Medya

Sağlık, Anayasal haktır!

Cuma, 6 Nisan 2018

Devlet, sağlık hakkına erişimi sağlama yükümlülüğünü yerine getirmeyerek, trans kadın mahpus Diren Coşkun’u, cinsiyet geçişinin hayati ihtiyaçlarından mahrum etti. Peki bu süreç sosyal medyaya nasıl yansıdı?

Tekirdağ F Tipi Kapalı Erkek Cezaevine kapatılan trans kadın mahpus Diren Coşkun’un sağlık hakkına erişiminin engellenmesine karşı girdiği “ölüm orucu” Şubat ayının en önemli gelişmelerinden biri oldu.

Trans kadın Diren Coşkun, Ağustos 2017’de tutuklanması ve mahpus edilmesiyle başlayan süreçte, kişisel bütünlüğü ve kişilik hakkına yönelik kötü muameleye maruz kaldı ve cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi üzerinden ayrımcılığa uğradı.

Hapishane yönetimi, sağlık hakkına erişimi sağlama yükümlülüğünü yerine getirmeyerek, trans kadın Diren Coşkun’u, cinsiyet geçişinin hayati ihtiyaçlarından mahrum bıraktı.

Tekirdağ F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’ne (2 No’lu) kapatılan trans kadın mahpus Diren Coşkun, cinsiyet geçişi ile ilgili tıbbi ve psikiyatrik ihtiyaçlarının karşılanması; tecridin kaldırılması ve maruz kaldığı kötü muameleye son verilmesi için 25 Ocak’ta ölüm orucuna başladı.

İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği’nden Kıvılcım Arat da Diren’in ölüm orucunun 13. gününde Diren’le dayanışmak için ölüm orucuna başladı.

Kadın ve LGBTİ örgütleri “tutuklu trans kadınların talepleri kabul edilsin” çağrısında bulundu ve “Diren’in ve tüm trans mahpusların ameliyat, hormon tedavisi ve epilasyon gibi talepleri birer insan hakkı olarak acilen karşılansın, cezaevlerindeki transfobik şiddet, taciz, erkek egemen, keyfi ve hukuk dışı uygulamalar son bulsun” açıklaması yaptı.

Hükümlü Diren Coşkun’un sağlığa erişim hakkı kapsamındaki tıbbi talepleri, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından Meclis gündemine taşındı. HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da, “cezaevlerinden yükselen sesi duyun!” diyerek, TBMM’de Diren Coşkun’la ilgili konuştu.

Cezaeviyle yapılan görüşmeler sonucunda ölüm orucunu 27. gününde bırakmasının ardından trans kadın mahpus Diren Coşkun’un cinsiyet geçiş hakkı ve cezaevi koşullarının düzeltilmesi taleplerinin hukuki takibi avukatları aracılığıyla sürüyor.

“Bir insanın cinsiyet kimliği sebebiyle insani haklardan mahrum bırakılması insanlık suçudur”

Cinsiyet geçiş sürecinde hayati ihtiyacı olan tıbbi taleplerini karşılayacak sağlık hakkına erişiminin ihlal edildiği süreçte trans kadın mahpus Diren Coşkun’a “ses veren” ünlü, yorumcu ve oyuncu Gülben Ergen oldu.

Homofobik ve transfobik nefret söylemi üreten ve yayan ayrımcı haber ve/veya mesajlar için Şubat ayından Gülben Ergen’in #DireneSesOl paylaşımını seçtik.

Gülben Ergen, “Bir insanın cinsiyet kimliği sebebiyle insani haklardan mahrum bırakılması insanlık suçudur” açıklaması yaptı ve trans haklarına dikkat çekti.

Trans kadın mahpus Diren Coşkun’un “cinsiyet kimliği yüzünden işkence görmesi, acı çekmesi ve sağlık haklarından mahrum bırakılması”na “ses olan” ve söz konusu muameleyi “insanlık suçu” olarak adlandıran Gülben Ergen’in “instagram” aracılığıyla sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım, 15 bini aşkın “takipçi”si tarafından “beğenildi”; 900’ü aşkın takipçisi tarafından yorumlandı.

