Gökkuşağı Forumu

Çukur’u geriden izlemek!

Çarşamba, 18 Nisan 2018

Uzun süredir sosyal medyamda Çukur paylaşımları oluyor. Arkadaşlarım bölümlerden parçalar atıyor diye bende bir merak peyda oldu. Genelde öyle gaza gelip izlemem, hatta kendi başıma bilgisayarı televizyona bağlayıp dizi izlemişliğim yoktur. Neyse vardır bunun da bir hikmeti diyerekten izlemeye karar verdim. Tabii ki ilk bölümde oyunculuklardan, senaryodan çok performe edilen erkeklikler ve erkekler ilgimi çekti. Ha hikaye ve oyunculuk üzerinden IMDB’den -5 alacak nitelikte olan Siyah Beyaz Aşk dizisini de başroldeki “aktör” için göz ucuyla izlediğimi düşünürsek, Çukur’da tabii ki izlenecek bir mevzu olmasa bile Vartolu Selahattin için izlemeye değer diye başladığım dizide daha ne cevherler olduğunu da izledikçe keşfetmeye devam ediyorum.

Bu arada bir dizi izlerken kendi hayatımdan bazı kesitleri dizide bir yerlere eklemlemeye çalışıyorum ama Çukur’da bir türlü olmuyor. Çukur’da kadınlar yok denilecek kadar az. İlk izlediğim 7 bölümde uçarı küçük gelin Sena birkaç kere bara gitti. Bu arada onun ailesiyle ilişkisinde kötü bir anne, ılımlı bir baba ile o kadar “uçarı” olabildiğini anladık. Kızlarını boş vermişler. Onun dışında kadınlar, evde genelde mutfakta ya da yatak odalarındalar. Evin kızları flörtleri ile buluşmak için evden kaçıyorlar. Erkekler de kocaman kocaman beylik laflar ediyorlar. Homososyal ortamlarda erkekliklerini performe ediyorlar. Ama bir şekilde dizide kendimden bir şeyler bulamıyorum. Özellikle mafyatik mahalle kültürü içinde “abiler”, “babalar” bana hep ait olmadığım bir sınıfı hatırlatıyor. Ait olmadığım ve ait olmadığım her daim hatırlatılan bir sınıfı. Tabi arzu nesnelerimin o sınıf içinde beden bulduğunu ve çoğu zaman o arzu nesnelerime de erişemez olduğum ilk gençlik yıllarım aklıma geliyor. İlk gençlik yılları diyorum malum, halen kendimi genç hissediyorum ya da en azından gençlerden hoşlanmaya devam ediyorum diyebilirim.

Çukur’da 3 erkek kardeş var. Kahraman; adıyla münhasır, erkekliğin kitabını yazan ve yazmayı öğreten abi ilk bölümde ölüyor. İki numara başrole oynayacakken asıl oğlanı anne oyuna çağırıyor. Çağılırken de “abin yapamaz, o korkuyor, o sen geldiğin için rahatladı” gibi repliklerle abiye ilişkin bir kuşku yaratıyor. Bu kuşkuyu doğrular nitelikte ortanca abi de birkaç hata yapıyor ama “işin içinde bir ibnelik olduğunu” hisseder gibi oluyor izleyici. Fakat adını da o kadar koyamadan izlemeye devam ediyorsun.

İlk bölümde abisinin “karı mısın oğlum sen” dediği, mafya olmasına rağmen “minik bir tabanca ile gezen”, abisine saldırırlarken pısan ve ilerleyen bölümlerde babasının “gözüm onu görmesin” dediği Selim’in düğümü izlediğim 7 bölümde çözülmedi. Bütün bunlar yeteri kadar “erkek olmadığını” söylüyordu bize. “Yeteri kadar erkek değilse neydi” sorusunu sorduran sahne ise, canı sıkkın bir şekilde gittiği barda, sazı eline alıp, türkü söylemesi ve sonrasında masasına gelen Celal ile tanışırken ismini ölen abisinin adı “Kahraman” olarak vermesi idi. Ve 7. bölümde ailesini sattığı avukat beyin, türkü bar çıkışı fotoğraflarını göstererek tehdit etmesi… Sonraki bölümlerde Selim “o fotoğrafları istediğin kişiye gönder” diyerek blöf yapsa da izleyiciye “var bu işin içinde bir ibnelik” diye iyiden iyiye düşündürtmeye devam etti.

Tabii ki bu kadar geriden geliyorsun bir de ahkam mı kesiyorsun diyebilirsiniz sevgili okuyucular ama lubunya mantık silsilesi içinde birkaç yorum, soru ve tespit yapasım, dizi dünyasına genel olarak da topluma bir mesaj veresim geliyor.

