Yaşam

Kendine şişman diyebilirsin

Cuma, 6 Nisan 2018

Şişman aktivizminin kendi “iyi şişman” versiyonunu yaratmaya başladığından ve şişmanlığını istediğimiz saflıkta icra etmeyenlere karşı aktivizmin içinde aşırı bir püskürtme söz konusu olmasından endişeliyim.

Kiva Bay’in 9 Şubat tarihli “You Can Call Yourself Fat” başlıklı yazısının çevirisidir.

Kendime şişman demekten mutlu olduğum ilk zaman bu mutluluk, şiddetli bir sahiplik isteği eşliğinde geldi. Nihayet, yıllar boyu defaatle suratıma fırlatılan bir şey artık canımı yakmıyordu. Artık o benimdi. 

Diğer şişman aktivistler gibi şişman olmanın ne demek olduğunu anladığımı hissediyordum çünkü benim için şişman olmanın ne anlama geldiğini biliyordum. Ve şişman olmam, tabi ki, nasıl şişman aktivist olunacağını bildiğim anlamına geliyordu.  

Ah, şu an geçmişe bakmak öyle utanç verici ki. 

Rejim yapan kendine beden olumlama aktivisti diyemez dedim. Eğer şişman değilsen kendine şişman diyemezsin dedim. Neden diye sıkıştırıldığımda bana doğru gelen muğlak, yarım cevaplar verdim. Ve hepsi bir hiç içindi. Hepsi, kimsenin ihtiyaç duymadığı bir duvar örmek içindi. Bu kimliğin sınırlarını hasetle muhafaza etmek bitmiştir benim için. Kendine şişman diyebilirsin. Benim için sorun değil artık.

Şişman translar konusunu ele alırken, rejim ve beden olumlamanın aynı anda yapılabileceğini kabul etmek zorunda kaldım. Konuştuğum kişilerin çoğu tıbbi bakıma erişebilmek için rejim yapmak zorundaydı. Diğerleri birçok farklı sebepten kilo verme arzusundaydı. Bu sebepler arasında şiddetten korunmak, işe girmek ve bedenlerine uyan kıyafetler istemeleri vardı. Şimdi bu insanlar, arzuları olan diğer insanlardan daha mı “kötüydü”? Yoksa daha mı “iyiydiler”? Bir şiddet sistemi tarafından mağdur edilmiş kişiler, kilo vermeyi isteme sebeplerini daha “önemsiz” – ki bu da benim cahilliğimi ifşa ediyor – bulduklarımdan, daha mı iyilerdi? Ve eğer ben bu şekilde hissediyorsam, doğruculuğa giden yolda bir şekilde mağduriyeti teşvik etmiş olmuyor muydum?

Şişman aktivizminin kendi “iyi şişman” versiyonunu yaratmaya başlamasından ve şişmanlığını istediğimiz saflıkta icra etmeyenlere karşı aktivizmin içinde aşırı bir püskürtme söz konusu olmasından endişeliyim. Şişmanları korumak için inşa ettiğimiz bu evin, insanları dışarda bırakmasından, şişmanlığın bazı görünümlerinin “saf olmadığı” gerekçesiyle yeni bir hiyerarşi yaratıyor olabileceğimizden ve çaresizce ihtiyaç duydukları bu hareketten insanları dışladığımızdan endişeleniyorum.  

Ashley Nell Tipton, mide ameliyatı olduğunu açıkladığında hayal kırıklığına uğrayan çoğu kişiden biri de bendim. Ama kimin için hayal kırıklığına uğramıştım? Hayatımda hiç tanışmadığım, bana hiç bir vaatte bulunmamış biri için mi? Kendimce bir sembol, bir nesne haline getirdiğim biri için mi? 

