İnsan Hakları

“İşkence yasağı mutlaktır”

18 Mart 2018

Kaos GL’nin “İnsan Hakları ve Savunuculuk” eğitiminin son oturumunda Av. Senem Doğanoğlu, işkence ve kötü muamele yasağını anlattı.

Kaos GL’nin LGBTİ+ alanında çalışan sivil toplum örgütlerine dönük “Kurumsal Kapasite Geliştirme Eğitim Programı” kapsamında “İnsan Hakları ve Savunuculuk” eğitimi devam ediyor.

Şubat ayında yapılan “Stratejik Eylem Planı ve Risk Yönetimi” eğitiminin ardından “İnsan Hakları ve Savunuculuk” eğitimi 17-18 Mart’ta yapıldı. Eğitime; Ankara, Antalya, Çanakkale, Mersin ve İzmir’den LGBTİ+ hak savunucuları katıldı.

Eğitimin ilk gününde insan hakları savunucusu Hakan Ataman, insan haklarının temel kavramlarını anlattı. Eğitimin ikinci gününde Uluslararası Af Örgütü’nden insan hakları eğitmeni Mehmet Onur Yılmaz, temel haklar ve uluslararası sözleşmeleri aktardı.

İşkence ve kötü muamele yasağı

Son oturumda ise Av. Senem Doğanoğlu; işkence yasağı, işkence yasağını vurgulayan uluslararası sözleşmeler ve kötü muameleye ilişkin konuştu.

İşkence ve kötü muamelenin mutlak olarak yasak olduğunu hatırlatan Doğanoğlu, “Mutlak olarak yasak ama yine de maalesef bir muğlaklık var” dedi. İşkence yasağının “jus cogens”, buyruk kural niteliği taşıdığını belirtti. Uluslararası sözleşmelerde işkence yasağının nasıl düzenlendiğini aktardı.

Doğanoğlu, işkencenin failinin kamu görevlisi ya da resmi sıfatla hareket eden biri olabileceğini belirtti. Ülker Sokak’ta trans kadınlara dönük saldırıları ve bu saldırılara ortak olan Beyoğlu Güzelleştirme Derneği’ni hatırlatan Doğanoğlu, bu örnek üzerinden “devlet dışı aktörlerin” de işkence suçunun faili olabileceğini hatırlattı.

İşkence ve kötü muamele arasındaki fark

İşkencenin “bilgi alma, itiraf elde etmek, cezalandırmak, korkutmak, yıldırmak ve ayrımcılığa dayalı herhangi bir nedenle” yapılabildiğini vurgulayan Doğanoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Uzunca süre hukukçular işkence ve kötü muamele arasındaki farkı vurgulamak için dikey ölçütü kullandı. İşkence olabilmesi için ‘ağır acı’ şartı arandı. Bu durumun da cezasızlık gibi sonuçları oluyordu. Ardından yatay ölçüt kullanıldı. Şartları sağlayan uygulamaların hepsinin kötü muamele olduğu, belirli amaçlarla yapıldığında işkence olduğu söylendi. Bu yöntem de işe yaramadı, uygun değildi. Şu anda karma yaklaşım kullanılıyor. Herkesin bütün öyküsünün biricik olduğunu artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kabul ediyor. Muamelenin niteliği, niceliği, etkisi, kişinin öyküsü kararlarda etkili oluyor.”

Alıkonma koşulları ve işkence

Devletlerin işkence yapmamakla, teşvik etmemekle, rıza göstermemek ve göz yummamakla yükümlü olduğunu hatırlatan Doğanoğlu; işkence yapmama yükümlülüğü kapsamında sağlık hakkını anlattı. “Alıkonma, gözaltında olma, tutuklanma, gözaltı aracında tutulma gibi durumlarda devletin sadece alıkonduğu için katlanması gereken ıstırabın ötesinde bir muameleye maruz bırakıyorsa bu artık işkencedir” dedi.

İşkence yasağı hiçbir koşulda askıya alınamaz

Doğanoğlu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesi uyarınca olağanüstü hal koşullarında devletin bazı yükümlülükleri askıya aldığını hatırlatarak, “Yaşam hakkı, işkence yasağı, kanunsuz ceza verilmemesi ve kölelik yasağı hiçbir koşulda askıya alınamaz. Yine aynı şekilde devletlerin askıya alma bildiriminde bulunması diğer hakları askıya almakta yeterli değildir” dedi.

Doğanoğlu sunumunun devamında kişi özgürlüğünün kısıtlanması durumunda işkenceye karşı usuli önlemleri aktardı.

BM İşkenceye Karşı Sözleşme hakkında

Doğanoğlu’nun bahsettiği Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Kötü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1984’te kabul edilip imza, onay ve katılıma açıldı. Sözleşme, 26 Haziran 1987’te yürürlüğe girdi. Türkiye, sözleşmeyi 25 Ocak 1988’de imzaladı. 21 Nisan 1988 tarihinde bir “beyan ve ihtirazi kayıtla” onayladı.

Sözleşme’nin 1. maddesinde işkence şöyle tanımlanıyor:

“Sözleşme amaçlarına göre, İşkence terimi, bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatıyla uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez.”

Kapasite Geliştirme Programı hakkında

Eğitim Programı temel olarak, LGBTİ+ hakları ve eşitliği için faaliyet gösteren LGBTİ+ derneklerinin kurumsal ve yönetsel kapasitesi ile bu kuruluşlarda gönüllü ve profesyonel çalışanların yetkinliğini arttırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda sene boyunca çeşitli eğitim, atölye ve yayın faaliyetleri organize edilecek.

Kapasite geliştirme eğitimleri tematik alanlarda gerçekleştirilen eğitim ve çalışma ziyaretlerinden oluşuyor. Kapasite geliştirme çalışmalarında amaç LGBTİ+ alanında çalışan STÖ temsilcileri üzerinden örgütlerin güçlendirilmesi olarak özetlenebilir. Eğitimlerin içerikleri LGBTİ+ dernekleriyle yapılan ihtiyaç belirleme ve istişare toplantıları doğrultusunda belirlendi.

Etkinliklerde Kaos GL’nin yanı sıra sivil toplumun farklı bileşenlerinden uzmanlar eğitimci olarak yer alacak. Her eğitim için LGBTİ+ dernekleri ve o eğitimin hedef grubunda yer alan LGBTİ+ hak savunucuları için çağrıya çıkılacak.