Kadın

“Kadın gibi giyinmekte hiçbir zaman başarılı olmadım”

Pazartesi, 26 Şubat 2018
Haber: Kaos GL

“Rahat ve kendine güvenli hissetmemi sağlayan giysiler giyerim. Benim kadın gibi giyinme tercihim de böyle.”

Fotoğraf: Baltimore ve Ohio Trenyolu Şirketi çalışanları. ABD, 1943. David Bransby/Library of Congress

Roxane Gay’in Guardian’da yayınlanan bu yazısını Özde Çakmak, KaosGL.org için Türkçeleştirdi:

Yüksek topuklar, uzun çoraplar ve makyaj – işverenler uzun zamandır kadın çalışanların dış görünüşünü dikte ediyorlar. Yazar ve yorumcu yeni bir kitaptan alınan bu bölümde kıyafetleri aracılığıyla rahatı ve kendine güveni bulmasını anlatıyor.

Gerek işyeri içerisinde gerek işyeri dışında kadınların nasıl giyineceklerini düzenlemek yeni bir şey değil. Antik Yunan’da, sulh hakimlerinden oluşan atanmış bir grup, gynaikonomoi ya da “kadınları kontrol edenler” kadınların “uygun şekilde” giyinmesini sağlar ve giyim kuşamlarına ne kadar para harcayacaklarını belirlerdi.  Kadınlara Yunan toplumundaki yerlerini hatırlatmak için sıkı – ve zorunlu – kurallar tasarlanmıştı. Bir sonraki milenyumda da çok fazla şey değişmedi. Erkekler tarih boyunca toplumsal kınamalar ve yasalarla kadınların bedenlerini ve kıyafetlerini kontrol ettiler.

İşverenler uzun süredir işyerlerinde kadınlara kıyafet yönetmelikleri dayatmakta, kadınlardan sözgelimi yüksek topuklular, uzun çoraplar, münasip ve fakat feminen ve cazibeli boyda elbise ve etekler giymelerini ve makyaj yapmalarını talep etmektedirler. İşverenler kadınların saçlarını nasıl yapmaları gerektiğini de şart koşmuşlardır. Farklı ten renklerine sahip kadınlar, bilhassa siyah kadınlar saçlarını doğal halinde bırakmayı ya da örmeyi seçtiklerinde işyerinde ayrımcılıkla karşılaşmaktadırlar. İşverenler, aynı zamanda, örneğin Müslüman kadınların türban takmalarını yasaklamak suretiyle inanç temelli uygulamalara karşı ayrımcılık yaparak kadınların ne giyeceğini kısıtlamaya çalışmaktadırlar.

Yirminci yüzyılın başlarında, kadınlar toplu halde işgücüne katılmaya başladılar. Fakat yalnızca fabrikalarda, çiftliklerde ya da diğer ağır işlerde çalışan kadınların pantolon gibi kıyafetleri giyme esnekliği vardı. Ofislerde çalışan kadınlar, cinslerinden beklenildiği gibi, etek, topuklu ayakkabı giymeli ve takı takmalıydılar. Bu ayrım cinsel devrimin etkisinin damgasını vurduğu 1970’lere kadar devam edecekti. Kadınların hala toplumsal geleneklere uymaları gerekse de, şimdi işyerinde giydikleri kıyafetlerde kişisel rahatlarını ve tarzlarını gözetme özgürlükleri vardı.

1980’li yıllar boyunca ve 1990’ların başlarında kadınlar, erkek meslektaşları gibi, genellikle pantolonlu takım giydiler. Yazar ve profesör Shira Tarrant “Fashion Talks: Undressing The Power of Style” adlı kitabında şöyle der: “başarı için giyinme ve başkan Reagan’lı yuppie dönemi ile birlikte, kadınlar işletme master’ı yapmaya başladılar. Cam tavanı çatlatacaklardı ve bunu yapabilmek için büyük vatkalar taktılar ve erkeklerin kravatlarına saygıda kusur etmeyen gömlekler giydiler.” Bu tarz kısa sürede demode olsa da, daha modern bir versiyonu 2016 başkanlık seçimlerinde Demokratik Parti adayı Hillary Clinton tarafından yeniden benimsendi ve kıyafet, kadın bir başkan görmeye hevesli kadınlar için cesaret verici bir sembol haline geldi. Feminizm inanılmaz kazanımlar elde etti ve günümüzde kadınların işyerlerinde giydikleri yaptıkları işler kadar çeşitlidir. Bununla birlikte, kadınların dış görünüşleri için patriyarkal standartlar kültürümüzün derinliklerinde saklıdır. 2010 yılında, İsveç bankası UBS 44 sayfalık kıyafet yönetmeliği sızdırıldıktan sonra eleştirilerin hedefi oldu. Yönetmelik makyaj yapma, çorapları yırtmaktan kaçınmak için ayak tırnaklarını kesme, kadınların “gergin” gülümsemelerine neden olabilecek aşırı derecede dar ayakkabılardan kaçınma ve bir kadının iç çamaşırı görülesi bir şeyden ziyade sağduyu meselesi olarak kalsın diye ten rengi iç çamaşırı giyme kılavuzları ile doluydu.

