Kadın

Çuvaldızı kendimize batırıyoruz, şiddeti konuşuyoruz-V

Çarşamba, 15 Kasım 2017

Kadın kadına ilişkilerde şiddeti bugün Ayşe anlatıyor: Çok kirliyse üstümüz başımız ve aynaya bakamıyorsak artık o ilişkide, çıkıp gidelim Lesvoslular, kapıyı çarpacaksak da gidelim.

Bu konuda nasıl bir başlangıç yapılır? Ahkâm kesmeden varoluşumuza zeval getirmeden hayatlarımızda olan ve deneyimlediğimiz hem mağduru hem faili olabildiğimiz bir konu hakkında… Kadın kadına ilişkilerdeki şiddetten bahsediyorum…

Kadın kadına ilişkilerde isim koymakta zorlandığımız şiddete karşı nasıl mücadele edebiliriz? Biraz konuşmak istiyoruz… Bugün Ayşe anlatıyor.

“Ve biz sadece ‘biz’e meyilli değiliz sappho’lar, biz şiddete de meyilliyiz”

“Nasılsınız ‘marjinaller’ , afiyettesinizdir inşallah. Kadın gey ilişkilerde şiddetin görünmezliği üzerine ‘kadın-kadınlık’ minvalinden dem vuran yazıların demi kıvamında olmuş, ince belli bardaklara süzülen kelimelerinize sağlık sistalar!”

“Ben ahvalimi birazcık ‘kol kırılır yen içinde kalır’ türü reflekslere dikkat çekerek dillendirmek isterim. Bu refleksi büyük bir itinayla geliştirmiş ahkamkesicigillere de sormak isterim, bizi bir arada tutan şey nedir sahi, yönelimdaşlık mı? Hâlihazırda ‘yoldaşlık’ mefhumunu çoktandır sorgulayanlarımız bile, pekâlâ bir ‘yönelimdaşlık’ refleksiyle ‘yaw bu bizim gettonun çocuğu’ diyerek,  yediğimiz naneleri elinin tersiyle savuşturanlara hatta sırtımızı sıvazlayanlara alıştı tabi. Ohh hayat bize güzel! Valla insanın getto milliyetçisi olası geliyor değil mi?! (‘Biz’ çoğul zamirini zarafetimden kullanıyorum sayın okur zira siz demek şık değil. Şüphesiz ki o nanelerden yemiş biri olarak ben de ‘biz’e dâhilim fakat herhangi bir gettonun ferdi olmadığımdan zahir belli bir mesafeden serbest atış yapacağım izninizle. Burada yazar ‘gettonuzu başınıza yıkacağım’ demenin edebi bir biçimini kullanmaktadır, accık takdir edin egosunu sevdiklerim!)”

“Biz yaralıyız, bunu kabul edelim. Biz öfkeliyiz,  bunu kabul edelim. Ve biz sadece ‘biz’e meyilli değiliz sappho’lar, biz şiddete de meyilliyiz. Bunu kabul edelim. Çünkü hiç birimiz bu eril dilden, eril kültürden o hasretinden prangalar eskittiğimiz devrimi yapıp çıkmadık arkadaşlar, resmi dairelerimizde de Emma’nın fotoğrafı asılı değil. (Yapacaksanız yapın şu devrimi vicdansızlar, bastonla mı geleceğim ben dans etmeye?) Şahsen benim kişisel devrimim de bir evin kapısını çarpıp çıkmaktan öte bir yere varamadı, pek çoğumuz gibi. Anladım ki bu kapısını çarpıp gitmeler de pek temize çekmiyor beni, üzerime sinmiş patriyarka lekeleriyle benim kendimi attığım sokaklar, çıktığım evlerden pek farklı değil. Sokaklar buram buram seksist ve eril, şehirler buram buram homofobi kokuyor. Nereye dokunsak elimizde kalıyor ve biz leke tutmaz steril kimliklerden oluşmuyoruz Lesvoslular. Öğle arası dost sohbetlerimize Latince üç kavram katabildik diye, hasbelkader biraz okuduk ve bir şeylerin adını koyabildik diye (o bir şeyler hep bir yerlerdeki baskı,  şiddet, iktidar, tahakküm ve zorbalığın biçimi oldu ne yazık ki) , birazcık durum tespiti yapabildik diye ve en önemlisi sırf bir yerlerin ötekisi doğduk ya da ötekisine ‘düştük’ diye kendimizi Sokrat sanmayalım, biraz ayıp oluyor. (Yani biz hobi olarak sanalım da, başkasına Sokratlık taslamayalım hakikaten şık olmuyor.)”