Paylaşımın “beğeni” sayısı 15 bini aştığı halde, Ergen’in takipçilerinden birinin, “Mevzu translar olunca beğeniler nasılda düşüyor” yorumu dikkat çekiyor.

“Nerde aptalca bir düşünce var onu savunmaya başladın”

Yorumcu ve oyuncu Gülben Ergen’in trans haklarına dikkat çeken ve trans kadın mahpus Diren Coşkun’un sağlık hakkı taleplerine ses veren sosyal medya paylaşımına düşülen “takipçi yorumları” arasında destekleyenlerle birlikte, “aşağılama, alay etme, karikatürize etme ve hakaret” gibi nefret ifadesi barındıran düşmanca yaklaşımlar da görülüyor.

Kendisini sosyal medya hesabında “gazeteci” ve “televizyoncu” olarak tanıtan genç bir kadın takipçisi, “O kadar umrundalarsa tedavi ettir. Nerde aptalca bir düşünce var onu savunmaya başladın” yorumuyla, hem trans haklarına hem de Diren Coşkun’un sağlığa erişim hakkının ihlal edilmesine dikkat çeken Gülben Ergen’e “hakaret” etmekte beis görmüyor.

İşte, “aşağılama ve hakaret” içeren söylemlerden bazıları:

“Aslında seni ne kadar çok severdim iğrendim şimdi senden Gülben ergen !”

“Yav az dusunerek yaz lütfen bu milletin ahlaki duzenini koruman saygi duyman gerekirken bunlara destek cikarak bunlardan bir nesil uretmeye calismanizdan hicap duyuyorjm”

“Allah’ın yasakladıgı bişeyi nasıl mesrulastırırsınız nasıl bi hadsizliktir bu”

“Konu bulamamışsın gülben! Allah’ın kabul etmediğini sen burda normalleştir saygı duy.ilerde oğullarında yaşarsa çıkar gurur duyduğunu söylersin ozaman!”

“Bi de Umreye ziyarete gittin, nasil kabul ede bilirsin bunu? Allah boyle mi buyurdu? Ayip sana. Resmen gozumden dustun”

“o kadar problem varken neden böyle şeyler paylaşıyor anlamıyorum ben toplum ahlakını bozduğunu düşünüyorum açıkçası”

“Sizden hic beklemezdim, okuduklarima gozlerime inanamadım”

“Herkese kucak aç....sımdıde sapıkları kucakla..... belki seni hhaklı bulan bırılerı cıkar.”

“Bütün translar gerizekalıdır! !!!!”

İşte, “insan saymayan ve nefret simgesi” olarak gören söylemlerden bazıları:

“Lut kavmi allahın lanetledigi insanlar bunla”

“Trans ikicinslilik bunlarim hastalik durumu olani var bir de tercih gibi olani.2si ayri sheylerdir.Allah 2 cins yaratmisdir erkek ve dishi.boyle sheyleri normal gibi paylasmak....Gulben hanim noluyor size”

“Trans diye bir cinsiyet yoktur. Allah'a inanlar bunun yanlış olduğunu bilir. İnsanları yanlış yönlendirmeyin lütfen. Cinayet elbette asla savunulamaz. 3 erkek çocuğunuz var, ileride bir tanesi ben trans olmak istiyorum derse tepkiniz ne olur?”

