Kültür Sanat

Doyulur mu, doyulur mu, canana doyulur mu?

27 Şubat 2018

Neşet Ertaş benim çocukluğumda tanıdığım sonradan “Aaa ne kadar ünlüymüş” diye düşündüğüm bir ozan. Zeki Müren’i kaosGL.org okurlarına sorduktan sonra dergi için Neşet Ertaş’ı da yapsak ya dedik. Sevdiğimiz sanatçıların hangi şarkısını neden seviyoruz sorusuna yanıt bulmaya çalışmak bile birbirimizi dinlemek, birbirimizin sevdiği şarkıları dinlemek için bir fırsat.  

“Gitme Leylam”

Samiye Biter: Neşet çok güzel aşık oluyor, çok güzel seviyor imreniyorum. Acısını hissedebiliyorum. Acı çektiğimde dinleyip yalnız olmadığımı hissettiriyor bana. Bunun için çok severim ama seçmek çok zor. Her biri çok güzel. 

“Neredesin sen”

Seyhan Arman: Neşet Ertaş’ı önceden "tanımazdım". Yani bilirdim de ilgi alanıma girmezdi çünkü anamızın babamızın dinlediği türküler, şarkılar "varoş" gelirdi o kezbanlık zamanlarımızda. Asi olmak zorunda hissederdik o zamanlar. Sonra zaman geçti biz büyüdük ve çocukluğumuzu, anamızı, babamızı, sevdiklerimizi kısacası özümüzü bulduk o türkülerde ya da acılı arabesk şarkılarda. Neşet Ertaş benim sonradan sevdiğim, dinlediğimde başka bir boyuta geçtiğim bir sanatçı. Sözleri, müziği, söyleyiş tarzı; alır götürür beni. En sevdiğim bir değil birkaç tane türküsü var; onları şimdi tekrar dinleyip karar verince yazayım bir numaramda hangisi var diye. Sanırım bir numaramda "Neredesin sen" var. Kaybettiğim, zamanında kıymetini bilemediğim, ömrüm boyu aradığım, arayacağım her şey için. 

Cengiz Çiftçi: Bir yanı ile saf sevgi diğer yanı ile eksik kalma var. Heterodoksi eksiklik üzerine ve kavuşmayı söyler. Batıni bir bütünleşmeyi anlatıyor sevginin yol olmasını anlatıyor. 

“Zülüf dökülmüş yüze”

Elif Tuna Şahin: Yıldız Tilbe’nin Türkiye Televizyonlarında Sezen Aksu programında ilk söylediği şarkı olduğu için “Zülüf Dökülmüş Yüze”. Ben Yıldız Tilbe’yi dinledikten sonra iki ay boyunca her gün Esat Caddesindeki kasetçiden sordum. Adam tanımıyor o kim diye de beni tersliyor, sonunda Delikanlım kaseti çıktı ve kasetçi cama asmış “Yıldız Tilbe Geldi” diye ve ben çok gülmüştüm. Neşet Ertaş’ın en sevdiğim şarkısı da bu. 

“Dünya senin vatanın mı, yurdun mu?”

Aslı Alpar: Neşet Ertaş’ı ne yazık ki çok geç tanıdım. Çok soğuk bir Ankara akşamı Dikmen’e giden bir dolmuş radyosunda. Radyo kısık bir seste çalıyordu, yola dikkat kesildiğimden çalan şarkıların farkında değildim. Derken şoför birden sesini açıverdi radyonun, ses açılınca kulak verdim şarkıya: “Bir anadan dünyaya gelen yolcu, görünce dünyaya gönül verdin mi” 
Şarkının sözleri çok ilginçti; “Azap çeken hayvanları gördün mü”, “Ana haktır sen bu sırra erdin mi”, “Varıp bir cananın kulu oldun mu”, diyordu…
Dolmuşun içi buz gibi, hava karanlık. Neşet Ertaş’ın sesi, türküsünün sözleri… Kalbim hızlanıyordu. Şu cümleler son nokta oldu: “Dünya senin vatanın mı, yurdun mu?” Sessizce ilerleyen dolmuşçuya, “kim abi bu türküyü söyleyen kişi” diye soruverince tüm minibüs bir anda bana baktı. Neşet Ertaş’ı “bu yaşıma gelmiş bilmemiş” oluşuma şaşkın, kızgın tepkilerin ardından, ineceğim durağı kaçırarak minibüsten indim. 
Arkadaşın evine vardım, tüm gece Neşet Ertaş dinledik. Yine de en sevdiğim şarkısı, sözlerinde cinsiyet ve tür eşitliğine vurgu yapan, bu parçadır. “Dünya benim vatanımdır, yurdumdur. 

