Ahmet Kaya | Kaos GL Haber Portalı

Gökkuşağı Forumu

Ahmet Kaya

Cumartesi, 18 Kasım 2017

Ahmet Kaya 1994 yılının ortalarında çıkardığı “Şarkılarım Dağlara” adlı albümüyle satış rekoru kırıyordu. (Albüm, 1994 yılının Eylül ayında 1 milyon 300 bin civarı satmıştı ve 2 buçuk milyonu sonra geçecekti.)

1950 yılından 94’e gelene kadar, hatta aslında 90 yılına gelene kadar müzik/sanat/eğlence piyasasında lgbti+ özelinde ne olduğuna kısaca bakarak tekrar 1994 yılına dönmek istiyorum.

1950 yılından başlatmamın önemli bir sebebi var. Dönemin en önemli kitlesel iletişim aracı olan radyonun, Batı müziği tarzını bir kenara bıraktığı ve Türkçe müziğin radyoda zafer kazanarak halkın radyodan müzik dinlemeye başladığı yıllardır 1950’ler. Yani artık radyodan sadece haber dinlenmediği ve Türkçe müzik dinlemek için de sadece taş plaka muhtaç kalınmadığı yıllar oluyor 50’ler. Bu kitlesel müzik tüketiminin kitlesel iletişim aracına (Radyo) geçerek artık çok hızlanması ve kolaylaşması da demek oluyor. (Keza Zeki Müren tam da bu yıllarda bir radyo starı ve sanatçısı olarak hayatımıza girmiştir.)

Zeki Müren, 1950-94 yılları arasındaki dönemde ilk lgbti+ kitlesel görünürlük kazanımıdır ve lgbti+ varlığının ilk kitlesel görünürlüğü başka herhangi bir piyasada değil müzik piyasasında gerçekleşmiştir. Türkiye, radyodan Türkçe müzik tüketmeye başlar başlamaz kitlesel tüketeceği başat sanatçılıklardan birinin lgbti+ olacağının sinyalini o yıllarda vermiştir.

Starlık dışı 1950-94 arası erken dönemde eğlence/seks işçiliği (ikisi iç içe girebiliyor) sektöründe lgbti+ özelinde neler oluyor diye bakmak istersek de Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nde Barlarda Kız Oğlanlar başlığıyla aktardıkları kafa açıcı olabilir.

Demek ki eğlence sektörü bir şekilde lgbti+ istihdamına olumlu olumsuz türlü türlü sebeplerle çok açık bir sektör. Sebepler ne olursa olsun bu açıklık bir hakikat olarak kendini gösteriyor, 70’lere gelindiğinde ise 60’ların cinsel özgürlükçü felsefesinin ve kitle iletişim araçlarının sayesinde lokalliği aşan kitlesel lgbti+ figürleri oluşuyor. Erhan Tünay, Talha Özmen, Savaş Sökmen, Lemi, Ertaç Ünsal, Tijen Erman, Serbülent Sultan… (Kendilerini eskisinden ayıran dediğim gibi lokalliği aşarak kitlesel görünürlük sağlamaları.)

80 yılına gelindiğinde darbe “sahnelerde özlenen operasyonla” Türkiye’nin ilk kitlesel düzeye erişmiş lgbti+ figürlerini gene ilk kitlesel fobik operasyonla kimliklerini kitleselleştirdikleri (ünlendikleri) alandan yani sahneden uzaklaştırıyor. Bu dolayısıyla görünürlük fobisi ve operasyonudur. Uğur Dündar darbe ertesi sahne yasaklarını meşrulaştırmak için hazırlatılan Günlerin Getirdiği programında “Varlığı öteden beri bilinen ancak son yıllarda belirgin bir görünüm kazanan…” diyor lgbti+ için. Demek ki varlığı var, öteden beri var; ama sahne meşru kitlesel görünüm kazandırdığı için yasaklandı.

1988 yılında ise 90’lı yılların “sol kulağı küpeli” pop’çuları için öncül olan Bülent Ersoy’un sahne yasağının kalkmasıyla 8 yıllık kıyımdan sağ kalan Bülent Ersoy için (diğer isimlerin hepsi kolektif hafızadan siliniyor) ve yeniler için yeniden bir dönem başlıyor. Sahne yasağının kalmasıyla 88 yılında Ersoy’un çıkardığı Biz Ayrılamayız albümü o yılın en çok satan albümü oluyor. Zafer işaretiyle Bülent Ersoy ve İbrahim Tatlıses adeta bu yeni dönemi kutluyorlar.

Yasağın kalkmasıyla görünürlük de hızlanmış ve gerçekten 1988 yılı geç gelmiş ve hızlı ilerlemiş bir altın yıl olmuştur Ersoy için, o yılın Türkçe müzikteki yıldızı Ersoy’dur. (Tabii ki 80’lerde kariyerinin ve verimliliğinin zirvesinde iş hayatları engellenmiş diğerlerinin kalamayışı işin telafi edilemeyecek kayıp kısmıdır.)

