Gökkuşağı Forumu

En yakın arkadaşım, suç ortağım, tontonum: Ananem

Çarşamba, 4 Nisan 2018

Ananem benim çocukluk kahramanımdı. O geldiğinde sanki hayatım daha güzelleşirdi. Renklenirdi. Annemle bitmek bilmeyen bir hesapları vardı. Bu hesaplar arada sırada hortlar, birbirlerine ağza alınmayacak laflar ederdi. Ama her seferinde en son sözü hep annem söylerdi. “Bi sus Türkün kızı”, “Gene yaptın yapacağını Türkün kızı”. “Türkün kızı” ikisinin kavgasında kavgayı bitiren son darbe idi. Sonrasında ikisi de susardı. Kavga ettikleri için değil, “Türkün kızı” dediği için mahcup olurdu annem ananeme karşı. Tabii ki “Türkün kızı” lafının ne anlama geldiğini hiçbir zaman öğrenemedim. Neden bu kadar ağırdı? Neden annem ananeme söylerdi? Soyağacımıza baktığımızda zaten Türk olduğumuz tescillendi. Ondan yana bir “sıkıntı” yok!

Ben ilkokula başladığımdan beri de annem ve kardeşleri arasında özellikle ananemin nerede kalacağı meselesi hep bir mevzuya dönüştü. Teyzelerimden biri ananemin kendisine annelik yapmadığını, doğal olarak bu meselede bir taraf olmadığını dile getirir dururdu. Diğer teyzemin ise “zaten koşulları uygun olmadığı için ananemle birbirlerini çok sevseler” de yapacak bir şey olmazdı. Ananem dayımla annem arasında mekik dokurdu. Giderdi, gelirdi. Arada sırada da en büyük teyzemin yazlığına yollanırdı. Ha ananem kendini en çok bizde ve dayımda rahat hissederdi. “Bir göz odam olsa, kendi başıma yaşasam ne mutlu olacağım” da derdi. Tabii annem, “evini bırakıp gittin” derdi. Sonrası da “Türkün kızı” aşamasına kadar varan kavga…

Ananem üç valizi ile gelirdi. Valizin biri sadece evde ikimiz varken açılırdı. En az on çift kundurası olurdu.

Ananem ve ben

Babamla hep iyi anlaştılar. Birbirlerinin arkasından söylediler söyleyeceklerini ama yüzleri hep birbirlerine güldü. Babam klasik aylık kavgalarına ananem geldiğinde ara verirdi. O yüzden ananemin gelmesini çok isterdim. Babam sakinleşiyor diye… Ananeme karşı saygısızlık yapmazdı. Ananemin yanında bu yüzden kendimi güvende hissederdim.

Tontonum

Haftanın iki günü ananemin aile evine giderdik. Evin girişindeki yaprakları süpürürdük. Duvarları tamir ederdik. Evde kalan üç beş parça eşyayı havalandırırdık. Meyve ağaçlarında olan meyveleri toplardık. Bahçedeki türbenin üstündeki çiçeklerin arasındaki yabani otları ayıklardık. Acıktığımız zaman birlikte piknik yapardık. Çoban salatası, çökelek ve parmak çörekli pikniklerimiz olurdu. Eve dönüş yolunda mutlaka dondurma yerdik. Annemin verdiği parayı harcamasak da harcadık derdik. İkimizin kötü gün parası olarak biriktirirdik onu. Annemin “lüzumlu” görmediği harcamaları yapardı ananem kendisi ve benim için ortak gizli kasamızdan.

Ananemin evi, Cumhuriyet kadını olduğu için evin haremlik-selamlık girişini yıktırıp tek girişe düşürmüştü.

Ananem annemin okulda, babamın ve abimin sokakta olduğu zamanlar beni özgür bırakırdı evde. İstediğim her şeyi yapardım. Kim neden geldi, nereye gittim, ne yaptık, neden odaya kapandık gibi merakları olmazdı. İlk cinsel eğitimimi ananemden aldım. “Gece rüyada bir şeyler oluyor olabilir artık o yaşlardasın” diye başlayan cümlelerle utandırmadan ne yapmam gerektiğini söylerdi.

