Kültür Sanat

“Onların şiddeti benim değiştirme isteğimi kamçılıyor”

Perşembe, 16 Kasım 2017

“Music to Connect” diyerek Ankara’da konser verecek Anthony Hüseyin ile konuştuk: Cesaret gösterip her seferinde aşka kendini bırakan bir insan ve o insanın sevgisi için emek harcayabilen kişilerin şanslı “The Lucky One” olduğunu düşünüyorum.

The Lucky One albüm tanıtımı, 4 Kasım, Paradiso, Fotoğraf: Sandra Zegarra Patow

“Music to Connect” projesi geçtiğimiz ay Burçak’ı ağırlamasının ardından şimdi de Anthony Hüseyin’i getiriyor. Ödüllü Hollandalı-Türkiyeli müzisyen Anthony Hüseyin, Hollandalı müzisyenlerden oluşan orkestrası ile 20 Kasım’da IF Performance Hall Ankara sahnesinde olacak.

Anthony Hüseyin ödüllü bir şarkıcı, besteci ve performans sanatçısı. Türkiye’de doğdu ve büyüdü. “Vokal performans” alanında lisansüstü bir program için Hollanda’ya yerleşti. Vokal koçluğu da yapıyor. Bütün bunların yanı sıra toplumsal meselelerde ve sanatsal özgürlük ihlallerine karşı aktivist duruşuyla biliniyor. On parmağında on marifet!

Son albümünün ilk klibi “We Make Sense Together” da kendi aşk hikayesinden bir kesiti paylaştı. Çamaşırhanede geçen bu kısacık klip kendi deyimiyle “Aşk var, bağ var, umut var ama yine de olmayacağını çok derinlerde hissettiren” bir klip…

Biz de konser öncesi Anthony Hüseyin ile hem müziğini, son albümünü hem de LGBTİ haklarını konuştuk.

Music to connect projesi ile Burçak’ın ardından Türkiye’ye geleceksin. Senin için bu projenin anlamı nedir?

Bir müzisyen ve performans sanatçısı olarak “Music to connect” benim bugüne dek yaptığım bütün islerin temelinde bulunan çok önemli bir noktayı temsil ediyor. Bu sebeple benim için önemi büyük. “Bağ” kurmak, “Bir araya getirmek”… Aynılaştırmadan fakat ayırmadan. Sınırları ve sınıfları, cinsiyeti ve cinsel kimliği, rengi ve dini kısacası insanları tarih boyunca birbirinden koparan, ayrıştıran ve bunun sonucunda aynılaştırarak yalnızlaştıran ne varsa, işlerimle, şarkılarımla insanların içlerine, yüreklerine ulaşıp, belli güçler tarafından kullanılan ve korkunun yönlendirdiği bu ayrıştırıcı bariyerleri bir an olsun unutturmaya çalışmak, azaltmaya çalışmak. Music to Connect'in bunun için iyi bir fırsat ve platform olduğunu düşünüyorum.

Son albümünüz the Lucky One’ın ilk klibi We Make Sense Together’a çekildi. Klip bir çamaşırhanedeki iki erkeğin bana kalırsa inanılmaz etkileyici bir şekilde yakınlaşmasıyla başlıyor. Sonu ise biraz hüzünlü… Klibin ve şarkının hikayesini bir de senden dinleyelim?