Darbeyle gelen ve LGBTİ+ görünürlüğü açısından ciddi fobik yasakların müzik piyasasından çekildiği 1988 yılı sonrası dünyanın da geneline uygun olarak Türkiye’de lgbti+ top-pop turn diyebileceğim bir dönüşüm yaşanır Türkçe müzikte.

90’lı yıllar yine yeniden Uğur Dündar’ın tabiriyle “varlığı öteden beri bilinenlerin belirgin bir görünüm kazanmaya” başladığı yıllardır kitlesel iletişim araçlarında. Tabii bu sefer “belirgin” bir görünüm belirgin olsa da daha akışkandır eskisine göre, feminenlik kadın olana eşit olmaktan çıkıp erkek starın da parçası olabiliyordu. Tabii görünürlük artar ve çeşitlenirse fobi de aynı oranda artar ve popülerleşir.

İşte Ahmet Kaya’nın 2017 yılında tekrardan gündem olan Ahmet Abi’nin Vapuru programındaki videosu Tarkan’ın, Tayfun’un, Ali Kırca’nın tabiriyle “90’lar Türkiye’sinin plastik kahramanlarının sonuncusu” Mirkelam’ın, Metin Arolat’ın, kulağında küpesiyle Kenan Doğulu’nun parladığı yıllardır. Bu demek değil ki Ahmet Kaya sönüyordu, aksine Ahmet Kaya da kendi rekorunu kırıyor ve zirveye oynuyordu; ama zirveye oynarken yarıştığı ise örneğin 94 senesinde Tarkan’ın A-Acayipsin albümüydü ve bazı kaynaklara göre (yazının başında paylaştığım gazete haberi) 94 yılının birincisi Ahmet Kaya iken bazı kaynaklara göre de 94 yılının birincisi önce 92 yılında Kıl Oldum Abi ile ciddiye alınamayan Tarkan’ın A-Acayipsin albümüydü.

Tam bu esnalarda Ahmet Kaya pop müziğe ve popçulara öfkelenir ve pop müzikçiler hakkında “onlar erkek bile değil” minvalinde röportajlar verir. Kenan Doğulu biraz fazla alınır buna ve Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı programında Ahmet Kaya’ya 2 ay öncesine kadar saygı duyduğunu ve artık duymadığını belirtir. Sonra da kibarca “artık zaman değişiyor” gibisinden laflar eder ve biraz daha ileri giderek sanırım Ahmet Kaya’nın pop müzik için Türk kültüründe bunlar yok gibi lafları üzerine Kenan Doğulu da “Türk kültürüne uyuyor ifadesi Ahmet Kaya şarkıları için geçerli olamaz, tabancamı unuttum helada diye bir şey olamaz kültürümüzde.” diyor. Bunu telefonda dinleyen Ahmet Kaya da biraz hızlı öfkelenerek (sonradan kendisi çok hoş bir özeleştiri veriyor) “Sen Türk insanı olarak tuvalette SOL KÜPESİNİ UNUTAN insan gördün mü? Hiç Karadeniz’e gittin mi sen? Karadeniz’deki insan tuvalette yalnızca silahını unutur, küpesini değil!” diyor bu şarkı sözlü sataşmaya cevap olarak.

Sonrasında Ahmet Kaya ve Kenan Doğulu, Savaş Ay’ın programında bir araya geliyorlar ve barışıyorlar. Öncesindeki kavgayı ve sonrasındaki barışmayı içeren bu video bence önemli bir video, görüntü kaydı bozuk olsa da ses kaydı açısından dinlenebiliyor. Ahmet Kaya bu videosunda kendiyle ilgili bazı tespitlerde ve eleştirilerde bulunuyor bu pop ve popçuları feminen atayarak eleştirdiği gelenekçi ideolojisiyle (toplumculuk) ilgili.

Öncelikle popçularla ilgili söyledikleri için “Öyle bir röportajı yapmaya gerek yoktu, hatta öyle bir röportajı bir adamın bana yapmasına gerek yoktu.” diyor ve devam ediyor:

“Hayatımızın belki de en önemli yerini belki bunlar (popçu genç müzisyenler) kucaklıyorlar. Bir sürü insanlara güzel şarkılar gönderiyorlar ama… Benim biraz agresif yanım var tabii, o da şundan, biraz daha toplumcu bir insan olduğum için.”

“Ben gerçekten çelişkileri bu anlamda bitiriyorum.

…Meselenin kaynağına ineceğim artık. Neden yani neden Türkiye’de bugün yapılması gereken söylenmesi gereken bir sürü şey varken ben de kendimi de katıyorum eksik ilişkiler içindeyim. Yani daha doğruyu daha günceli yakalayıp insanlara daha doğru mesajlar vermek varken, başka bir yerlerden başka bir zaman biriminden gelen birtakım anlayışlarla insanların önüne gitmenin ne anlamı ne gereği var diye düşünüyorum. Yani şimdi mesele aslında kişilerle olan sorun değil meselenin özüne ineceğim bundan sonra.”