Katherine Cross bir yazısında, trans topluluğunun (kendim de dahil) kendisine mükemmel olması gerekiyormuş gibi davrandığından ve ünlülerle aramızda geliştirdiğimiz kişisel ilişkilerden bahsetti ve bir ünlüye ifşası sonrası nasıl tekrar güvenebiliriz diye soran bir adam hakkında şunları yazdı:

Adamın öfkesi nedeniyle biraz rahatsız hissettiğimi hatırlıyorum. “Neden ona güvenmişti ki zaten?” diye merak ettim. Ben güven duygusunu arkadaşlarıma ve sevdiklerime saklıyorum. Ünlülerse eylemleri hakkında fikir yürüttüğüm insanlar sadece. Ama ötekileştirilmiş topluluklarda, örnek modellerimizin sadece başarılı insanlar olarak değil de, umutlarımızın ve hayallerimizin avatarlarıymış ve topluluklarına karşı büyük sorumlulukları varmış gibi görülmesi eleştiri almaya başladı. Bizi savunmaları için ünlülere bel bağlıyoruz çünkü onlar bizden biri, ev sahibine neredeyse hiç yer bırakmadan tüm insanlığı içinde barındırması istenen sembolik birer roller.

Bu yazıyı okuduktan sonra üzerimdeki etkisinin sürdüğünü hatırlıyorum. Ashley Nell Tipton’dan neden böyle beklentiler içine girdiğimi düşündüm. Ben kıyafet yapmıyordum; realite şovları sevdiğim de söylenemezdi. O şişman ve güzeldi, ben de bu yüzden ona bel bağladım.

Bu tek taraflı ilişkilere parasosyal etkileşim diyoruz. Parasosyal etkileşim, içerik üretici ile seyirci arasındaki hayali ilişkiyi tanımlayan bir teoridir. Bu hayali ilişkiler sıklıkla, soruna yüzeysel bir bakış getirmek isteyen birileri tarafından seyircinin sınır belirlemekteki “hatası” olarak ifade edilir. Daha işlevsel yaklaşırsak, geç kapitalizmde bu ilişki, içerik üreticileri tarafından sıklıkla teşvik edilmektedir. Ancak bu tamamen içerik üreticilerinin suçudur da demem. Belki de, bireyleri değil onları bağlayan güç sistemlerini suçlamamızın vakti gelmiştir. Temel sağlık hizmeti, barınma, eğitim, kefalet hatta cenaze masrafları için çoğumuzun başkalarından para toplamak zorunda kaldığı bir ekonomi içinde, parasosyal etkileşim yeni normal oldu. 

Ben bu denklemin iki tarafında da bulundum, bir ünlüye olan budalaca hayranlığımın üstünden çok geçmedi ve bu günlerde de küçük bir azınlığın takip ettiği bir yazar olmanın stresiyle baş ediyorum. İçine düşmenin ne kadar kolay olduğunu, bunun öznesi olmanın ne kadar yorucu olabileceğini, yeni içerik ürünleri arasında hem seyirci hem yaratıcı olarak bundan kaçmanın nasıl da imkansız olabileceğini anlıyorum. 

Biraz da bu sebepten, kendinize şişman diyemezsiniz demek istemiyorum çünkü insanlar nedense bana bu konularda kulak veriyorlar ve insanları bir davranıştan men etmek, şişmanlıklarında safiyet emretmek istemiyorum. Doğru ya da yanlış şişman olduğuna inanmıyorum, kimsenin ihtiyaç duymadığı barikatlar olmamın istenmesinden bıktım. Bu bana, görünürde karşı çıktığımız sözde “obezite salgını” çevresindeki ahlaki paniğin tekrar yaratılması gibi geliyor. Arasında Bedensiz Bölge olan bir Şişman ve Zayıf cephesi yaratmak istemiyorum. Şişmanlığın altkültürden altkültüre, nesilden nesile, bölgeden bölgeye değişen deneyim yelpazesini yansıtan, kendi kültürel esnekliğine uyan yeni anlamlarına tomurcuk vermek istiyorum. Bu mesele oldukça ırklı, sınıflı, cinsiyetli ve çevresindeki ahlaki panik de oldukça küresel. Beyaz ve Batılı biri olarak, benim bedenim ve tecrübemle uyumlu olan bir şişmanlık anlayışı ve aktivizmi talep etmeye ne hakkım var?

44 beden bir şişman, benimle aynı tür tahakkümü deneyimlemiyor. Ama o da iş bulmakta zorlanıyor ve “büyük beden” olarak etiketleniyor. Onlar Schrödinger’in Şişman Kızları; ikimizin de bedenini baskılayan bu tahakküm sistemlerinde, benim olduğu kadar onların deneyimi de açığa vurucu. 