“Lanetlenmis bir kavimdir lut kavmi..onun yolundan gidenlerde lanetlenmustir..bunlari normallestirmeyin..ogullarinizin boyle olmasini stermisiniz”

“Allah kadını kadın erkeği erkek olarak yaratmıştır ayetlerle eşcinselliği haram kılmıştır kadın kadındır erkek erkektir..cinsiyet kendi insiyatifimizde olmayan birşey yani..doğduğumuzda neysek oyuz..bu ahlaksızlığı haramı mübah göstermek nedir ya..ya iyice modernlik uğruna batılı olmak güya ileri görüş uğruna ona buna destek vermek nedir ya..cihat sadece savaş demek değildir cihat Allahın emirlerini yanlış uygulayanları doğru yönlendirmeylede gerçekleşir..bırakın bu batılı kafaları artık saygı duyarım insan olduğu için ama kabul etmem Allahıma isyan ettiği için”

“He şimdi bir bu eksikti tövbe yarabbim sapkınlık başka birşey deil okadar savunacak bir şey deil günahı kendine bizi ilgilendirmez ama buralarda böyle iyiymiş algısı oluşturmayın Lût kavmi neden helak oldu böyle sapkınlıkları yüzünden Allah ayeti kerimesinde buyuruyor bitmiştir”

“Trans kabul gorulur bir sey olsaydi Allah iki cinsiyet yaratmazdi bu ne sapkinliktir yaa”

İşte, “alay eden, ciddiye almayan” söylemlerden bazıları:

“Bı buna el atmadığını kalmıştı”

“kesin röportaj yapacaktır”

“Gülben hanım kendini bitirmek için çok fazla çabalıyor. Her konuya zıplamasına hiç gerek yok. Son yakın bu gidişle.”

“Yarin ogullarin buyuyup ben kari olcam derse görurüz seni bayan açik göruşlü. Ne geniş insanlarsiniz yaaa !!!”

“Gulben bacı sende duruma göre tasavvufcu oluyon duruma göre milliyetci duruma gore bla bla...Neyse senin olayın belli showda bize yuhlar ola yine ne sallamıs diye bakıyoz ya sayfana.. Popüler kültür bu heryerde sen”

“Bu ne simdi yanındayız dedik sende kafayı yedin iyice hosmu bu paylaşım 3 erkek çocuğu annesi olarak”

“Tribüne oynamakta bi yere kadar, kes artık be kadın kessss!”

“Turkiyede böyle şeyler kabul edilemez insan ahlakini bozuyorlar çok özgürlük isterlerse gitsinler yabancı ülkeye okey gulbencik sanami kaldı ozgurlestirmek”

“İyi ki varsın Gülben!”

Trans kadın mahpus Diren Coşkun’un “sağlık haklarından mahrum bırakılması”na karşı Gülben Ergen’in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma düşülen 900’ü aşkın takipçi yorumundaki akışın, transların cinsiyet kimliğinin “dine ve kitaba aykırı” olduğunu ileri sürenler ile trans varoluşları tanıyan ve haklarını teslim eden yaklaşımlarla sıralı gittiği görülüyor.

Bir tarafta aşağılayan, hakaret eden, nefretle yaklaşan, diğer taraftan ciddiye almayıp alay eden transfobik ve cinsiyetçi yaklaşımların gölgesinde kalmayacak kadar, “önemli bir konuyu sanatçı olarak üstlenmeniz ve destek vermeniz olağanüstü bir farkındalık” diyerek, Gülben Ergen’i tebrik eden çok sayıda “yorum” dikkat çekiyor:

“Kötülük ile beslenen azınlıktan tepki alacağız diye Türk toplumuna şu uymaz bu uymaz diye toplumu homofobik gösteren ve homofobikliği aşılayan ünlülerimiz varken iyi ki varsın Gülben!”

“Önyargısız bir şekilde paylaşılandaki mesajı almıyorsanız zaten birtakım insani değerlerden yoksun olduğunuzu gösterir. Cinsel kimliği sebebiyle dışlanan, öldürülen, aşağılanan nice insan var toplumumuzda; buna dikkat çekmenin neresinde yanlışlık? Gülben Ergen her zaman bu konularda hassastı!”