“Korkmayalım gitmekten”

“Gelgelelim ilişkilerimize cancağızlarım, bir ilişkide kapıyı çarpıp gitmeye en hafif tabirle ne denebilir? Bu kısmı tartışmayacağım zira meselem şu anda bu değil. Ama şunu sorabilirim belki, kapıyı çarpıp gitmek mi (keşke çarpılmadan gidilse tabi ki) yoksa her şeye rağmen kalmak mı? Gidelim Lesvoslular gidelim, kendimizi tutamayıp kapıyı çarpacaksak da gidelim. Korkmayalım gitmekten. Sivri dilli olmak hakaret etmekten, asık suratlı olmak agresif durmaktan, iletişimi reddedip çocuklar gibi küsmek saldırgan olmaktan, kapıyı çarpıp gitmek her şeye rağmen orada kalmaktan iyidir. Ben burada bir çeşit kötünün iyisi çıkarımının derdine düştüğümün farkındayım evet. Çünkü en başından söylediğim gibi beyazötesi çamaşır falan değiliz biz. Olamayız da bana kalırsa. (Ben de kendimi partnerimle adeta bir İngiliz serinkanlılığıyla münakaşa ederken bulmayı çok isterdim doğrusu, keşke en hayati konulardaki münakaşalara tepkim porselen fincanımı vakitsizce fondip yapıp nezaketsizce müsaade istemek olabilseydi fakat heyhat!) Biz ötekiyiz, biz öfkeliyiz, öfkemizde de haklıyız. Benim bu öfkeyle bir derdim yok. Öfke kontrol vaazlarından da hazzetmem doğrusu zira duyguları kontrol etmek iddiasının koca psikiyatri literatüründeki yeri de bir hayli karmaşık. (Bakın bu da başlı başına güzide bir insanlık meselesi olarak duruyor karşımızda, şuradan da görüş bildirsek ne güzel olurdu değil mi ama ben bunu şu anda es geçmek durumundayım.) Öfkeye çare yok, öfke bize lazım aynı zamanda. Öfkenizi diri tutun cancağızlarım. Lakin öfkeyi yansıtma biçimlerimiz üzerine düşünelim. Kıymetlimiz dediğimiz insanlara nasıl yansıttığımıza bir bakalım. Dönüştüremiyorsak, değiştiremiyorsak, çok kirliyse üstümüz başımız ve aynaya bakamıyorsak artık o ilişkide, o iletişimde, o evde, çıkıp gidelim Lesvoslular, kapıyı çarpacaksak da gidelim.”

Şiddeti konuşalım mı?

Lezbiyen ilişkilerde şiddeti konuşmak istiyoruz. Bu yazı dizisinde yer almasını istediğiniz görüşlerinizi bizimle paylaşmak isterseniz secin@kaosgl.org adresine yazabilirsiniz.

İlgili yazılar:

Çuvaldızı kendimize batırıyoruz, şiddeti konuşuyoruz

Çuvaldızı kendimize batırıyoruz, şiddeti konuşuyoruz II

Çuvaldızı kendimize batırıyoruz, şiddeti konuşuyoruz III

Çuvaldızı kendimize batırıyoruz, şiddeti konuşuyoruz IV