“Ya şimdi kendimi böyle bir şey gibi görmeye başladım biliyor musun? İşini gücünü bırakıp her tarafa darbe atan bir adam gibi görmeye başladım.” (Berberlerle ilgili söyledikleri üzerine, ibne-berber ifadesi üzerine, berberlerle aslında bir sorunum yok ki diye anlatıyor.)

Yani Ahmet Kaya’nın “top müziği mi pop müziği mi” söylemleri de, o malum videosu da, Kenan Doğulu’ya sol küpe ve erkeklik üzerinden laf çarpması da şu yukarıdaki açıklamalarından önce gerçekleşen hadiseler. Kişisel olarak kim ne derse desin ifadelerin homofobik hatta “Bıyığımı kesersem entariyle Taksim’de dolaşırım.” ifadesinin kadın düşmanlığını besleyen bir yanı olduğunu düşünüyorum; ama sonrasında bu özeleştirileri kendini sorguladığı gerçeğini önümüze getiriyor. Kariyerinin şahikasında bir erkek ve toplumun bir kısmının ağabeyi, adam gibi adamı rolünde bir babacan insan olarak hemen yanı başında en az kendi kadar dinlenen ve sevilen rakip popçu küpeli bazısı gey oğlanlar/gençler var. Hem kariyerinin zirvesinde olmanın verdiği böbürlenmeyle hem de “eksik ilişkiler” dediği durum sebebiyle ve tabii ideolojinin geleneksel erilliğiyle belli ki “bu topçular da erkek mi” çıkışının bir uzantısı olarak dalga dalga yayılıp ortaya çıkmış ÖZEL BİR DÖNEME ait söylemlerle karşı karşıyayız. Bu dönemin özel olması söylemlerin homofobikliği meşrulaştırmaz, güzellemez. Gidişatı ve olası dönüşüm hallerini daha objektif değerlendirmemize yardımcı olabilir.

Popçulara ve popa olan öfkeyle homofobik beyanlarının kaynağı şüphesiz benzer: Feminen olana, maskülen olmayan norm dışı erkekliğe tepki. Bu ikisi aynı kaynaktan geliyorsa pop müziğe ve popçulara karşı öfkesi hakkında yukarıda getirdiği özeleştirileri LGBTİ+’lar hakkında söylemleri özelinde de getirebileceğini kestirmek gerçekçi olacaktır. Eksik ilişkiler içinde olma tespiti, anlayışının başka zamanların ürünü olup dayatmaya dönüştüğü itirafı, işini gücünü bırakıp her tarafa darbe atan adam haline yani erilliğine yabancılaşması ve bundan rahatsız olması… Bunları kendi adıma önemli buluyorum.

Bu sebeple bence Ahmet Kaya üzerine biraz daha düşünmek ve konuşmak gerekiyor.

Not 1: Harun Kolçak’la “fazla açma ağzını haa” diye oynaştıkları şu video bonus olarak izlenebilir.

Not 2: Deniz Gezmiş  - Bülent Ersoy meselesi üzerinden hiç beklenmedik anlarda solculuğun bazen nasıl acelece ve onuru zedelenmiş bir ani öfkeyle fobi yüklü olduğunu gördük. Halbuki Haziran’ın da dediği gibi Bülent Ersoy’un velev ki masalını (yalanını) o maço kahramanlı yeşil parkalı prens masalına yeğliyoruz:

“Bülent ve Deniz, iki çocukluk arkadaşıdır. Biri hayatını devrime adar, diğerinin hayatı ise bu ülkede bir devrime yol açar. Bülent küçük bir çocukken, bir elinde cımbız, bir elinde ayna yoktur belki ama, Deniz’le bir şarkı söyleyip üç gazozu paylaşırlar. Sefaları olsun, oh oh…”

Not 3: LGBTİ+’lardan bahsederken ya şu şey olan diyen solculara “Yoldaş, ben ibneyim!” denilebilen zamanlardayız. Solcu figürlerin fobisi konusu açıldığında asla sorumluluk almayan, hissetmeyen ve temizleme girişiminde bulunanlar yalnızca sorgulanamaz namus istiyorlardır. Emin olarak amin demekten başka hiçbir şey değil bu. Kaya’nın ölmüş olması meseleyi tartışılmaz kılmıyor, eleştirilmez de kılmıyor. HAYIR ASLA HOMOFOBİK DEĞİLDİ! demek boş bir çırpınış, beyanlar son derece homofobik, nedenler-nasıllar ve dönüşümlerle özeleştirileri tartışmak dururken, homofobik beyanları için özür dileriz ve dönüşüme açık bir insandı demek varken bu tepki, bu kibir riskli. Ya da homofobikse homofobikti, o dönem LGBTİ+ yoktu gibi sığ küçümsemelerle gene aslında bugüne dair sorumluluğu ve düşünmeyi reddetmek anlayışsızlıkla dolu konfordur.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.