Kültür Sanat

Hamamcı Ülfet

Perşembe, 15 Mart 2018
Haber: Kaos GL

Her ne kadar tarih kitaplarında eserin adı anılmayıp ahlaksızlık olarak nitelendirilse de edebiyatçılar tarafından, bizler için bir devrimin başlangıcı olma açısından çok değerlidir.  

Nazlı Yıldırım, Kaos GL dergisinin 158. sayısına yazdı.

Doksan beş yıl önce yazılmış bir eserden, Ahmet Rasim’in Hamamcı Ülfet adlı eserinden bahsedeceğim. Muhakkak duyanınız, okuyanınız, bileniniz vardır. İlk dönem eserler arasında ayrı bir değeri olmasının yanında, konu sınırlaması yapmadan, tarihin özelliklerini yansıtarak, yazdıklarında özgür, yargısız, rahatça bir tutum sergilemesi de kayda değerdir. 

Hamamcı Ülfet, derin bir eser değil. Ancak eski tabirle diyecek olursak seviciliğe değinen ve konu farklılığı ile edebiyatın yolunu genişletmesi açısından boşluğu dolduracak bir eserdir. Bununla birlikte, günü değil, dönemini tüm canlılığı ile yansıtması sevicilik tarihi hakkında bizlere birçok fikir ve ipucu bırakmaktadır. Toplumsal yaşamı hiçbir korku ve baskı hissetmeden olduğu gibi hatta daha eğlenceli bir şekilde aktarmış. 1922 yılında yayımlandığında o dönem içinde değinilmemiş bir konuya iştirak etmesi, doksan beş yıl önce nasıl göründüğünü bizzat renkli anlatımıyla bizlere göstermiş. Muaşakat-ı Nisaiye yani kadın kadına aşk denilen durumu büyük bir cesaretle romanlaştıran yazarlardan biri. Mehmet Rauf’un Bir Zambak Hikâyesi’nden sonra Ahmet Rasim’in Hamamcı Ülfet’i ile İki Güzel Günahkâr geliyor. Bu eserlerin bilinmesi LGBTİ edebiyatın zeminini oluşturur. Günümüz edebiyatını anlayabilmek için birer yardımcıdır. Bu kadar bahsetmişken şimdi kitaba biraz daha yakından bakalım. 

Hamamcı Ülfet, sade bir dil kullanarak eşcinsel kadınların yaşam biçimlerine değinerek, yargısızca anlatıldığı, Osmanlı dönemi izlerini taşıyan Ahmet Rasim’in eseridir. Osmanlı döneminde edebiyatla uğraşanların çoğunluğunun erkeklerden oluştuğunu düşünecek olursak, bu tür konularda yazmanın rahatlığını az çok tahmin edebiliriz. Ancak dönem baskısını göz önünde bulundurursak, kimi zaman yazarların rahatlığı başlarına da bela olmuştur. Ahmet Rasim’i diğer yazarlardan ayıran özelliği, İstanbul’un sevici kadınlarından bahsederken, İstanbul’un hamamlarındaki eğlence sefalarından, diğer eğlence mekânlarından, giyim ve kuşamlarından, toplumun seçkin yerlerinden de bahsetmesidir. İstanbul’daki -yine bir Osmanlı tabiriyle olacak- zürafaların dünyasını anlatırken, hiçbir şekilde ahlakçı tutum sergilemez Ahmet Rasim. Hamamcı Ülfet’e âşık olan Pakize Hanım karakteri ile sevici kadınların psikolojik detaylarındaki durumunu ortaya koymuştur. Pakize Hanım kıskançtır, sevdiğini sakınır, korur, pahalı hediyeler ile sevdiğini mutlu etmeye çalışır. Cinsel hazlar, mutsuzluklar, acılar, kadın kadına olan tutku ve aşkı psikolojik açıdan ele aldığı konulardır yazarın. 

