Kültür Sanat

Moda ve beden hakkında düşünmenin kaçınılmaz bireyselliği

Cuma, 6 Nisan 2018
Haber: Kaos GL

Bütün bunlar arasında gidip gelirken hepsini bir arada bulunduran araştırma sahasını keşfettim: kendi bedenim, kendi tarzım. Kendi şişmanlığım, kendi queer’im.

Eda Çakmak, Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi’nin (SU GENDER) 8 Mart etrafında düzenlediği “Bedenler” temalı etkinlik dizisinin “Beden Olumlama Hareketleri: Moda ve Cinsellik” isimli panelinde yaptığı “Moda ve Beden Hakkında Düşünmenin Kaçınılmaz Bireyselliği” isimli konuşmasını yazdı:

Sabancı Üniversitesi Hocalarından sağlık antropologu arkadaşım Ayşecan Terzioğlu’nun moderatörlüğünde, seksolog Rayka Kumru’nun “Başkalarının Bedenleri Üzerinden Kendi Cinselliğimizi Anlamak: Bedenler, Süperbedenler ve Mitler” ve Beyza Ünal’ın “Nasıl Topuklu Ayakkabı Giymeye Başladım?” başlıklı konuşmalarıyla keyifli, doyurucu ve benim de çok şey öğrenerek çıktığım bir sohbet gerçekleştirdik. Konuşmaya hazırlanırken hızımı alamayıp o kadar çok not çıkarmışım ki, ziyan olmasın diye anlattıklarımı yazmaya karar verdim:

Normalde bu tarz konulmalar yaparken kendim hakkındaki kısmı ağzımda gevelediğim bir-iki cümle ile geçiştirip, “beni boşverin konuya girelim” derim ancak, konunun tamamını konuşmamın başlığından da anlaşılabileceği üzerine konunun bireyselliği üzerine kurguladığımdan bu konuşmada kendimden bahsetmekten kaçınmam imkansız. Burada sizi; kendi moda alanındaki akademik çalışmalarım ve kişisel deneyimlerim üzerinden modanın “beden olumlama” kavramıyla ilişkisini kurma yolculuğuma davet ediyorum. Fakat konuşmaya başlamadan bu “beden olumlama” denen hareketin bir tanımını vermek gerekirse;

Özetle bu, etrafımızı algılamaya başladığımız andan itibaren, üzerimize dayatılan ve benimsetilen, fark etmeden içselleştirdiğimiz beden ideallerine karşı bir başkaldırıdır. ‘İyi’ olanın ince, beyaz, sağlıklı, engelsiz ve ‘kusursuz’ bedenlerin olduğu; ‘ideal’ kabul edilen kilonun dışında, lekeli, yaralı, standardın dışında kalan bedenlerin kusur kabul edildiği değerler kalıbının kurgusallığının farkına varış ve yüksek sesle “DUR” deme hareketidir. Beden olumlama birbirimize, ama en çok da kendimize bedenimizin değerli olması için bu hayali kalıplara uymamız gerekmediğini hatırlatma eylemidir.”

Sosyal bilimler ve moda

Benim modayla ilgim, sessiz bir çocuk olarak büyürken kendimi ifade aracı olarak giyime dönmemle birlikte küçük yaştan beri bireysel düzlemde var olan bir ilgiydi. Yeditepe Üniversitesi’nde Antropoloji ve Psikoloji eğitimlerimi sürdürürken, insanı inceleyen bu alanlarda modanın iletişimsel değerinin ne kadar önemli olabileceğini ve bu alanlarda ne kadar az ilgi gördüğünü fark etmemle beraber bu moda tutkumu akademik bir araştırma alanına çevirmeye karar verdim ve antropoloji lisans tezimi bu alanda tamamladım.

Moda çalışmaları

Bu alandaki akademik ilgim erişebildiğim kaynakların sınırlılığıyla sönmek yerine, tam aksine alevlendi ve henüz yeni kurulmakta olan “Moda Çalışmaları” alanında bir yüksek lisans programına abayı yaktım. Bir sene boyunca çeşitli engellerden atlayıp zıpladıktan sonra, kapağı New York’a, Parsons The New School For Design’ın Fashion Studies yüksek lisans programına attım. Henüz oluşmakta olan bu alan, çeşitli alanlarda –sosyal bilimler, kostüm tarihi, edebiyat, vs. – moda hakkında akademik çalışma yapan araştırmacıların bilgi birikimlerinin toplandığı bir havuz, kendi lugatı ise yeni yeni ortaya çıkmakta.