Selim’in karısıyla başarısız bir cinsel hayatı olması üzerinden, en güzel eşcinsel erkek klişesini yeniden kuruyor olabilir miyiz? Başarısız bir cinsel hayattan dolayı bazı “erkekler” eşcinsel olur ya da “eşcinsel erkeklerin ereksiyon problemi vardır” gibi…

Selim’in kullanmayı tercih ettiği, minik tabancanın bir fallik göndermesi olabilir mi? Ya da bilinçaltının hortladığı yer diyebilir miyiz? Bir yandan erkekliği performe ederken diğer yandan o kadar erkek bir ortamda “yeteri kadar erkek olmadığının” ifadesi mi?

Lubunyalar “korkak”, “ürkek” gibi kırılgan anlamlarla mı eşcinsel olurlar? Korkmayan lubunya yok mudur? Hepsi premses midir?

Ya da aynı diziye bir aktivist gözüyle baktığımızda:

Selim ailesi nedeniyle evlenmek zorunda bırakılan onlarca eşcinsel, bisesüel ya da transtan biri olabilir.

İşyerinde (mafyatik işler de bir şekilde iş oluyor, Selim’in karnı oradan doyuyor) açılamadığı için gizlenmek zorunda kalıyor. Açık bir eşcinsel, biseksüel erkek olarak işyerinde var olamaz!

Eşcinsel, biseksüel evlatları söz konusu olduğunda ailelerin bazıları (şükür LİSTAG, Gökkuşağı aileleri var. Yoksa ezberimiz daha doğrusu heteroların ezberi “aileler ne der”in ötesine geçmiyordu) bir kayıp duygusu yaşıyor ve çocuklarına eşit muamele yapmıyor!

Selim birçok eşcinsel, biseksüel çalışan gibi ifşa edilmekle tehdit edilmekte ve işinin getirdiği koşullardan daha ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakılmaktadır.

Tabii ki diziyi geriden izlediğim için bütün bu sorular benim izlemediğim bölümlerde cevaplanmış ve yaptığım bütün tespitlerde yanılmış olabilirim. O da lubunyalığın şanındandır der geçerim!

Bu yazıyı yazmaya aslında birinci ve ikinci bölümü izledikten sonra karar vermiştim. Bir “abilik” miti yaratılıyordu. Her daim koruyan, kollayan, kardeşi yerine dayak yiyen gibi gibi… Dedim dünyada böyle abiler var da benim mi haberim yok ya da daha küçük evrenimde benim abimle ilişkim neden böyle değil? Abim neden beni küçükken o kadar kollamadı? Sonra hem kendi abime hem diğer abilere haksızlık etmemek lazım diye düşündüm. Malum abimle benim aramda üç yaş fark vardı. Ben çocukken o da çocuktu. Doğal olarak benim mesuliyetimi üstüne alacak, vasilik yapacak bir durum söz konusu değildi. İyi ki de yapmamış, yaptırmamışlar yoksa üzülürdüm garibana. Kendisinden birkaç beden büyük bir gömleği giymeye zorlandığı için…

Tabii ki bunları düşündüren de; Selim’in bir abi olarak yapması gerekenler diye tariflenen idealler dünyasında, yapması gerekenleri yapmıyor olması üzerine çizilen profil. Toplumsal cinsiyet rolleri sadece kadın ve erkek olmak üzerinden inşa edilen roller olmakla kalmıyor. Eş, abi, mafyanın oğlu olmak gibi rol ve sorumluklar üzerinden inşa ediliyor ve bunların performe edilmesi bekleniyor. Etmediğin her durumda da eşcinsellik iması ortaya çıkıyor.

Ha unutmadan, Vartolu Selahattin karakteri erkeklik anlaşmasına sürekli ihanet ediyor. Kime ne söz verdi ise cayıyor. Anlaşmalara uymuyor. Arkadan iş çeviriyor ama dizinin ilk yedi bölümünde buram buram erkek kokmaya devam ediyor. Kimse Vartolu üzerinden “var bu işte bir ibnelik” demiyor, Vartolu erkeğin hası olmaya devam ediyor. Bu da aslında erkekliğe, kadınlığa, ibneliğe yüklenen anlamların ne kadar göreceli olduğunu gözler önüne seriyor.

Bu arada dizinin asıl oğlanı Yamaç Koçovalı ve asıl erkek İdris Koçovalı’dan bahsetmeden dizi eleştirisi yazmış olduğum için kendimi tebrik ediyorum. Yıldız Tar’ın deyimiyle, “Bazen asıl hikaye asıl oğlanın hikayesi değildir. Belki de hikaye gerçek hayatta olduğu gibi dizide anlatılmayan, üstü kapatılan ya da sadece “ima”larla kurgulanan hayatların hikayesidir.” En azından kaosGL.org’un iddiası bu yönde.

Çukur’u geriden izlemeye devam edeceğim. Bakarım kim ne kadar geriden geliyor…

Editöre not: Hep Tanju mu yazacak? Yıldız, Gözde, Aslı, yazıda Vartolu’dan, Selim’den, Kahraman’dan bahsediyorum diye sadece onların fotoğrafını kullanma. Fotoğrafta mutlaka Komser Emrah, Vartolu Selahattin, Celasun, Selim olsun.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.