesafenin arası yoktu ve o gün yurda yerleşmiştim burası yüz kişilik kız yurduydu karmaşayı kaosu tahmin edebilirsiniz. Hiç kimse yurttan çıkmıyordu okula gitmek dışında aslında çokta seçenekleri yoktu bir bakkal ve bir marketin olduğu bu küçücük muhitti onlar için, benim içinse keşif henüz başlamamıştı ama ilk işim o kadını bulmak başörtüsünü vermekti. Yüksek ihtimalle meczubun tekiydi hareketleri bunu gösteriyordu ve onu çevreye sorarak bulmamda zor değildi.

Çevrede nefesi kesen keskinlikte ekşi bir koku hâkimdi. Kadınlar nar ekşisi yapıyordu selam vererek gördüğüm kadını tarif ettim birbirlerine bakarak fısıldamaya başladılar yaşlı olanı döndü:

- Ne yapıvecen sen onu, sen ver başörtüyü ben götürüveririm dedi. Hem korkarsın sen ondan. Hem napcağı belli olmaz onun.

Deyince önce düşünüp anlamaya çalıştım “napabilir, nasıl zarar verebilir ki en fazla” diye çok geçmedi kadın oralı olmadığımı anlayınca ;

- Anlaşıldı illa gendin verivecen. Eeeyi yarın gel ben ona çorba götürüvercem sabah beraber gideriz.

Teşekkür ederek uzaklaştım, arkamdan hala konuşuyor ve gülüşüyorlardı. Gece yurttaki karmaşanın sesleriyle uyumaya çalışırken o kadını düşündüm yüzünü görememiştim neye benziyordu acaba beni görse ne yapardı? Acaba o kadınlar niye bu kadar şaşırdı illa görmek istememe, diye binlerce soruyla uyuya kalmıştım. Sabah yüzümü yıkadığım gibi giyinip yaşlı teyzenin kapısına dayandım. Kadın şaşırdı, kapıda erkenden beni görünce ama kızmadı çemberini bağladı bir kap çorbasını aldı yola koyulduk. Yolda dün geceden beri beklediğim soruların cevabı olan bir çok şey döküldü ağzından üstelik tek bir kelime bile sormamışken;

- Samut derler bizim burda ona

Kendimi tutamadan girdim araya;

- Samut derken, samut demek ne demek

-Samut buralarda çıkan bi çeşit ot’tur, dedi ve ekledi salatada kullanırız biz.

- Otun adını mı verdiniz kıza bir nevi lakap olarak, dedim kendimi tutamayarak. kadında garipsedi oralı olmama vererek gülümseyerek devam etti.

- Buralarda delilere, meczuplara hep samut derler.

Eser: Bahadır Baruter, Ruhaltı

Kadına belli etmesem de bozulmuştum bu duruma. Birçok benzetme yapılır meczuplarla ilgili de ‘samut ‘ olmamalıydı. Kadın elindeki çorbasını bana uzatarak “az kaldı” dedi, başörtüsünü düzeltti çorbayı tekrar aldı. Etrafa bakıyorum burası zeytin ağaçlarıyla dolu bir arazi ev yok. Gerilmeye başladım. Ev değil ağaçlardan başka insanın yaşamına dair hiç bir belirti yok uçsuz bucaksız ağaç dolu… Tam o sırada bir çığlık koptu ama nasıl bir çığlık eğer refleksiniz güçlü değilse oracıkta sağır olabilirdiniz. Kadın bana döndü gülümsedi;

- Bak karşılıyor bizi samut.

Artık gerçekten korkmaya başlamıştım. “Hep böyle çığlık atar mı”, dedim ve birden sordum “Saldırır mı?” Kadın kendinden emin bir sesle ;

-Madem korkarsın ne diye ısrar edersin, ben vercem başörtüyü deyiverdi. Şaştım kaldım bu netliğine kadının. Bir de baktım ki toplasan saymaya bile değmeyecek tahta sayısıyla derme çapma bi kulübeye geldik. Tamam, itiraf ediyorum beklentim çokta büyük değildi ama bu yıkıldı yıkılacak kulübe kadar da vicdansızlık beklemiyordum. Samut kapıyı açtı ve elimdeki başörtüyü gördü. Kendisinde başörtü yoktu gözleri yeşille kahverenginin arasında yeni bir renk oluşturuyordu, elleri bir ağacın dalları kadar sağlam ve çevikti boyu 1.90 a yakındı, yüzündeki çizgileri hak edilmeyen bir ömrün bedeliymişçesine sorgulatacak kadar fazlaydı. Elimden başörtüyü alırken tırnaklarını geçirdi nefesim kesildi o an gözlerini benden ayırmıyor, ses çıkarmıyor ama her an bana saldıracakmış gibi bakıyordu sanki donmuştum o an hiç bir şey düşünmemekle birlikte gözlerimi de ayırmayacak kadar tetikteydim. Kadın önüme geçerek Samut’a çorbayı uzattı içerden ekmek getiren Samut karşıma oturarak çorbasını yedi ve bir an bile gözünü benden ayırmadı. Ayakta yorulmuştum oturacak yer ayırıyordum ve bir anda tam da kulübenin karşısında olan kuyunun kenarına oturacaktım ki Samut beni oradan alıp kollarımdan kaldırdı. Ayaklarım yere değmiyordu. Koşmaya başladı kucağında ben varken ve arkamızdan yaşlı teyze hiç bir şey demeden koşuyordu Samut nihayet yola çıkmıştı birini görmenin ümidiyle çırpınıyordum ki Samut beni yola fırlattı. Yaşlı teyze de koşarak yanıma geldi kaldırdı.