Queer beden ve moda

Bu programa başlarken queer alanında çalışmak istediğimi biliyordum –  fakat iş tezimi yazmaya geldiğinde alanı daraltmam gerekti –ve ben orada takıldım kaldım. Amerika’da okuyan biri olarak Türkiye’deki queer varoluş üzerine mi yazacaktım, yoksa Türkiye’den gelen bir bakış açısından Amerika’nın queer’i üzerine mi? Bir yandan da şu “beden” meselesi vardı, fark etmeden programa başladığımdan beri moda bağlamında bedenler üzerinde sarf edilen sözcükler, bedenler üzerinde nelerin “kabul edilebilir” sayıldığı, bedenler üzerine yöneltilen manüpilasyonlar üzerine yazdığım paper’lar birikmişti… Bütün bunlar arasında gidip gelirken hepsini bir arada bulunduran araştırma sahasını keşfettim: kendi bedenim, kendi tarzım. Kendi şişmanlığım, kendi queer’im. Bu tez çalışması da kendi bedenim üzerinden düşünmeyi öğrenmemin başlangıcı olacaktı – bu süreçte öğrendim ki moda gibi beden üzerinden deneyimlenen konuları çalışırken konunun öznelliğini yoksaymak, aslında konunun önemli bir kısmından ödün vermekti.

Çalışmaya, yani bir yandan beden teorisini, bir yandan queer teoriyi tutup, moda kuramının içine örmeye başladığımda, kendim için bütün bunları ifade ederek çalışmamın iskeletini oluşturacak bir yazıya denk geldim. Sara Ahmed’in Duyguların Politikası kitabının Queer Hisler bölümünde Ahmed, “zorunlu heteroseksüellik” olarak tanımladığı normatif algının içinde queer varoluşu, bir koltuk metaforu üzerinden anlatır. “Rahat” bir koltuğa oturmaktan bahseder, bu cümleyi kurarken çoktan rahatlık sıfatını o koltuğa adamıştır bile. Sonra o koltuktakini kaldırır, bir başkasını oturtur. Bu başka beden ise, bir öncekinin son derece rahat bulduğu bu koltukta iğretidir. Koltuğa atanmış rahatlık, onun bedeninde geçerli değildir. Heteronormatif alanda queer haller için soyut bir metafor olan bu koltuk, şişman beden için ise somut düzlemde rahatsız edici derecede geçerliydi. Ve ben, bu metafor üzerinden kendi bedenimin ve şişmanlığımın queer ifademle bir bütün olduğunu keşfettim & bunu açıklayacak sözcükleri buldum.

Beden olumlamanın gerçeğe dönüştüğü an

Bütün bu süreçte elbette “beden olumlama” kavramı kafamda ve hayatımda yer edinmeye başlamıştı. Ancak tam olarak gerçeğe dönmesi, ben yüksek lisansımdan sonra Türkiye’ye dönüp “bakalım yapabiliyor muymuşum” diyerek blogumu başlatmamla oldu. Bloguma KoModa Ejderi ismini seçtim çünkü “komodo ejderi” isimli, boyu 1.60 metreyi bulabilen bu yırtıcı hayvanın “moda” sözcüğüyle birleştirilerek yaptığım bu kelime oyunu, hem çok sevdiğim ve kendi sembolüm olarak gördüğüm kertenkeleleri; hem uysal, “güzel” olmayan bir moda blogu konseptini; hem de büyük beden stili temsil ediyordu. Bu blogu açarken tam olarak ne yapacağıma dair bir fikrim yoktu, ancak bu unsurları içereceğini biliyordum. Ve böylece yazmaya bildiğim yerden başladım. Modadan ve bedenden, kendi bedenimden. Beden olumlamayı tam olarak benimseyebilmem de bu paylaşımlarla oldu: bir nevi yüksek sesle söylemek, bikinili fotoğrafını internete yükleyip bunu güzel bulabilmek ve bu küçücük eylemle hem kendinin, hem başkalarının dönüşümüne tanık olmak. Düşünmediğim bir şey olmuştu çünkü: bu hareketimden diğer şişman insanların ilham ve cesaret bulmasını hayal edebilirdim, fakat benim hiç aklıma gelmeyecek noktalardan, benim paylaşımlarımla kendilerini özdeşleştirenler oldu, ve beden olumlama benim için tam olarak bu noktada başladı.

Beden olumlama kimin içindir?