Adalet’in Diyarbakır–Tekirdağ hattında “cinsiyet kimliği” sınavı

İzmir Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu Cezaevi ve Gözaltı Birimleri İnceleme Komisyonu, LGBTİ mahpuslara ilişkin yayınladığı raporda, LGBT’lerin haklarının uluslararası insan hakları hukukunca korunduğuna dikkat çekmiş ancak insan haklarına erişim için “belirli eylemlere ihtiyaç duyulduğunu” belirtmişti:

“Gezilen koğuşlarda kalan LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, interseks) bireylerin cinsel yönelimlerinden ve cinsiyet kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğradıkları, koğuş içerisinde cinsel tacize maruz kaldıkları cezaevi çalışanları tarafından sözel şiddete (cinsel yönelimlerinden ötürü hakaret ve aşağılama amaçlı) uğradıkları transseksüel bireylerin cinsiyet değişimi sürecinde hormon terapi tedavisine ulaşmakta zorluk çektikleri, tedavinin geciktirildiği, poliklinik kontrol tarihlerinin aksatıldığı, koğuş içerisinde bireylerin dış görünümleri ve kıyafet seçimlerine yönelik baskı gördükleri şeklinde kurumumuza başvurulmuş/aktarılmıştır.”

Trans kadın Diren Coşkun, Diyarbakır adliyesinde kimlik kontrolü sırasında daha önceden kesinleşmiş cezası olduğu açığa çıktığı için 14 Ağustos 2017 tarihinde tutuklandı. Diren Coşkun’un üyesi olduğu Keskesor LGBTİ Oluşumu’nun bildirdiğine göre, Diren ilk önce Diyarbakır E Tipi (kadın) cezaevine daha sonra da Diyarbakır D Tipi (erkek) cezaevine gönderildi.

Diyarbakır D Tipi'nden rızası dışında nakledilen ve Tekirdağ F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’ne (2 No’lu) kapatılan trans kadın mahpus Diren Coşkun 25 Ocak’ta cinsiyet geçişi ile ilgili ameliyat, epilasyon ve diğer tıbbi, psikolojik, psikiyatrik ve sosyal desteğin sağlanması; üzerindeki tecridin ve kendisine uygulanan kötü muamelenin son bulması için “ölüm orucuna” başladı.

Keskesor LGBTİ Oluşumu aktivisti Diren Coşkun’un hükümlü bulunduğu Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi’nde 25 Ocak 2018 tarihi itibariyle ölüm orucuna başlamasının temel nedeni olarak, cezaevinde yaşadığı hak ihlalleri gösterildi.

“Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının en temel hakkı olan sağlık hakkından; bu sağlık hakkının bir bileşeni olan ameliyat ve tıbbi ihtiyaçlara erişim hakkından, trans kadın Diren Coşkun mahrum edildi. Bu mahrumiyetin yanısıra hapishane yönetimi tarafından ayrımcılığa ve istismara uğradı, tehdit ve taciz edildi, ağır tecrit koşullarında hayatını sürdürmek zorunda bırakıldı.”

Nihayet yaratılan kamuoyu ve avukatlarının müdahalesi ile cezaevi yönetimiyle başlayan görüşmeler sonunda Diren Coşkun 20 Şubat’ta ölüm orucuna ara verdi.

Diren Coşkun, “bir kadın olarak temel ihtiyaçlarının erkek cezaevinde olması nedeniyle karşılanmadığını, diğer mahkûmların sahip olduğu haklardan mahrum bırakıldığını” söylüyor. Cezaevi yönetim ve personelinin kendisine karşı transfobik söylem ve eylemlerine son vermesini; uygulanan tecridin son bulması ve diğer mahkûmlarla eşit hak ve koşullara sahip olmayı istiyor.

Trans kadın mahpus Diren Coşkun’un talepleri

Trans kadın mahpus Diren Coşkun'un avukatlarından Hatice Demir, Diren’in taleplerini şöyle sıralıyor:

“Öncelikle vegan beslenme talep ediyor. Anayasa Mahkemesi'nin 2016 yılında vejetaryen bir mahkûmun yemek talebinin karşılanmamasının hak ihlali olduğuna ve tazminatı gerektirdiğine ilişkin kararı; vegan yemek talebinin bir mahkûmun en doğal taleplerinden biri olduğunu gösteriyor.