“Ah be kızım güzel kızım, ne diye inat edersiniz bilmem… Sizin okulun gençleri merak edip gelir Samut’un kulübesine o da çıldırıp atar kendini yerden yere. kız çocuklarına saldırmaz da erkekleri taşlar ama n’oldu da bu sefer sana bu kadar sinirlendi bilemem” dedi. Kolumun acısıyla yurda doğru yola koyuldum canımın yanmasına mı yanayım Samut’un beni öldürmeyi düşündüğüne mi bilemedim, ertesi gün teyzeye gittim ve Samut’un hikayesini anlatmasını istedim.

“Ben bakarım yıllardır. Haftada bir yıkarım paklarım arada yemek götürürüm. Bu kadıncağızın gerçek adı Cennet. ‘Çingene Mahallesi’nde yaşardı. Genç kızken çok güzeldi, görsen dillere destan, sonra bi klarnetçiye âşık oldu kaçarak evlendiler Samut hamile kalınca döndüler. Çocuk doğdu, 2-3 yaşına basınca kendini de bilmeye başlayınca oyun oynamak için evden kaçıp dururdu, bütün köy çocuğu arar dururduk. Bir gün epey aradık, Samut kendini kaybetti korkudan bir, iki, üç gün derken bi de baktık Samut da yok. Ortada jandarma bulmuş kuyunun başında ölen çocuğuyla oturup dururmuş habire. Sallarmış kucağında meğersem çocuk kuyuya düşüp ölmüş bizim gariban Samut bulmuş, çıkarmış kuyudan günlerce de beklemiş başında çocuğunun. O günden sonra çocuğu alıvermişler elinden o da hala çocuğu kuyuda sanır. Eee günlerce oradan gitmeyince de belediye ona oraya kulübe yaptı kuyunun başına dedi. Orda kendimi tutamadım, ağladım. Demek benim kuyuya düşeceğimi düşündü beni korumaya çalıştı aslında, diye düşündüm. Kalktım teyzenin yanından. Günlerce Samut’u takip ettim kahvelerden para, sigara dileniyor kendine kötü bakan erkekleri taşlıyor, sağa sola bağırıyor kimi zaman elindeki sopayla adamlara vuruyordu. Sonra öğrendim ki defalarca tecavüze uğramış dilini ve kulağını kaybetmiş sonunda da aklını. Kendimi tutamadım bir gün ona sigara ve ekmek aldım bir de yurtta odamda duran fesleğeni, gittim kulübesine ekmeği verdim tepki

Vermedi, sigara verdim sevinçten oynamaya başladı. Geçtim karşısına ben de sigaramı çıkardım hem kendiminkini hem de onunkini yaktım elimdeki çiçeğe takıldı gözü, fesleğene kokladı sevindi çiçeği alıp kuyunun kenarına koydum suladım ona aldığım ekmekten bir kaç parça ayırıp kuyuya attım. Samut fırladı, sarıldı bana gözlerimden öptü. Ben onun yaşadığına inandığı çocuğuna ekmek verdim. Ben onun kadınlığına bir çiçek verdim, acısına da bir sigara yaktık. Sarılarak ayrıldım yanından. Sonra birçok karşılaşmamız oldu. Baktım saçını benim rengime boyatmış nerde boyattıysa. Güldüm saçlarımı gösterdi kendi saçlarıyla aynı olduğunu gösterdi, sevindi gitti. Bir kaç gün sonrada kaza haberi geldi. Aradan kaç yıl geçti… O gün bugündür Samut nerde bilinmiyor. Bu arada Samut Ege’de bir çeşit ot ama meczuplara verilen lakap olarak kullanıyorlar. Benim de “meczup” bir arkadaşım vardı onun adı artık o beldede Cennet .

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.