“Gel yanıma gel”

Okşan Tavaslıoğlu: Neşet Ertaş şarkısı ’Gel Yanıma Gel’. Yarini sevişmeye hınzırca davet ediyor. Flört ve hınzırlığı bir aradayken çok yakıştırıyorum açayım da dinleyeyim. 

“Yazımı kışa çevirdin”

Türküler Erdost: Yazın sürekli kışa çevrildiği şu dünyada, Neşet Ertaş’ın anısı, sesi ve türküleri bana uzaktan da olsa, en içten bakan göz, başımı yaslayacağım omuz, gelip bana sarılan dermanlı kollar! Kışların da yaza çevrileceğini anımsatan ses, nefes! 

“Hata benim”

Eda Zeran: Neşet Ertaş’ın en sevdiğim türküsü Hata Benim. Bana köyümü, toprağımı, nereye ait olduğumu hatırlatıyor. Köyümdeki insanlar; annem, babam pek çok kez hem Muharrem Ertaş’ın hem de Neşet Ertaş’ın köyümüze geldiğini türkülerini, bozlaklarını canlı bir şekilde dinleme fırsatları bulduklarını anlatır dururlar. Hata Benim; benim için; elimden kayıp gittikten çok sonra farkına vardığım güzel şeyleri anımsatıyor, ayrıca bağlamanın ne kadar güzel bir sesi olduğunu bir kez daha anlamama neden olan çok sevdiğim bir türkü. 

“Cahildim”

Özge Kelekçi: Girişiyle en çok herhalde bu Neşet Ertaş şarkısı. Sözlerinin açacağı gönülleri, kapıları, pencereleri, evin içinden kalkacak tozları falan hep o girişiyle anlatıyor gibi. Ya da belki beste ile sözlerin nasıl da birbirinden ayrılmaz olduğunu, parçalanamaz olduğunu ilk o girişte anlıyorum ben hep. Ankara’yı, imkanları, mekanları, en çok evvelleri/ahirleri beklemek gibi bir şarkı. Mümkün olmuş olanlardan uzaklaşmanın acısı belki. Özlemenin en mütevazi tınısı olduğundan ya da. 

"Ah yalan dünyada, yalan dünyada, yalandan yüzüme gülen dünyada.."

Umut Stackhouse: Kimliklerimin hemen hepsinin kaotik şehir düzenine göre şekillendiği hayatımda, Neşet Ertaş’ın benim için, yaşamın acele boyasını silip, yerine yavaş bir hakikati hatırlattığı ve de hızımı kesip yaşamın ne olduğunu anlamaya şevklendirdiği anlar açısından önemi büyük. Hangi zamanda, hangi mekanda, hangi koşulda olsanız fark etmeksizin, Anadolu’dan çıkıp tüten şu ağıt sizi de sarsıvermez mi; "Ah Yalan Dünyada Yalan Dünyada Yalandan Yüzüme Gülen Dünyada.." 

"Doyulur mu, doyulur mu, canana doyulur mu"

Bedreddin Erkoç: Neşet Ertaş’ı sevmemek mümkün değil. Evet evet sık sık dinlerim. En sevdiğim türküsü sanırsam ’’Doyulur mu’’. Aşkı bu kadar tutkulu anlatıp, bir o kadar edepli olan yoktur herhalde.

Ozan Uğur: Neşet Ertaş sevilmez mi ayol, deli misin sen? Tabi ki severim, hele bir de Antep’te bir evde gün boyu türkü çalan bir radyo ile büyümüş birisi için Neşet Ertaş çok değerli oluyor. En sevdiğim parçalarından birisi gönül dağı. "Kirpiklerin oku yar yar cana batarken, gel gizli gizli" diyor ya orası beni benden alıyor özellikle. Sanki çok sevmiş kavuşamamış ama sevmekten de vazgeçememiş. Sonuçta gönül bu; dağlar kardan, ateş hardan, ben but kolilerin üzerinden geçsem de şu madiler madisi gönlüm her Neşet Ertaş şarkısında aynı özlemi duyumsuyor. İyi ki geçti hayatımızdan. Hele bir de taşınmadan önce Ankara tutkunu taşındıktan sonra Ankara mağduru olduğu halde Ankara’ya olan sevdası hiç bitmemiş (kolisi de iyi değildi ama seviyorum, n’apayım?) birisi için bozkırın acısını, özlemini, koli isteğini hiç çekinmeden yansıttı bir de. Onlarca belki de binlerce şey söylemiş birisi. Hangi parçasını daha çok sevdiğimi bilemedim. Konuştukça aklıma bir sürü şarkısı gelse de ben bir de buraya "doyulur mu, doyulur mu, canana(koliye) doyulur mu" dediği ve benim bitmek tükenmek bilmeyen koli tutkumu anlatan bir şarkısını bırakayım. Güldüren, ağlatan, özleten ve arzulatan türkülerine, bozlaklarına özlemle... 