“Lazer epilasyon talebi. Diren lazer epilasyon için Bakanlığın talimatı ile Çapa Tıp fakültesine sevk edilmiş. Burada Diren'e epilasyon aletinin bozuk olduğu söylenmiş ve işlem yapılmadan cezaevine geri gönderilmiş. Şu an Bakanlıktan cevap bekleniyor.

“Cezaevi çalışanlarının transfobik tutumlarının sona ermesi talebi. Bu da doğrudan cezaevi yönetimini ve çalışanlarını muhatap alan bir talep. Diren cezaevinde kendisine kimlik ismiyle seslendiklerini, bazı gardiyanların inadına "beyefendi" vb. sıfatlar kullandığını bize aktardı. İdare, sayım gibi resmi durumlarda kimlik ismiyle seslenmelerinin zorunlu olduğunu ancak bunun dışında sırf rahatsız etmek için Diren'i aşağılayacak herhangi bir söz söylenmesine müdahale edileceğini söyledi.

“Diren’in bir diğer talebi cinsiyet geçiş sürecinin hızlandırılması. Bu aslında cezaevini ilgilendiren bir talep değil. Maalesef hâkimlerin cinsiyet geçiş sürecinin hukuki boyutuna aşina olmadıklarından, bu davalar çok sık karşılaştıkları davalar olmadığından ve bazen de transfobiden böyle karar verdiklerine şahit oluyoruz. Şu anda istinafın kararını beklemek dışında bir yolumuz yok.

“Son olarak Diren, Tekirdağ’da kaldığı cezaevi bir erkek hapishanesi olduğundan İstanbul’a sevkini istiyor. Bu talebi için de cezaevi Bakanlığa yazı yazdı.”

Sağlık, Anayasal haktır!

Trans kadın mahpus Diren Coşkun’un, cinsiyet kimliğine yönelik ayrımcı uygulamalarla erişiminin ihlal edildiği “sağlık hakkı”nı, Kaos GL Derneği’nden Remzi Altunpolat ile irdeledik.

“Sağlık hakkı”nın, “sağlıklı olmanın önkoşullarından” olduğunu hatırlatan Altunpolat, gerek uluslararası sözleşmelerde gerekse 1982 Anayasası’nın 56. maddesinde bu hakkın güvence altına alındığına işaret ediyor ve ekliyor: “Ancak sağlığın yaşama hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu ve sağlık hizmetlerinin ertelenemezliği göz önünde bulundurulursa Anayasa’nın söz konusu hükmünü 17. maddede düzenlenen yaşam hakkı ile birlikte ele almak zorunludur.”

Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklar Sözleşmesi Komitesi, sağlık hakkını şu şekilde ele alıyor: “Sağlık hakkı, sağlıklı olmak hakkı şeklinde anlaşılmamalıdır. Sağlık hakkının özgürlük boyutu, bir kimsenin, cinsiyet ve üreme özgürlükleri de dâhil olmak üzere, kendi sağlığı ve vücudunun kontrolünü elinde bulundurması, işkence, rızaya dayanmayan tıbbi ve deneysel müdahaleler gibi müdahalelere tâbi olmamasını içermektedir. Hak boyutu ise, insanların ulaşılabilecek en yüksek sağlık standardından eşit şekilde faydalanmasına olanak tanıyan bir sağlık sistemine sahip olma hakkını içermektedir.”

Devletin sorumluluğu: Saygı, koruma ve gereğini yerine getirme

“Sağlık hizmeti hakkı” ve “sağlıklı yaşam koşullarına sahip olma hakkı” olmak üzere sağlık hakkının iki ana boyutuna vurgu yapan Kaos GL Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Remzi Altunpolat, devletin insan hakları kataloğundaki tüm haklar gibi sağlık hakkı bağlamında da, “saygı, koruma ve gereğini yerine getirme” sıralamasıyla üç temel sorumluluğunu sayıyor.