Kanada Kraliyet Atlı Polisinde yalnızca 2012 yılında kadınlara resmi kıyafet durumlarında pantolon giyme izni verildi. 2017’de Birleşik Devletler kongreye ait kıyafet yönetmeliği halen kadınların – kongredeki çalışanların ve gazeteciler gibi ziyaretçilerin – kolsuz üst giymelerini yasaklıyordu. Hatta bir gazeteci, kollarını ortaya çıkaran kıyafeti “uygunsuz” sayıldığı için Beyaz Saray kabul salonunun dışındaki bir odadan geri çevrildi. Aynı yıl, Başkan Donald Trump, bir kaynağa göre, Beyaz Saray’daki kadın personelin “kadın gibi giyinmesi” gerektiğini ilan etti. Çok sayıda işverenin erkekler için de takım elbise giyip kıravat takmalarını, saçlarını ve sakallarını kesip düzeltmelerini vs. gerektiren kıyafet yönetmelikleri varsa da – bu yönetmelikler erkekliğin kültürel beklentilerinden ziyade bir profesyonellik anlayışını sembolize ederler. Pek çok şeyde olduğu gibi, kurallar kadınlar için farklıdır. Kadın gibi giyinmek, feminenliğin kalıplaşmış sembolünü pekiştiren ve erkek bakışının gereksinimlerini karşılamayan oldukça sıkı kurallarla belirlenmiş şekillerde giyinmektir. Kadın gibi giyinmek, kadınların işyerinde dekoratif unsurlardan ibaret olduğunu öne sürer. Kadın gibi giyinmek, kadınların kendilerini dünyaya nasıl sunmayı istediklerine dair bağımsız ve birbirinden farklı düşüncelerini gözardı etmektir.

Ben kadın gibi giyinmekte hiç başarılı olmadım. Oniki yaşındayken elbise giymeyi bıraktım. Boyum 1.9 m, yani topuklu ayakkabı giyecek olsam insanların üzerinde halihazırda olduğundan daha fazla yükselirdim. Çok mecbur kalmadıkça makyaj yapmam, nedense kendi başıma yapmayı asla tam olarak öğrenmedim. Bir de 19 yaşındayken kollarıma boydan boya dövmeler yaptırmaya başladım – geleneksel feminenliğin işareti sayılmaz pek. Yirmili yaşlarımın başlarında, bir dizi tuhaf işe girdim ve çalışırken giydiklerim pijamalardan (evden çalıştığımda) jean’lere ve siyah tişörtlere (barmenlik yaptığımda) değişiklik gösterdi. Yirmili yaşlarımın sonlarına doğru, geleneksel işyerine girdim ve kollarımı gizlemek için uzun kollu gömlekler ile yeterliğimi ve profesyonelliğimi göstereceğini umduğum bol paça pantolonlar giydim. Her zaman yabancı hissettim çünkü beklenilen anlamda bir kadın gibi giyinmiyor ve giyinmek de istemiyordum. Yüksek lisans yaparken profesör olduğumda işe takım elbiseyle gitmek zorunda kalacağımı, doktoralı birine yakışır, sınıfı yönetmeye muktedir biri gibi görünmek zorunda olacağımı farzederdim. Bu rol için standart bir görünüm olmadığını hemen farkettim. Kirli tişörtler ve boya lekeli kot pantolonlarıyla ders veren meslektaşlarım vardı. Onlar, tahmin edeceğiniz gibi, ne giyerlerse giysinler otoritelerinin sorgulanmayacağını bilen erkeklerdi. Kadın meslektaşlarım, çoğu daha genç ve ufak tefek, her zaman şık bluzlar ve blazer ceketler giyerlerdi çünkü otoritelerinin toplumsal cinsiyetleri, boy pos ve kıyafet tercihleri yüzünden sorgulanacağını bilirlerdi. Kırklı yaşlarının başındaki heybetli boyutta uzun bir kadın olarak genellikle kot pantolon ve uzun kollu frak gömlekle ders veririm, bazen de pahalı tişörtlerle.

Rahat ve kendine güvenli hissetmemi sağlayan giysiler giyerim. Benim kadın gibi giyinme tercihim de böyle. Benden önce çalışan kadınların – tarih boyunca azimlerinin bir kadın gibi giyinmenin ne anlama geldiğine dair sığ fikirlerle kısıtlanmasına izin vermeyi reddeden kadınlar – büyük ölçüde, çoğunlukla istediğimi giyme özgürlüğünü etkilediğinin hep farkındaydım. Kadının çağdaş toplumdaki rolü evrildikçe, giysi de evrildi. Bazen kadın gibi giyinmek pantolon ceket takım giymek demektir; başka zaman dalış giysisi, iş tulumu, laboratuvar önlüğü ya da polis üniforması giymek demektir. Bir kadın gibi giyinmek, bir kadının işini yapmak için uygun ve gerekli gördüğü herhangi bir şeyi giymesi anlamına gelir.