The Lucky One otobiyografik, kronolojik olarak yazılmış sekiz şarkıdan oluşuyor ve benim en son yaşadığım aşk hikayesini temsil ediyor. Şarkıların belli bir sırası var, her şarkı bir episode gibi. Dizi dinlemek de diyebiliriz.  Ve “We make sense together” bu ilişkinin daha başında her şey çok yoğun bir şekilde hissedilip- yaşanırken yazıldı. İçimin en derinlerinde “Bu iş olmayacak” diye bağıran bir ses varken, kulaklarımı tıkayıp bir kez daha kendimi aşkın derinlerine bıraktığım bir dönemde o sesi yavaştan duymaya başladığım anda yazdığım bir şarkı. Aşk var, bağ var, umut var ama yine de olmayacağını çok derinlerde hissediyorsun. Hani derler ya “Listen to your guts!” İşte benim dinlemediğim ama hiç de hiç pişman olmadığım dönemde yazdığım, The Lucky One'i özetleyen bir şarkı.  Klibin senaryosunu ben yazdım, klip Hollandalı yönetmen Paul Sixta tarafından yönetildi. Çamaşırhane dünya ve içimizde olan döngüyü, insanın arınmak için kirlendiği, kirlenmek için arındığını vurgulayan, aşık olunca kendimizi koruduğumuz bütün   gardlarımızın düştüğünü ve buna kendi rızamızla izin verdiğimizi, o çamaşırhaneye kendi ayağımızla gittiğimizi anlatan bir klip. Başka birinin, sevdiğinin kıyafetlerini çıkarmak cok mahrem, kutsal aynı zamanda biraz da rollerin ve gücün belirlendiği bir durum. Pawel buna izin veriyor, kendini korunmasız bir şekilde ortaya koyuyor fakat aynı şeyi kendisi Chris'e yapmak istediğinde Chris orda ne yaptığını ve ne olduğunu anlayıp, geri çekiliyor. Korkuyor. Elbette Pawel beni, Chris ise “The Lucky One”ı temsil ediyor. Aşık olduğum kişinin isminin anlamı “The Lucky One”. Şanslı star aslında.

Cesaret gösterip, korkmadan her seferinde aşka kendini bırakan, hâlâ aşık olabilen ve bunu korkmadan ifade edebilen bir insan ve o insanın sevgisi için emek harcayabilen kişilerin şanslı “The Lucky One” olduğunu düşünüyorum ve tüm albüm de bunu ima etmekte. Ve insanların seks ile intimacy ve fiziksel intimacy (mahremiyet) meselelerini hep birbiriyle karıştırdığı ya da birbirinden ayırdığı bu dönemde ben bu kliple aşkta ve sevgide bunların birbirinden ayrılamayacağını vurguluyorum. Fiziksel yakınlık direk olarak seks değil, seks porno değil, porno intimacy değil... Şefkat, sevgi ve aşk hepimizin ihtiyacı olan şeyler ama bizi savunmasız bıraktığı için korktuğumuz şeyler. Ve bu bahsettiğim şeylerin cinsiyeti yok. Her insanda olabilen şeyler. Buraya da dikkat çekmek istedim.

Klipten bir kesit

Kaos GL’ye 2013’te verdiğiniz röportajda “Kendin olmaktan çalışmaktan başka yapabileceğin bir şey yok” demiştin. Geçen 4 yılda kendin olma mücadelesi hem müzikal hem de kişisel anlamda nasıl gidiyor?

İnanılmaz güzel ve bir o kadar acı veren fakat ustalaştıran bir süreç ve hâlâ devam ediyor! O röportajı verdikten sonra “Kendin olmaya çalışmak”tan ziyade asıl işin önce kendini kabul etmek olması gerektiğini hissetmeye başladım. Hissetmeye başladım diyorum çünkü zaten biliyordum. Bilmek, öğrenmek, anlamak, fark etmek ve hissetmek bunlar farklı şeyler. Ama bu kabul, “Ben böyleyim, ya sev ya terk et” değil de, “Ben böyleyim ve bunu beraber nasıl yapabiliriz? Nasıl istediğim yöne doğru gidebiliriz?” şeklinde.

Kendimle konuşuyorum bu arada. Tabi başka insanlarla olan ilişkilerde de mümkün. 

Ve elbette kendine karşı dürüst-samimi olduğun sürece bu işine de yansıyor. O yüzden müzikal anlamda bana “The Lucky One”ı getirdi.

Yine bundan 4 yıl önce Ayna şarkını nefret cinayetine kurban giden Dora Özer ve Ahmet Yıldız’a adamıştın. O dönemden bugüne her iki cinayet de cezasız kalmaya devam ediyor. Ve daha birçok LGBTİ hayatını kaybetti… Bu şiddet bir sanatçı olarak seni nasıl etkiliyor?

