Kültür Sanat

“Başka feminist hikâyeler anlatmamız gerekiyor”

Cuma, 30 Mart 2018

Pınar Büyüktaş, çeviri editörlüğünü üstlendiği Sara Ahmed’in “Feminist Bir Yaşam Sürmek” kitabını “yoldaş bir metin” olarak tanımlıyor.

Illustrasyon: Kris Noelle

Sel Yayıncılık Sara Ahmed’in “Feminist Bir Yaşam Sürmek” isimli yeni kitabını yayınladı. Sara Ahmed’in 2015 Yılında “Duyguların Kültürel Politikası” ve 2016 yılında “Mutluluk Vaadi” kitaplarını yayınlayan Sel Yayıncılık son kitabı şu cümlelerle tanıtıyor:

“…önümüze çıkacak engelleri birer motivasyon kaynağına dönüştüren, feminizmin gerekliliği ve feminist bir hayatın nasıl sürdürülebileceğine dair coşkulu, davetkâr ve umut dolu bu metin, gözünü budaktan sakınmayanların, elini taşın altına koymaktan çekinmeyenlerin kolektif eyleminin bir davetiyesi niteliğinde.”

Sara Ahmed’in, feminist bir yaşam sürmenin ön koşulunu her tecrübeyi eleştirel düşünceyle buluşturmak olduğunu vurguladığı bu kitabın çeviri editörü Pınar Büyüktaş. Pınar Büyüktaş editörlüğünü üstlendiği “Feminist Bir Yaşam Sürdürmek” kitabının okuyucuya neler vaad KaosGL.org’a anlattı. Büyüktaş, Sara Ahmed’in bu kitapla okuyucuya, cinsiyetçiliğe karşı mücadelenin tüm zorluklarına karşın feminist olarak hayatta kalabilmeleri için bir yoldaş metin hediye ettiğini söylüyor.

“Sara Ahmed sorular sormak için cesaretlendiriyor”

"Feminizm nerededir? Feminizmin ne olduğu ve neyi amaçladığı kadar, hayatımızın neresinde olduğuna dair geç kalmış bir soruyu tüm içtenliğiyle soruyor ve kendimize de sormamız için her birimizi cesaretlendirirken kendi hikâyesini paylaşıyor Sara Ahmed. Türkiye açısından düşündüğümüzde tam da tenimizde, sesimizde, kalbimizde hissedebileceğimiz bir yerden okuyucularına çağrıda bulunurken feminizmin Batıdan Doğuya geldiğini iddia eden ve hatta 'emperyal bir lütuf olarak nasıl yararlı olduğunu' anlatan bir feminizm tarihine bizzat kendi hikâyesiyle karşı çıkıyor. Sara Ahmed’in kendi hayat hikâyesi bu tarihsel varsayımı reddediyorsa, bize çağrısı da tam burada yankılanıyor: Başka feminist hikâyeler anlatmamız gerekiyor."

“Kitapta beyaz olmayan, trans, lezbiyen, queer feministler de var”

"Feminizm tartışmalarında sıkça karşımıza çıkan transfobik ve homofobik söylemlere de çalımını atıp, 'kadın'ın sınırlarını ayrımcılıkla çizenlere karşı lafını sakınmadan tavrını koyuyor Ahmed: Adına layık hiçbir feminizm, feminist topluluğun çerçevesini çizmek için 'kadın olarak doğan kadınlar' cinsiyetçi fikrini kullanmaz, trans kadınları 'kadın değil' veya 'kadın olarak doğmamış' veya 'erkek' olarak tarif etmez diyor ve transfeminizm ile lezbiyen feminizme dair samimi ve derinlikli paylaşımlar bize şu ipucunu da veriyor: Kitap boyunca 'sen' ve 'siz' hitabıyla içtenlikli bir diyalog sürdürerek hitap ettiği kesimin, feminizmin dahi ötekisi addedilen beyaz olmayan, trans, lezbiyen, queer feministler olduğunu kitabın girişinde ifade ediyor.  Bu ayrımcılıktan yılmış olanlara derin bir nefes aldırarak feminizme sahip çıkışımızda bizi bir nevi hasretle karşılıyor."

“Yoldaş bir metin”

"Irkçılığa, homofobiye, transfobiye, ekonomik sömürüye karşı mücadelede yer almayan, yani kesişimselliği yok sayan bir yaklaşımın feminizmin tanımı olduğu varsayımına da hakkıyla karşı çıkıyor. Gündelik hayatın kemikleşmiş cinsiyetçiliği ile mücadelenin kimi zaman ne denli yorucu olduğunu; hem bu mücadele için güç bulmanın hem de günü geçirecek gücü korumanın geriliminde bir feminist olarak hayatta kalmak için, oyunbozanlığa devam edebilmek için çok değerli bir yoldaş metin hediye ediyor okuyucuya."

“Birlikte tehlikeliyiz”

"Sara Ahmed’in sıkça andığı Gloria Anzaldúa gibi kimi zaman şiirselleşen, Audre Lorde metinlerinin hassasiyeti ile bell hooks’un güçlü dilinin berraklığında gidip gelen ama en çok da okuyucusuyla inatçı-yorgun-umutlu-öfkeli-kırılgan-kopan bir dilden konuşan bu oyunbozan feminist metin; içinde bulunduğumuz zorlu koşullarda yani yasaklarla, baskılarla ve şiddetle sarmalanmış şu zamanlarda kitapların yoldaşlığını ve mücadele tarihini hatırlamak için de güzel bir vesile oluyor."

"Aslında inatçı bir oyunbozan olarak feminist hayatlarımızı nasıl sürdürdüğümüzün hikâyesi, yıllar boyunca karşımızda yükselmiş duvarları koruyan ve sömürü, ırkçılık, ayrımcılıkla beslenen bir yaşam tahayyülünü alaşağı edecek güçte değil midir zaten? #birliktetehlikeliyiz"