“Zahidem”

Remzi Altunpolat: Uzun zaman pek kadri bilinmemiş, bin bir mihnet içerisinde geçen yılların ardından şükür ki daha hayattayken değeri bir biçimde anlaşılmış bir ozan, sanâtkar Neşet Ertaş. Abdal geleneğinin son büyük temsilcisi. “Abdal”, kendi deyimiyle “Çingen” sıfatıyla etiketlenen, dışlanan bir topluluğunun güçlü sesi, haykırışı. Ayrımcılık zerrelerine kadar işlemiş devletlûların son yolculuğuna camiden uğurlayarak Aleviliğini gizleme utanmazlığı göstermelerine ne demeli? Ne anlama geldiğini pek de bilmeden, araştırmaya da ihtiyaç duymadan “Bozkırın Tezenesi” diyerek göklere çıkarmak günahlarımızı affettirir mi? Dahası bu büyük ustaya bilinçli ya da bilinçsiz popüler kültür ürünü muamelesi yapmak ona, onun yaşam felsefesine sığar mı?
Eşsiz ozanımızın en sevdiğim türküsü Zahidem. Kavuşamadığımız, umutsuz olsa hep bir haberine baktığımız, ellerimizi uzatamadığımız aşklarımız için. 

“Keşke hiç kimse yalnız kalmasa” 

Murat Çekiç: Neşet Ertaş’ı sevmemek mümkün mü? Şarkılarının hepsini kimi zaman kendisinden, kimi zaman başkalarından güle ağlaya çok dinledim. Ama en çok tek başıma içerken dinledim Neşet Ertaş’ı. Mühür Gözlüm, Gönül Dağı, Şu Garip Halimden, Yazımı Kışa Çevirdin, Karadır Şu Bahdım Kara gibi ilk akla gelen bütün klasikleri seviyorum elbette. Ama en çok Zahidem’i seviyorum. Sevip de kavuşamamak üzerine çok şarkı, çok türkü var. Ancak hiçbiri sevenin kendini yalnızlıkla cezalandırmasını bu kadar iyi anlatmıyor bence. Her dinlediğimde ciğerimden bir parça sökülüyor. Keşke hiç kimse yalnız kalmasa. 

Bu şarkının bir güzel yanı da Zeki Müren’in nüanslı bir aranjeyle yorumlamış olması. Rivayet o ki, Zeki Müren bir rakı sofrasında Neşet Ertaş’tan bu şarkıyı dinlerken kendinden geçip kendini duvardan duvara atmış. Neşet Ertaş da bir televizyon programında hayatta en çok gurur duyduğu şeyin Zeki Müren’in onun bir eserini icra etmiş olması olduğunu ifade etmişti. O yüzden Zahidem’in Neşet Ertaş’ın yorumladığı bir kaydının yanı sıra Zeki Müren kaydını da seçtim. 

“Bir Anadan Dünyaya Gelen Yolcu”

Cemal Akyüz: Bir anadan dünyaya gelen yolcu, görünce dünyaya gönül verdin mi? Neşet Ertaş’ı hayatımız boyunca dinledik ama onu çok da iyi tanımıyoruz bence, ondan bir Aziz yaratmak da istedik, bence buna müsait de, hep yolda hep yolcu hep gurbette o ama hep de bozkırın tezenesi. Sen gibi, ben gibi. 

“Yozgat Sürmelisi”

Evren Çakmak: Bana Ankara’da yaşadığım günleri hatırlattığı için. 

“Bahçe Duvarından Aştım”

Ateş Alpar: Neşet Ertaş’ı annemle severiz. Adana’nın nemli ve bir o kadar da sarı sıcak havasında dinleriz. En sevdiğim türkü "Bahçe Duvarından Aştım" dinledikçe ülkenin ve coğrafyanın bir an bile olsa bir yandan gerçekliğinden uzaklaşıp bazen bir yandan yakınlaştığım için. Neşet Ertaş ülkenin duygu sosyolojisidir, dinledikçe anlarız. 

*Bu yazı ilk olarak Kaos GL dergisinin 157. sayısında yayınlanmıştır.