“Bu doğrultuda sağlık hakkı öncelikle devlete sorumluluk yükler. Ancak sadece devlete değil, sağlık çalışanları ve tüm toplumsal kesimlere, hatta uluslararası topluma yükümlülükler getiren bir haktır. Devlete yüklenen sorumluluklar noktasında, devlet bireylerin tüm sağlık kuruluşlarına ayrımcılığa maruz kalmadan erişmesini sağlamak, tüm sağlık tesislerinin, malzemelerinin ve hizmetlerinin hakkaniyetli dağılımını temin etmekle mükelleftir.”

Sağlık çalışanları da “sağlık hakkı”nın hayata geçirilmesinde doğrudan sorumluluk sahibidir!

Devletin sağlık çalışanlarına, insan hakları eğitimi verme zorunluluğunu hatırlatan Altunpolat, “sağlık hakkı”nın hayata geçirilmesi açısından sağlık çalışanlarının da doğrudan sorumluluk sahibi olduklarını ekliyor:

“Hastalarının haysiyetlerine saygı duyacak biçimde mümkün olan en yüksek bakım ve tedavi standartlarını sağlamak, hastalara ayrım yapmadan dürüst, nazik ve saygılı olmak, hastaların özerkliğine ve kendileriyle ilgili karar verme haklarına saygı duymak, hastaların karar vermelerine yardımcı olmak için ayrımcılık yapmadan en güncel bilimsel bilgileri sağlamak, hasta mahremiyetine saygı duymak, hastalara en yüksek etik standartlara uygun davranmak, sağlık hakkı çerçevesinde sağlık çalışanlarının asgari yükümlülükleridir.”

Sağlık hakkı için sağlık hizmeti erişilebilir olmalı!

Sağlık hakkının yaşama geçirilmesi bakımından sağlık kuruluşlarının ve sağlık hizmet sunumunun erişilebilir ve kabul edilebilir olması gerektiğine işaret eden Altunpolat, “ayrımcılık yapmama, ekonomik erişilebilirlik, fiziksel erişilebilirlik ve bilgiye erişilebilirlik” olmak üzere erişilebilirliğin sahip olması gerek dört boyutunu sayıyor ve “erişilebilirlik” ilkesinin “özellikle korumasız, dışlanmış ve dezavantajlı grupların sağlık hizmetlerine ulaşımı” bağlamında ele alınmasına vurgu yapıyor.

“Kabul edilebilirlik ise, tıp etiğine saygıyı, kişi mahremiyetini gözetmeyi, bireylerin, toplulukların, halkların ve azınlıkların kültürlerine uygun olmayı, kişilerin sağlık durumunu iyileştirecek biçimde tasarlanmış olmayı içerir.”

LGBTİ’ler temel sağlık gereksinimleri açısından yok sayılıyorlar!

Damgalamaya yönelik HIV ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar söz konusu olduğunda hatırlanan LGBTİ’lerin, “temel sağlık bakım gereksinimleri açısından yok sayıldıklarını” söyleyen Altunpolat, sağlık sistemindeki cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının işleyişini değerlendiriyor:

“Cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği yüzünden yaşadığı damgalama, toplumsal izolasyon, şiddet ve ayrımcılık nedeniyle LGBTİ’ler ya sağlık kurumlarından hizmet alma/sağlık kuruluşlarına başvurma arayışına girmemekte yahut sürekli biçimde ertelemektedir. Sağlık çalışanlarının ya farkındalığa sahip olmamaları ya da farkındalığının çok az az oluşu, LGBTİ’lerin hastalanmalarına, tedavi süreçlerinde yanlış yönlendirilmelerine, sağlık hizmetlerinden etkin biçimde yararlanamamalarına yol açmaktadır. Gerek Türkiye’de sağlık sistemindeki gömülü ayrımcılık zihniyeti gerekse pratikte sağlık hizmeti sunanlar tarafından LGBTİ’lere gösterilen tepkiler, temas etmekten kaçınma noktasındaki gayretkeş çaba, hastayı tedaviyi reddetmeye varan düşmanca tutumlar LGBTİ’leri sağlıksızlığa itmektedir.”