“Beden Olumlama”, çoğu zaman akla şişman kadınları getirse de aslında “şişmanlık olumlama”, beden olumlamanın sadece bir alt dalı. Bu akım, bütün bedenleri içeriyor; şiman, ince, uzun, kısa, sivilceli, kıllı, hastalıklı, engelli bedenleri kapsıyor. İnterseks bedenleri, trans bedenleri, dönüşüm halindeki bedenleri, dönüşmek istemeyen bedenleri kapsıyor. Bu hareket, “diyet sektörü” dediğimiz, bize belli bir beden normunu pazarlayarak kazanç sağlayan sektörün sunduğu norma uymayan tüm bedenleri, yani özetle herkesi kapsıyor; çünkü dergi kapaklarındaki kadınlar da gerçek hayatta dergi kapaklarındaki kadınlara benzemiyor. Bize mümkün olmayan bir ideal pazarlanıyor ki biz sürekli daha uzağa erişmeye devam edelim… Bu hareket, kimsenin o, bu veya şu sebepten dolayı bedenimizi değersiz kılamayacağını söylüyor.

“Şişman” sözcüğünü kendime dair böyle bir rahatlıkla kullanıyorum, zira benim için bu sözcük artık bir sıfattan öte bir şey değil; kumralım, 1.67 boyundayım ve şişmanım. Fakat bu sözcüğü kalabalık bir ortamda zikrettiğimde bu rahatlığımın insanları irkilttiğini adeta gözlerimle görebiliyorum. Elbette kendimiz için istediğimiz sözcüğü kullanabiliriz ve bence şişmanlığı geri almanın zamanı geldi de geçiyor bile, fakat bu, kimsenin bunu bize karşı hakaret olarak kullanmasına izin vereceğimiz anlamına da gelmiyor.

“Sağlık” derken?

Beden olumlama hareketinde şişmanlığın bu denli rahatlıkla telaffuz edilip sergilenmesi ise birçoklarının gözüne batıyor: en sık karşılaştığımız argümanlardan biri: “ama sağlık”. Bu argümansa, kendi içerisinde çok sağlıksız bir argüman, çünkü tamamen bir kişinin dış görünüşünden yola çıkan varsayımlara dayanıyor. Şişman bedenin sağlıksız olduğunu varsayarken, şişman olmayan bedeninse sağlıklı olduğu kabulüyle ilerlemiş oluyor, bu iki varsayım da eşit derecede yanlış. Bu argümanın kullanılmasındaki bir diğer sebep ise “sağlık” kavramının ta kendisi; bir kişinin şişman olmamayı, dolayısıyla sağlıksız olmamayı seçebileceğini (!) iddia ederken bu söylem, “sağlıklı” çerçevesine girmeyen bütün diğer bedenleri – kronik hastalıkları olan bedenler, engelli bedenler- de ateş altında bırakmış oluyor.

Beden olumlama ve moda sektörü

Beden olumlamayla bir “sektör” olarak modayla ilişkisine dönerken, son yıllarda bu sektördeki  aktivizmi satış yapmak için kullanma trendini göz önünde bulundurmamız gerek. Eskinin “sex sells”inin “activism sells”e dönüştüğü günümüzde aktivizmin, dolayısıyla temsil edilen bedenlerin metalaştırılması da olumlu görünen gelişmelere dahi tedbirle yaklaşmamızı gerektiriyor.  Beden olumlama hareketinin son yıllardaki yükselişi, terimi popüler kültüre ve moda sektörünün merceğine de taşıdı. Moda sektörü söz konusu olduğunda mevzubahis “kapsayıcılık”, podyumlarda daha fazla büyük beden manken, cilt hastalığına sahip birkaç modelin popülerite kazanması, bazı reklam kampanyalarında engelli modellerin kullanılmasından ibaret olsa da, bu temsiliyetin aldığı büyük alkış, sektörün geri kalanını uyandırarak daha büyük, umarız kalıcı adımlar atılmasına yol açacak.

Ne gerek var?

Konuşmamı, sıkça karşılaştığım ve çok önemli bulduğum bir sorunun cevabını vererek istiyorum: Beden olumlamaya ne gerek var? “Sen zaten çok güzel bir kadınsın, beden olumlamaya ne gerek var?” Ben de artık biliyorum güzelliğimi, ancak mesele şu ki, bu bilincimi beden olumlamaya borçluyum. Beden olumlama daha ziyade kendimiz için yaptığımız bir şey zaten… Kendimizi bildik bileli dışarıdan gelen “olumsuzlamalara”, baskılara karşı içeriden bir mantra gibi kendi doğrunu hatırlatarak dengeleme; suya dalarken burnundan tutarak üfleyip basıncı dengelemek misali… O açıdan “gerek” yani, yoksa kanıyor kulaklar (ya da her neresi kanıyorsa insanın normlardan). Yoksa ben de etrafıma bakıp onun bunun “bedenini olumlamıyorum”, beğeniyorum.