Ananem ve ben

Kimsenin kendisine acımasına izin vermezdi. Öyle bir durumu hissettiği anda karşısındaki kim olursa olsun saldırıya geçerdi. Annemle kavgalarının ertesinde, “Anane evlenince ben seninle yaşamak istiyorum” dediğimde; “Sen evlenebileceğini mi zannediyorsun” demişti. Sanırım cinsel yönelimimi ilk anlayandı. Ama bunu nasıl söylerse söylesin bende yarattığı etki, “ananem de benim sırrımı biliyor”un ötesine geçmedi. Korku ya da panik yaşamadım. Tam tersine bir kabullenişti benim için.

Ananem bizimle yaşadığı dönemde, bir yeğeninin vefatı üzerine annemlere, “Ben artık yaşlı bir kadınım. Yeğenlerim ölecek, kardeşlerim ölecek. Bunları bana söylemeyin. Üzülüp hasta olduğumda yatalak olduğumda sizin başınıza kalacağım. Ben kendim hissedersem, yasımı kendim tutarım. Hem bana söylemediğiniz için de taziyeye gelen giden olmaz, bir de onlarla ilgilenmek zorunda kalmazsınız” demişti. Bunun üzerine annemin vefatını da kendisine söylemedik. Birkaç ay sordu. Annen nasıl, telefonla konuşmak istiyorum diye. Yok hastanede, yok uyuyor, yok seninle konuşmak istemiyor gibi minik yalanlarla oyaladıktan sonra sanırım anladı ve bir daha sormadı.

Evde herkesin cep telefonu olduğunda onun da cep telefonu olmuştu. Kimseyi aramıyordu ama arayanlarla konuşuyordu. Arayanlara konuşmak istediği biri varsa onun aramasını söylüyordu.

Aşık olduğum insanları o da sevdi. Hiçbirine kötü davranmadı. Benim kıskançlıklarım onun kıskançlıkları idi.

20’yi aşkın torunu vardı. Ama ona sorduğunuzda 4 derdi. “Sadece dördünü ben büyüttüm. Diğerleri komşunun çocukları gibiydi. Bayramdan bayrama el öpmeye gelmeler… İnsan komşusunun çocuğunu ne kadar severse ben de onları o kadar seviyorum” derdi. O dördün içinde olmak insana kendine iyi hissettirirdi.

Her gün sabah kalkar, öğlen yemeği sonrasında ütülü eteğini ve bluzunu giyer, televizyonun karşısına geçer otururdu.

Yaşlı insanları pek sevmezdi. “Onun da kulağı duymuyor benim de kulağım duymuyor. Boğazım ağrıyor ona iki laf anlatana kadar” derdi. Bunu karşısındaki insana da söylerdi.  Gençlerden hoşlanırdı. Gençlerin hayallerini dinlemekten…

Annemin vefatı sonrasında “ananem ölürse ben nasıl yaşarım” sorusunu kendime sormuştum. O soruyu sorduğumu bir şekilde hissetti sanırım. Annemin vefatı sonrasında bizi bu duruma alıştırmak için iki üç deneme yaptı. Her seferinde yanına ananemi kaybediyoruz korkusuyla gittik. Çok değil biz gittikten birkaç saat sonra durumu iyileşti, kendine geldi. Konuşmaya başladı. Sanırım öldüğünü haber aldığımda ananemin bu duruma bizi kendisinin hazırladığını düşündüm.

Çocukluğum ve gençliğime dair en büyük özlemim ananem. Sanırım 18 yaşıma kadar en yakın arkadaşım sonrasında da bütün suç ortaklıklarım…

Dünya ananeler günü olsun. Kutlansın. Ananelerimizi unutmayalım.

**KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.