Eser, Reşat Ekrem Koçu’nun “Bu hayat ve bu his yanlışlığına düşen kadınların kendi aralarında bir ayin şeklinde yaptıkları bir içki ve hamam âlemi tasvirleridir,” demesine karşılık seviciliği ön plana çıkarması bakımından önemlidir. Seçkin aile eğlencelerinde görülmesi, olayın eğlence tarafıyla ilgilenildiğini gösterir. Bu eğlenceler, cinsellik ayini gibidir. Özellikle hamamlar bunun için en ideal mekânlardandır. Pakize Hanım ilk önce Sabriye Hanım ile birliktedir. Pakize Hanım daha sonra Sabriye Hanım’ın kızı Ülfet’i görür ve ona vurulur. “Odanın ortasına gelince döndü. Benimkine öyle bir alıcı… alıcı değil, galiba yiyici… o da değil… başka ne olur?.. sevici mi acaba? her ne ise, işte öyle bir nazarla bakıp titredi ki insan düşecek zanneder…”   Gördüklerinin şaşkınlığını üzerinden atması için Ülfet’e yardımcı olur Pakize Hanım. Cinselliğe alıştırarak, tüm cinsel hazlarını yaşatır. “Pakize Ülfet’in yanına geldikçe kükremişgibi sarılmak istiyordu. Gözleri, aklı başından gitmişçesine bir bakışla süzülüyor, yanakları ateş saçacakmış gibi kızararak ufak burnu titremeyle açılıp kapanıyor, dudakları, elleri titrediği halde tahammül edilmez bir kuvvetin şevki ile atılıyordu.” Bu durum, bir kadınlığa geçiştir Ülfet için.  

“Buse, bu âlemin en makbul, en ziyade geçer akçesidir. Çok öpülen de, çok öpen de seviniyor: Bazan pek gizli bir fısıltıyı müteakip iki kadın ortadan kalkıyor, bir odaya gidiyorlar. Bir müddet sonra ter içinde geliyorlar. Bunda ne var?... Hiç!” Yazarın kadınlar arasındaki aşkı, yargısızca ifade edişi, kadınlar konusundaki titizliği dikkate değerdir. Daha sonra Ülfet evlenir. Ve tıpkı annesi gibi hamamcı hanım olur. Pakize Hanım ise Ülfet’in evliliğinin ardından mutsuz olmuş, acı çekmiştir. İlişkilerinin geçtiği hamam ve evler hem İstanbul’un hem de Osmanlı mekân tarihi içerisinde büyük kültürel birikimdir. O yüzden yaşanılanlar da aynı değerde kültürel birer taşıyıcı olarak önem arz eder.  

“Üç asal sevici kadın karakterli Hamamcı Ülfet romanında, Pakize’nin Ülfet’e olan aşkı anlatılır. Bunun yanı sıra Pakize’nin sevici ilişkisinin derinlikleri ve sevici olma gerekçesi gözler önüne serilir. Roman o kadar yargısız yazılmıştır ki, Pakize’nin Ülfet’i sevgili yapma yolundayken Ülfet’in gencecik bir kız olarak doğru ve yanlış hakkındaki tereddütleri aslında toplumlardaki sansür ve yasaklamaların gerekli oluş nedenine işaret etmektedir.” ( A. Didem Uslu)  

A. Didem Uslu, anlatmak istediğimi kısaca özetlemiş. Son olarak Ahmet Rasim’in gözden yitirilmeye çalışılan, ötekileştirilen, dışlanan, yok sayılan, bir konuyu edebi bir üslup ile ele alması, dönem şartlarını düşündüğümüzde özellikle bir erkek yazar tarafından yazılmış olması, hem Osmanlı tarihi açısından hem de edebiyat açısından cesur ve önemlidir. Her ne kadar tarih kitaplarında eserin adı anılmayıp ahlaksızlık olarak nitelendirilse de edebiyatçılar tarafından, bizler için bir devrimin başlangıcı olma açısından çok değerlidir.