Öncelikle beni insan olarak derinden sarsıyor. Önce dünyaya lanet okuyorum. Sonra dünyayı değiştirmek istiyorum. Yıllardır bunu istiyorum. Ve bunun için caba gösteriyorum. Fakat ben kendimi değiştirdiğim müddetçe dünya değişecek.

Ben değişince sanatım değişecek. Ve “We make sense together” gibi bir klip yapmaya cesaret edebileceğim. Cesaret etmeyi öğreneceğim. Onların şiddeti benim öğrenme, değişme ve değiştirme hissimi, isteğimi kamçılıyor. Kendimi böyle güçlendiriyor, geriye kalanlara bu şekilde bir faydam olsun istiyorum.

Peki bütün bu nefret ve şiddete karşı sanatçılara düşen sorumluluk nedir?

Sanatçısına bağlı o. Sanatçı dediğiniz insana bağlı.  Sonuçta egosu, cinsel organı, duyguları, arzuları ve cüzdanı arasında sıkışmış kalmış birçok organizmadan bahsediyoruz. İnsan yani... Sizin bahsettiğiniz sorumluluğu gerçek bir sanatçı yapıyordur zaten.

Bence biz sanatçıların büyük bir kısmı ne yaptığımıza çok odaklanıyoruz doğal olarak.

Ve bunun neler getireceğine – getirebileceğine odaklanıyoruz. Ya da götüreceğine… Ne yaptığımızdan ziyade nasıl ve neden yaptığımızı bilmemiz ve unutmamamız gerekiyor.

Son olarak Türkiye’deki LGBTİ’lere ne söylemek istersin?

Kendime her gün söylediğimi söylerim herhalde.

Kendini değiştir, geliştir, çalış, sadece şikâyet etme. Açık ve dürüst ol. Sev. Hisset. Hisset. Hisset. “Drama queen ve ağlak” olmak duygu ve hislerinle bağ kurduğun anlamına gelmiyor. Ve onları iyi bir şekilde ifade ettiğin anlamına da gelmiyor. İnsanların seni anlamasını bekleme. Alınmak, gücenmek… Bunlar kültürel ve sosyal kodlar. N.B. Ceylan'ın “Kış Uykusu” buna çok iyi bir örnek. Bırak. Git konuş. Açıkla. Sadece acıyı, kederi, kabul görmemeyi değil iyi şeyleri de hisset. Umut et. Çalış. Vücuduna da iyi bak. Vücudunu, fiziksel gücünü, cinsel gücünü ve enerjini, mahremiyetini herkesle paylaşma. Kendini herkesle paylaşma. Bekle. Biriktir. Tadını çıkar. Özgür olmak ile kendini kaybetmek farklı şeyler.  Bilinçli ol. Bunların hepsinin farkında olarak ve seçerek, kendini koruyarak yaptığın surece azalmazsın. Ama sadece sürükleniyorsan azalır, kaybolursun. Ve son olarak KORUN.

Music to Connect hakkında

Anthony Hüseyin’in Ankara konseri, yeni bir kültür ve sosyal iletişim ağı projesi olarak geliştirilen “Music to Connect” kapsamında gerçekleşiyor. Türkiye’deki Hollanda Kültür Ataşeliği’nin desteğini de alan projenin ana platformu “music to connect” facebook grubu. Gruba üye olan üniversite öğrencileri girişte öğrenci kimliklerini göstererek konseri ücretsiz izleyebilecekler.

Eskişehir’den sonra Ankara’ya gelen Anthony Hüseyin İstanbul’da da konserler vererek “music to connect” facebook grubunun da öncülerinden olacak. Genç müzisyen ayrıca üç şehirde de üniversitelerin müzik topluluklarının üyeleri ile bir araya gelecek. Karşılıklı etkileşim ortamı yaratması arzu edilen sohbetler bireysel ifade ve sanatsal özgürlük temalarına odaklanacak. 

İLGİLİ VİDEO

Anthony Hüseyin - We Make Sense Together