Marilyn Wann, Fat Studies Reader’ın önsözünde, şişmanlığın, güç dinamiklerine dayanarak bireylere yapışan değişken bir imleyici olduğunu yazar. Bu, şişmanlara tahakkümün gerçek olmadığı anlamına gelmiyor. Şu noktada, kavradığımızdan daha geniş olduğu anlamına geliyor sadece.

Sözde “küçük şişman”, şişman aktivizminde gereğinden fazla mı yer kaplıyor? Şişman aktivizminde kaplayacağınız yerin sınırlı olmadığını ve şişman aktivizminin bu sınırlamaları yok etmeyi amaçladığını savunuyorum. Sözde “süper şişmanı” kapsamaya ihtiyaç duyan ve şişmanlık deneyiminin çeşitliliğine değer veren gelişmiş bir model olup ancak kalan diğer bedenlerin sesini susturan dışlama sistemlerinin kesinlikle, sesini çıkaran “küçük şişmandan” daha çok düşman olduğunu söylerim. 

Söylemem gerek ama söylersem, radikal duruşundan geri adım atıyor diye suçlanarak aforoz edilmekten korkuyorum. Aksine, umarım bu yazı niyetimin geri adım atmak olmadığını gösterir. Araştırmalarım beni; bireyle, devletle hatta küresel düzeyde ilişkiler içinde “şişman” ve “zayıfın”, güç yapılanmaları olarak gerçekten radikal bir anlayışına doğru itiyor. 

Frances Lee bir yazısında, şişman aktivizminde gereğinden sık gördüğüm bir şeyden bahseder: “İnsanlara ne yapacaklarını ve nasıl yaşayacaklarını söylemek dogmatik din ve aktivizmde yaygındır.” Şişmanlardan bedenlerinde mutlu olmalarını talep etmek, kilo vermelerini talep etmek kadar mantıksızdır. Bazı insanlar rejim yapacaktır. Zorunlu rejimin kültürel gücünü ortadan kaldırmak istiyorum ama bu, arınmak isteyen ya da spor hocası tutan her arkadaşımı hayatımdan çıkarmak istediğim anlamına gelmiyor. Aksine, benim bunları seçmeyişime saygı duymalarını isterim ve ben de onların isteklerini desteklerim; bir de açık fikirlilik ve yürekle araştırmalarımı okumalarını isterim ki onlar da okurlar. 

İnsanlardan bir kimliği sahiplenmeden önce belli bazı şeyleri deneyimlemiş olmalarını talep etmek, “şişman”ı değişken bir imleyicilikten özgürleştirmiyor ve bir öznelliğe kavuşmasını da engelliyor. Benim aktivizmimde tekil bir şişmanlık deneyimi ya da şekli olamaz ve bu sebeple, politik bir saflık adına tekil bir şişmanlık deneyimi talep edemem artık. Şişman topluluğu, insanlara “binebilmek için şu kadar şişman olmalısınız” demek için fazla önemli.

Bu yazı beni şişman aktivistler topluluğundan aforoz ettirebilir ancak güzelliğin ve şişmanlığın yeni anlamlarını, cisimleşmenin yeni ifade biçimlerini üretmek istiyorum. Ne kıskançlıkla bir kimliğin muhafızı olmak ne de başkalarının davranışlarını denetlemek istiyorum. 

Kendinize şişman diyebilirsiniz. Bu artık beni rahatsız etmiyor. Bu kelimeyi kendi mülkiyetimden azad ediyorum, o artık hepimize ait. 

Ve buraya kadar hala benimleyseniz, hâlâ benimle öğrenmek istiyorsanız, teşekkür ederim. Ama istemiyorsanız, sizi serbest bırakıyorum. Geçmiş arkadaşlığımıza dair hiçbir yükümlülüğünüz yok. Ben, bana doğru gelen yolu izlemek zorundayım. Belki en iyi yol olmayabilir, bu yüzden burada ayrılıyoruz.

Yine de iyi dileklerim seninle.