Herkes için sağlık ifadesi kâğıt üzerinde kalan afili bir söz!

LGBTİ’lerin sağlık hizmetlerinde karşılaştıkları olumsuz tavırlar ve ayrımcılığa uğrama endişesine dikkat çeken Altunpolat, söz konusu homofobik ve transfobik yaklaşımlarla LGBTİ kişilerin sağlık hakkının gasp edildiğini belirtiyor.

“Yapılan birçok araştırma LGBTİ’lerin çoğu kez sağlık çalışanları tarafından homofobik ve transfobik yaklaşımlara maruz kaldığını, cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliklerinin anlaşılacağı kaygısını taşırken aynı zamanda bu durumu açıklamazlar ise uygun sağlık bakımı alamayacaklarını düşündüklerini, hatta fiziksel olarak zarar görebilecekleri gizlilik ihlalleri ile karşılaşabilecekleri korkusunu yaşadıklarını ortaya koymuştur. LGBTİ kişiler, geçmişte sağlık hizmetlerinde kendilerinin yahut başka LGBTİ’lerin yaşadıkları olumsuz deneyimler ve ayrımcılığa uğrama endişesi yüzünden tedavi olmak istememekte ya da tedavi olmayı geciktirmektedirler. Aynı zamanda koruyucu sağlık hizmetleri ve sağlığın tesisi için gerekli olan sağlık bilgisine de ulaşamamaktadırlar. Tam da bu noktada sağlık hakkının ve yaşama hakkının özü ortadan kalkmakta, herkes için sağlık ifadesi kâğıt üzerinde kalan afili bir söz olmaktan öteye gidememektedir.”

LGBTİ’ler için erişilebilir, kabul edilebilir, ayrımcılıktan uzak sağlık hizmeti!

Kaos GL Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Remzi Altunpolat, Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ) kişiler için ayrımcı olmayan bir sağlık sistemi ve buna uygun sağlık hizmetinin kurgulanması talebinin vazgeçilmezliği ve acil gerekliliğinin altını çiziyor.

“Sağlık hakkı hükümetlerin ve yöneticilerin mümkün olan en kısa zamanda herkesin ulaşabileceği ve yararlanabileceği bir sağlık sistemini kuracak politikalar ve eylem planları ortaya koymalarını gerektiriyorsa; LGBTİ’ler için erişilebilir, kabul edilebilir, ayrımcılıktan azade sağlık hizmetleri sunumunun gündemleştirilmesi zaten zorunludur.”

Kaos GL’den aylık nefret söylemi takibi

Kaos GL, sosyal medya ortamları ile internet yayıncılığında cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi ile LGBTİ varoluşlara yönelik ayrımcı yaklaşım, homofobik ve transfobik söylem içeren haber ve gelişmeleri takibe alıyor.

Böylece Kaos GL, internet yayıncılığında dikkat çeken, sosyal medya ortamlarında öne çıkan Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ) odaklı homofobik ve transfobik nefret söylemi üreten ve yayan haberler ile mesajların aylık takibini ve irdelemesel kaydını tutuyor olacak.

Ayrımcı, ırkçı, homofobik, transfobik unsurlar taşıyan ifadelere nefret söylemi denilmektedir. Bir gruba ya da o gruba üyeliği nedeniyle bir kişiye yönelik düşmanlıktan kaynaklanan ve o gruba yönelik düşmanlığı gösteren veya cesaretlendiren ifade biçimleridir. Nefret söylemi, nefret suçuna teşvik ya da eşlik edebileceği için, bu iki kavram birbiriyle bağlantılıdır.

Nefret söylemi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiye kararında, “nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi” olarak tanımlanıyor.

Sosyal Psikolog, Porf. Dr. Melek Göregenli, nefret söyleminin kurulmasında ve yaygınlaştırılmasında en etkili araçlardan birinin medya olduğuna dikkat çekiyor:

“Medya, dünyada ve ülkemizde nefret suçlarına yol açan ayrımcılığı oluşturan ve besleyen kalıpyargıların, önyargıların kısaca nefret söyleminin kurulmasında ve yaygınlaştırılmasında en etkili aracılardan biridir. Medyanın nefret suçları kapsamında ele alınabilecek eylemleri haberleştirme, kullanılan dil ve mağdurları ya da olayı sunma şekli, eylemi meşrulaştırmaya ve suçun altında yatan ayrımcılığı gizlemeye yol açabilir; sıklıkla böyle olmaktadır. Örneğin, Türkiye’de bütünüyle nefret suçları kapsamında görülmesi gereken eşcinsellere, travesti ve transseksüellere yönelik saldırılar, genellikle mağdurların yarattığı tahrik sonucunda oluşan eylemler gibi sunulmaktadır. Açık bir saldırı ve çoğunlukla cinayete varan ya da bizim ülkemizde ancak ölümle sonuçlandığında ‘haber’ değeri taşıyabilen suçlar, mağdurların çıkardıkları ‘olaylar’ sonucunda gerçekleşmiş, ‘doğal’ sonuçlar olarak ele alınmaktadır. Genellikle mağdurlar, faillerin ‘hassasiyetlerine’ dokunur ve cezalarını bulurlar; oysa failin hassasiyetinin tek kaynağı ayrımcılık ideolojileridir. Bu yaklaşım, sadece şiddeti meşrulaştırmakla kalmaz, aynı zamanda kendini ifade etme ve gerçekleştirme hakkının, bir toplumda kimlere ait bir ayrıcalık olduğunu da tarif eder; bu doğrudan herkesin sadece insan olmak bakımından eşit olduğu ön kabulüne dayanan çoğunu bizim de kabul ettiğimiz evrensel hukuk normlarının çiğnenmesi anlamına gelir.”

Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ) terimleri ile tanımlarını, LGBTİ’lere yönelik ayrımcılık ideolojileri ve anlamlarını, insan hakları ve ayrımcılıkla ilgili terimler ve tanımlarını ve daha fazlasını, Kaos GL Derneğince yayınlanmış “LGBTİ Hakkında Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları” kitapçığında bulabilirsiniz.

İlgili bağlantılar

Gülben Ergen: “Bir insanın cinsiyet kimliği sebebiyle insani haklardan mahrum bırakılması insanlık suçudur”

https://www.instagram.com/p/Be8u9HblGmv/?taken-by=gulben123

https://twitter.com/gulbenergen/status/961693938536058880

Avukatı Diren’in durumunu anlattı: Talepleri, temel haklar

http://kaosgl.org/sayfa.php?id=25206

Diren’den haber var

http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=25110

86 kadın ve LGBTİ örgütünden “Tutuklu transların talepleri kabul edilsin” çağrısı

http://sendika62.org/2018/02/86-kadin-ve-lgbti-orgutunden-tutuklu-translarin-talepleri-kabul-edilsin-cagrisi-474990/

Ölüm orucuna başlayan Diren Coşkun Meclis gündeminde

http://www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/siyaset/927049/Olum_orucuna_baslayan_Diren_Coskun_Meclis_gundeminde.html?

Melda Onur: Diren Vegan

http://sosyalhaklardernegi.org/melda-onur-yazdi-diren-vegan/

Trans mahkum Diren Coşkun Tekirdağ Cezaevi'nde ölüm orucuna başladı

https://www.cnnturk.com/turkiye/trans-mahkum-diren-coskun-tekirdag-cezaevinde-olum-orucuna-basladi

Tutuklanan LGBTİ Aktivisti Diren Coşkun Tek Kişilik Hücrede Kalıyor

http://bianet.org/bianet/lgbti/189190-tutuklanan-lgbti-aktivisti-diren-coskun-tek-kisilik-hucrede-kaliyor

“Kahrol düşman al sana bomba ayol”

http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=25430